‘İdam Cezası’ Tartışmalarına Dair

İdam cezasına, salt bir ‘caydırıcılık’ olarak değil de, salt bir ‘cezalandırma’ olarak bakmak gerektiğini düşünenlerdenim. Çünkü ‘caydırma ve ıslah’ gerçekte başka disiplinlerin asli gayesidir; ‘ceza’ ise hukukun ve adaletin aslî gayesidir. İdam cezası verilen en ağır cezadır; belirli ağır suçlara verilir ve ‘özel’ bir cezadır.

Sadece sosyal hayatta ve vicdanlarda infial yaratan suçları işlemeye niyetleri olanları en etkili şekilde caydırmak için değil, insanların vicdanındaki adaleti ve adalete olan güveni sağlamak amacıyla ama ‘sınırları gayet iyi çizilerek ve içeriğinin genişletilmesine imkân vermeyecek bir düzenleme’ şartıyla, idam cezasına ‘Evet’ diyenlerdenim…

Lakin!

İdam Cezası’ ile alakalı teknik ve vicdani bu düşüncelerimi sınırlayan ve frenleyen çok önemli bir realite ve ilke var:

İdam Cezası ancak ‘hukuk devleti’ ve ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkelerinin sağlam olduğu ülkelerde layıkıyla ve adil bir şekilde işletilebilir. Bu şartların karşılanmadığı ülkelerde işletilen idam cezası, insanlarda adaleti kendi elleriyle sağlama güdüsü kadar tehlikelidir!”.

*

İdam konusunda toplumda yükselen talebin tek başına belirleyici olduğunu da düşünmüyorum. Misal, önümüzdeki hafta topluma bir referandumla millete ‘idam geri gelsin mi?’ şeklinde sorulsa %80’lere yakın ‘evet’ sonucu alınır! Fakat aynı millet fazla değil geçtiğimiz sene ve bu sene içerisinde bağımsız kuruluşlarca yapılan anket ve araştırmalarda, ‘bu ülkede hukukun adil işletildiğine güveniniz tam mı?’ sorusuna hemen hemen aynı oranda ‘hayır’ cevabını veriyordu!

*

Tıpkı ‘Özgecan vakası’, terör eylemleri ve pedofili ve tecavüz gibi iğrençliklerin failleri gibi; 15 Temmuz darbe girişimi sonrası bu ülkeye bu vahşet tablosunu yaşatanlar hakkındaki idam talebinin dillendirilmesini gayet insanî ve vicdanî buluyorum. Bu kadar yaşanan kayıptan sonra bu şerefsizlerle aynı havayı solumak bile ağır geliyor insana…

Fakat bu talebi karşılamaya yönelik siyaset kurumunun ortaya koyduğu hamleleri popülist çıkışlar olarak görüyor ve samimi bulmuyorum. Çünkü siyaset kurumu, câri Anayasa'nın 15. maddesinde OHAL durumunda bile suç ve cezaların ‘geçmişe’ yürütülemeyeceği açıkça ifade edildiğini çok iyi biliyor!

Anayasa değişirse ‘kanunun geriye yürümezliği ilkesi ortadan kalkabilir’ diyerek bunu bir engel olarak görmeyen iddialı bir kesimde var… Ancak, siyasi iktidarın bu konuda yani geçmişe dönük eylemleri kapsayacak bir düzenlemede topa gireceğini hiç sanmıyorum. Meclisten de gerekli desteği bulamaz. En önemlisi bu şekilde köklü ve evrensel bir hukuk kuralının değiştirilmesi, zaten eser miktarda kalan mevcut hukuku da içinden çıkılmaz bir hâle sokar.

Hülasa,

Haksız yere hayatı yok etmeye karşı, hayatın en büyük müeyyidesi olan “Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz.” ilkesi gereğince, taksirli ve meşru müdafaa kapsamı dışında kalan; planlı veya plansız, kasten ve bilinçli bir biçimde işlenen cinayet’ suçunun failine idam cezasının uygulanmasını isteyenlerdenim…

Lakin bu talebimi “İdam Cezası ancak ‘hukuk devleti’ ve ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkelerinin sağlam olduğu ülkelerde layıkıyla ve adil bir şekilde işletilebilir. Bu şartların karşılanmadığı ülkelerde işletilen idam cezası, insanlarda adaleti kendi elleriyle sağlama güdüsü kadar tehlikelidir!” gerçeği ve ilkesi frenliyor!

Maalesef, ülkemiz gibi ‘Hukuk Devleti’ ilkesinin genel ve özel şartlarının yerine getirilip getirilmediği tartışmalı olan ve yargıya güvenin diplere vurduğu bir ülkede, ‘idam cezası’ gibi telafisi olmayan uygulamalar zaten tartışmalı olan ‘adalet’ kantarının ayarını iyice bozar!

Unutmayalım ki; ayarı bozulmuş kantar, gün gelir sizi de tartar!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.