‘Oyun Bozmakta’ Ustayız, ‘Oyun Kurmakta’ Kötüyüz!

Genelde işlerin yolunda gitmediği zamanlarda ve travmatik sonuçlar doğuran hadiseler sonrasında bu ülkenin siyaset kurumu, olan bitenlerin sorumluluğunu ilk etapta kim olduğu ve ne yaptığı belli olmayan çok tehlikeli odaklara mal ederler. Bu odak veya odakların ortak adı ‘Üst Akıl’dır ve sürekli bu tanıma atıf yapılır…

Herkes ‘Üst Akıl’ı kendi meşrebine göre tanımlamaya çalışsa da, kabul gören ve ‘Üst Akıl’ denildiğinde akla ilk gelen ABD’dir!

İlginç olan şudur ki; düşman odaklı ülke ‘güçlü’ ABD olunca ve işler kınama veya kamuoyuna kınatma noktasına gelince, şikâyet eden tüm siyasiler bunu açıkça dillendirmek yerine ‘kuş dili’yle konuşmayı tercih ediyorlar! Fakat hedef AB ülkelerinden herhangi biri veya liderlerinden biri olunca alenî ve rahat bir şekilde münakaşa edilebiliyor! Bundan ötürü ‘Üst Akıl’ kategorisinde değerlendirilebilecek ülkeler içinde ABD’nin niçin tek geçildiği daha iyi anlaşılıyor!

Zaten bilhassa 1950’lerden günümüze kadarki tüm hükümetlerimizin ve siyasi aktörlerimizin hemen hemen hepsi, bu ‘Üst Akıl’ın yapabileceği ve yapamayacaklarının sınırlarını az-çok kestirebiliyorlar! Çünkü çoğu, gerek işin başında aldıklar destek ve avantajlarla, gerekse işler ters gittiğinde maruz kaldıkları tehditlerle ama mutlaka Üst Akıl’la bir şekilde yüzleşmişlerdir!

İşte… 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişiminin ve ardından devletin aldığı ağır hasarların buraya kadar yazdıklarımla direkt alakası vardır.

Tam da bu eşikte; ABD’nin ikinci adamı konumunda ki Joe Biden'ın Türkiye ziyaretinde sarf ettiği “kusura bakmayın ama Türk milletinin ABD'den daha iyi bir dostu ve daha güçlü bir müttefiki yoktur!” sözü, kompliman veya bir alttan alma değil, bilakis Türkiye’yi kendince akıl ve mantık zeminine çekme çabasının ürünü bir tehdittir!

Biden’ın ‘Türkiye’nin, ABD’den daha iyi bir dostu ve daha güçlü bir müttefiki yoktur…’ mesajının tek doğru yanı ‘güçlü’ kelimesidir. Evet, ABD güçlüdür ama asla dost ve müttefik değildir. Sadece o kisveye bürünmüştür. Sorun yaşadığı ülkenin üstüne acımasızca bodoslama dalar, sonra makuliyet ve siyaset üretmeye çalışır! Uyanık ve kendisini sorgulayan devletlere asla tahammül etmez!

Darbe girişimi öncesi siyasi iktidarın Avrasya eksenine göz kırpmaya başlaması… Darbe girişimi sonrası Rusya-İran-Suriye ile aleni ve kapalı devre kurulan ilişkiler… Rusya ve ABD’nin kuşkulu ilişkileri… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘direkt’ birlik komutanlarına emir verme yetkisini kullanarak BM meşru müdafaa ve müdahale hakkı çerçevesi içinde startını verdiği ‘İncirlik merkezli’ Cerablus harekâtı… Son zamanlarda içimizdeki NATO üslerinde başlayan tuhaf hareketlilikler… Önümüzdeki günlerde gerçekleşecek olan ABD Genelkurmay Başkanının ve üst düzey NATO komutanlarının peşi sıra ziyaretleri ile çok önemli gelişmelere sebep düşündüğüm Cumhurbaşkanı Erdoğan’ının iştirak edeceği G-20 zirvesi...

Türkiye’nin Atlantik Eksenine karşı Avrasya Ekseni çıkışının blöf olup olmadığı yahut günü kurtarmak için başvurduğu bir stratejik hamle olup olmadığı tartışmaları önümüzdeki süreçte netleşecektir…

Hülasa,

Maalesef millet olarak ‘oyun bozmakta’ ustayız ama ‘oyun kurmakta’ kötüyüz! Tavlada iyiyiz ama satrancımız kötü! Yeri ve zamanı geldiğinde tatlı canını feda edecek düzeyde duruma vaz’iyed edebilen asil bir millete sahibiz; lakin ‘oyun kurucu’ ülke olmanın asgari şartlarına henüz sahip değiliz!

Kurtuluş savaşında bu millet İngiltere’nin ‘a planını’ bozdu; lakin ilerleyen zamanlarda devlet ‘b planında’ onlarla anlaşmak zorunda kaldı! 15 Temmuz günü bu millet ABD’nin ‘a planını’ bozdu; bakalım devletimiz ‘b planında’ yeniden onlarla anlaşmak zorunda kalacak mı?

150 yıldır savunmaya geçmiş olan bir ülkenin, 15 Temmuz gecesi her şeyi tersine çevirdiğini iddia etmek için henüz çok erken. Bekleyip göreceğiz!

Unutmayalım ki; hakikatli bir vaziyet tespitinde ve istikamet tayininde hamaset kâr etmez!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.