OHAL ve Önemli İki Husus!

Anayasayı askıya alacak olan darbe girişimi başarılı olsa idi, kendi halkının üzerine mermi ve bomba yağdıran cuntacıların ilan edeceği süresiz sıkıyönetimi ve bunların yaşatacağı korkunç günleri bir düşünün… Mevcut tehdit ve tehlike algılamalarını savmak ve ağır hasar alan kamu düzenini onarmak için makul süreli OHAL süreci bir elzemdir.

Toplum içerisinde OHAL’in fetö, pkk ve işid gibi odaklarla kalıp kalmayacağı ile kişi hak ve özgürlüklerine zeval verip vermeyeceği konularındaki endişeleri giderecek açıklama ise bizzat Başbakan Binali Yıldırım’dan geldi. Başbakan Yıldırım, bu süreçte temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması mani olacak düzenlemelerin yapılacağını ve ‘odak’ ve ‘suçu sabit’ unsurlar dışında, hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılmasına ilişkin takdir yetkisini mümkün oldukça daraltacaklarını ifade etti…

Ülkemizin temel savunma ittifakı; Suriye ve Irak karşında, Karadeniz’de ve Akdeniz’de sürekli tehlike altındaysa, devletin kurumları içerisinde cuntacı çeteler cirit atıyorsa, üstüne üstlük meskûn mahal çatışma ortamında mücadele ettiğimiz PKK ve türevleri ile savaş halindeyken, bir daha hata yapma şansı yoktur.

Darbe girişimi olan bir ülkede, OHAL ilanı doğal bir süreçtir. Aksi düşünülemezdi. Lakin bu sürecin son yıllarda ülkenin başına gelen en iyi ya da en kötü şey olup olmayacağını bize, hızlandırılmış karar alma mekanizmasının tatbiki ve dayandığı sınırlar gösterecektir.

*

Şu anda bu hengâme içerisinde, Doğu ve G.Doğu Anadolu bölgesinde HDP’li belediyeler, yeni bir darbe girişimi bahanesiyle tüm askeri birliklerin kapılarını ağır iş makineleri ve sivil halk görünümlü terör örgütü taraftarlarıyla kapatmış durumda… Darbe girişimini fırsat bilip, bir senedir şehir savaşlarında aldıkları ağır hasarları gidermeye ve yeniden ‘alan hâkimiyeti’ elde etmeye çalışıyorlar. Bu bir yıldır elde ettiğimiz kazanımları yok edecek ve o bölgede hayatlarını kaybeden 600 şehidimizin kemiklerini sızlatacak çok tehlikeli bir durumdur. İvedilikle bölgedeki bu duruma müdahale edilmelidir.

* *

Darbe girişimin hemen akabinde sıcağı sıcağına kaleme aldığım yazıda MİT ve Askeri istihbarat departmanlarının ihmal ve zafiyetlerine vurgu yaptığımda tepkiler almıştım. Allah’tan Cumhurbaşkanı Erdoğan bu düşünce ve iddiamızı teyid etti de ithamlardan kurtulduk!

Bence Cumhurbaşkanı Erdoğan başka bir konuda daha itirafta bulunmalı ve ‘Fetö çetesinin devlet içerisinde nasıl bu denli çöreklendiği?’ sorunun cevabını verirken, sanki bu konuda 14 senedir ülkeyi yönetenlerin hiç kabahati yokmuşçasına davranan ve sürekli başkalarını suçlayan çevreleri de susturmalıdır!

Tamam, bu Gülen Çetesi’nin devlet içindeki sızıntıları taa Özal zamanında başlıyor ama en zirve yılları 2002-2013 arasıdır. Zaten geçmişte vurgulanan ‘ne istediler de vermedik?’ şeklindeki beyanın, bu hastalıklı kişilere verilen mevkii ve kamu pozisyonlarını içermediğini söylemek mümkün değildir! Şurası çok açık ki, devlet içerisinde bu denli örgütlenen bir çetenin, 14 sene devleti tek başına yöneten siyasi iktidarın bizzat içerisinde de çöreklenmediğini kimse iddia edemez!

Adalet ve Kalkınma Partisi teşkilatları ve belediye kadrolarından tutun Milletvekili kapasitesine kadar ‘kripto cemaatçi’ kaynamadığını söylemek mümkün değildir. Fetö’cü kadrolaşma tavanda çok önemli yöneticilerin yaverlerine, özel kalemlerine ve danışmanlarına kadar sirayet ettiyse, bunların parti tabanına kadar ki kadrolaşmalarını siz düşünün!

Demem odur ki, devlette temizlik yaparken eş zamanlı olarak Ak Parti içerisinde de bu çetelere mensup ve müzahir olanlar hakkında ciddi teftiş ve çalışmalar yapılmalıdır.

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.