"Kader Mahkûmu” Bağlamında Popülist Af Uygulamaları

Şu anda gerek hukuk tarihçileri gerekse af konusunda uzmanlaşmış hukukçularımızın çoğunlukla ittifak ettikleri dört af uygulaması vardır ki, bu zamana dek çıkarılan tüm afları zan altında bırakmıştır!

Devreye sokulduğu dönem ve şartlarda af-popülizm bağlantısını aleni şekilde öne çıkarmış ve yoğun eleştirirlere neden olmuştur. Bunlar; 1950 yılı 5677 sayılı af yasası, 1974 yılı 1803 sayılı af yasası, 1991 yılında yürürlüğe giren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun geçici maddeleri ile uygulamaya konan şartlı salıverme ve erteleme hükümleri ve 2000 yılı 4616 sayılı yasalardır.

Yoğun eleştirilere maruz kalmış bu dört af uygulaması, farklı zaman ve şartlarda işletilmesine rağmen dikkat çekici bir detaya sahiptir: Bu dört af uygulamasını tasarlayan ve devreye sokan siyasilerin tamamına yakını gerekçelerini açıklarken, toplumun şiddetle tepki gösterdiği, insanî ve ahlâkî açıdan kabul edilemez bulduğu "adi suçlar"dan hüküm yemiş kişiler için sürekli “kader mahkûmu” nitelemesinde bulunmuşlardır.

En başta ifade edelim, “kader mahkûmu” saptamasının hukukî olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Buna rağmen devletin yetkili ağızları, duygu sömürüsüne, siyasi ranta ve popülizme çok kolay evirilebilen bu kavramı kullanmaktan çekinmemiştir.

MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli, resmi Twitter üzerinden yaptığı açıklamada af kapsamını aldıkları mahkûmları “kader mahkûmu” olarak nitelemiş  “bunların talihini değiştirebilir, onların elinden tutabilir, zincirlerinden ve zindanlardan onları çekip çıkarabiliriz. Tartışma ve konuşmaya değmez mi?" ifadeleri ile af çağrısında bulunmuştu.

Yine MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, MHP’nin af teklifine ilişkin görüşlerini kamuoyuyla paylaşırken sıklıkla “kader mahkûmları” nitelemesini kullanmıştır.

Evrensel hukuk literatüründe “kader mahkûmu” nitelemesine rastlayamazsın. Daha da önemlisi, hangi hukuk kriterlerini ve tekniğini kullanarak "kader mahkûmu" kapsamına girecek suçların ve bu suçlardan ötürü hüküm yemiş mahkûmların tasnifini yapacaksınız? Böylesi bir tespit işlemi bile başlı başına anayasadaki eşitlik ilkesi ile çelişir.

Bu konuyla alakalı literatür tararken, Türkiye’de ceza affı ve ceza indirimi uygulamalarının evrensel hukuk normlarına göre değil, ülkenin içinde bulunduğu konjonktüre göre ve popülist yaklaşımlarla devreye sokulduğu iddialarını kuvvetlendiren ciddi saha araştırmaları ve anketleri inceledim… Yapılan araştırmalar çok detaylı olduğundan, daha çok konumuzla direkt ilgili olan “bu tür afların seçim yatırımı olup olmadığı” ve “affa uğrayan kişilerin ‘kader mahkûmu’ olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği hususlularında çarpıcı doneler veren kamuoyu araştırmalarına ve analizlerine yoğunlaştım.

Misal, polis akademileri bünyesinde hazırlanmış Ankara merkezli bir saha çalışmasında; polis, hâkim, savcı, avukat ve milletvekili meslek gruplarına dâhil olan kesim, %70 civarında bir oranda “kader mahkûmu” nitelemesini kabul etmeyip, kader/suç ilişkisini reddetmiştir.

Hatta tamamına yakını “adi suçlu” olarak nitelendirilen tutuklu ve hükümlüler ile bunların yakınlarını kapsayan kesimin bile sadece %51’i kader/suç ilişkisini sahiplenmiştir.

Gelelim bu çalışmanın en çarpıcı sonucuna… Saha ve anket çalışmalarında yer alan her dört vatandaştan birinin (bunların ailesi ve yakınları içinde cezaevi mahkûmu yok) adi suçluları  “kader mahkûmu” nitelemiş!

Yani toplumdaki her dört kişiden birinin ailesi ve yakınları içinde cezaevi mahkûmu olmamasına rağmen “kader mahkûmu” tanımını benimsemiş olması gerçekten çarpıcı bir sonuç.

Toplumda her dört kişiden birinin affa yatkın olması hem “ciddi” hem de “işlevli” bir orandır. Çünkü “kader mahkûmu” tanımını reddeden, dolayısıyla affa mesafeli duran her dört kişiden üç; ailesi ve yakınları içerisinde mahkûm olmadığı halde “kader mahkûmu” tanımını benimseyin her dört kişiden bir kadar homojen ve konsolide değildir. Bu yüzden sandık başında,  ¼ kesim kadar parti tercihini etkileyecek istikamette kararlı bir tutum sergilemez.

Yine benzer bir alan araştırmasında “Bir yakını cezaevinde olanlar af çıkmasını isterler” önermesiyle paralel olarak hazırlanan, “bir yakını cezaevinde olanlar af vaadine oy verirler” önermesi vatandaşlara yöneltilmiştir. Önermeye cevap veren %85’i bu varsayıma katıldığını ifade etmiştir.

Bu sonuç, genel af olmasa bile farklı başlıklar altında detaylandırılan ceza affı tasarılarının, “sadece” yaklaşan seçim dönemlerinde gündeme getirilmesini ve bu af taslaklarını hazırlayan siyasi partilerin niçin bu denli “kader mahkûmu” kavramı üzerinde ısrar ettiğini açıklıyor aslında…

Zaten af uygulamalarının; seçim propagandalarında, seçim bildirgelerinde, hükümet programlarında ve koalisyon protokollerinde yer bulması, bu yargıyı kuvvetlendiren en önemli ölçüdür!

Aslında bu tasarıları hazırlayan siyasi partiler “kader mahkûmu” kavramının, hukuk tekniği açısından temeli olmadığını çok iyi biliyorlar. Lakin yukarıdaki donelerin ve potansiyelin farkında olan siyasiler, çıkardıkları yasa teklifini “kader mahkûmu” kavramı tornasından geçirerek yumuşatıyorlar ve akabinde bu kavram etrafında meşrûiyet ve rıza üretme işine koyuluyorlar…

Bu arada yeri gelmişken yaygın bir kanaatin yanlışlığına değinmeden geçemeyeceğim…

Genelde tüm af uygulamalarının özelde ise 2000 yılında uygulanan “Rahşan Affı” olarak adlandırılan affın 2002 genel seçimlerinde DSP, MHP ve ANAP'ın sonunu getirdiği iddialarının reel bir karşılığı yoktur. Bu istikamette yapılmış ve iddiayı ispatlayacak seçmen tercihi ve davranışına yönelik ciddi bir araştırma yoktur.

2000 yılındaki af uygulaması sonunda ihale "Ben affı garibanlar için istedim, katiller yararlandı" şeklinde pişmanlık gösteren Rahşan Ecevit’ten dolayı DSP'ye kaldı... MHP ve ANAP’ta bu süreçte aktifti. Lakin bu koalisyonu oluşturan partilerin 2002 seçimlerinde dibe vurması, tamamen 2001’de ortalığı kasıp kavuran, üstüne üstlük etkisi ve şiddeti olduğundan daha fazla köpürtülen, en önemlisi bugünkü Ak Parti iktidarının da yolunu açan siyasi ve ekonomik "k r i z" ile direkt alakalıdır.

Af 2000 yılında, genel seçim ise 2002 yılında gerçekleşti. Zaten  balık hafızalığıyla maruf seçmen kapasitemizin için iki yıl uzun süre! Bizim seçmen tercihinin iki yıllık raf ömrü olamaz! 

Hülasa,

Devletin “Af” yetkisini kullanması, yani suçluları cezalandırmak hakkından feragat etmesi, ancak çok zaruri hallerde meşrû görülebilir. Eğer bir devlet, böyle esaslı bir hakkından yani ceza adaletinin sert genellemelerinden vazgeçiyorsa yahut esnetiyorsa, bunun gerekçelerini kamuoyuna net bir şekilde izah etmekle yükümlüdür.

Kader mahkûmu” tanımlamalarıyla meşrûiyet ve rıza üretilmeye çalışılan af ve af kapsamında değerlendirilecek uygulamalar, bilhassa hüküm giymiş mahkûmların mağdur ettiği çevreleri yani ateşin düştüğü ocakları rencide ediyor. Yasa koyucu bu tür popülist tanımlama ve toleranslı kavramları kullanarak, sanki suçsuz insanlar zorla cezaevine kapatılmış ve onları kurtarmak şartmış gibi bir hava oluşturuyor!

Maalesef "Kader mahkûmu” olarak nitelendirilen kesimin mağdur ettiği insanların yaşadığı maddi ve manevi kayıplar ise bu süreçte umursanmıyor! 

Hukukta genel bir kuraldır: Cezalandırmak hakkına hiç bir istisna tanımamak ne kadar sakıncalıysa, affı siyasi gayelerle suiistimal etmek de o kadar sakıncalıdır.

Tehdit ve tehlike algılamalarının ciddi seviyelere eriştiği, ülkemizin dış müdahalelere açık hâle geldiği, üstüne üstlük yaşanan ekonomik krizin yönetilmesinde güçlükler yaşandığı ülkemiz şartlarında; popülist hamlelerle devreye sokulan af ve af kapsamında değerlendirilecek sair uygulamalar, ciddi “Kamu Düzeni” ihlallerine yol açabilir.

En önemlisi, varlık sebebi milletin hukuku, güvenliği, huzuru ve esenliği olan “Kamu Kudreti” halk indinde itibar kaybeder!

Her türlü siyasi popülizme ve suiistimale kapı aralayan “Nasıl olsa af çıkarma yetkisi, TBMM’nin elindedir. Hâliyle siyasi bir gücün tekelinde olan bu yetkinin, siyasi düşünceler ile kullanılması doğal kabul edilebilir” anlayışının ortadan kaldırılmasının tek yolu vardır: İvedilikle, Türk Ceza Hukuku’nda adil ve evrensel kriterlerde yeni bir “ a f ” tanımı yapılmalıdır.

 

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.