'Balyoz II' Olmasın!

Hatırlarsanız… Balyoz, Amirallere Suikast, Kafes, Poyrazköy, Askeri Casusluk, Fuhuş ve kısmen de Ergenekon gibi davalar; Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetini yıkmak için terör eylemi tasarlamak ve ‘darbe’ hazırlığı suçlamalarıyla açılmıştı. Bu dava süreçlerinde askeri tutuklamalarla ve yargılamalarla alakalı yüksek profilli hukuksuzluklar ve kanaat saptırmaları, o dönemin en ciddi siyasi kırılmalardandı. Bu süreç askerî vesayet anlayışı kırılmasına hizmet etse de, TSK’nin itibarını ciddi şekilde sarsmıştı.

Demokrasi ve temsili iradeyi koruma adına, hükümeti ıskat etmeye yöneldiği iddia ve kati hükmüyle, yüzlerce subayın tutuklandığı ve ağır mahkûmiyet kararlarına çarptırıldığı operasyonları gerekleştirenler, siyasi iktidarla 11 yıl uyumlu bir şekilde çalışan Gülen Cemaatine mensup ve müzahir istihbari ve bürokratik kapasiteydi!

Hızlı geçelim… AKP ve Gülen cemaati arasında 11 yıl kadar süren ortaklık, 17-25 operasyonları sonrası bozulunca her şey değişti… Bozulan ilişkiler, önce ‘ne istediniz de vermedik’ şeklinde hayıflanma düzeyinde dibe vurdu, daha sonrada ‘paralel devlet’ suçlaması düzeyinde kora kor bir savaşa dönüştü.

Bu sürecin ilk tepkimesi, TSK’ya ağır hasarlar veren kumpas davalarının birer birer düşmesi olmuştu. Akabinde bir zamanlar linç edilen komutanlardan özür dilendi. Ama olan olmuş, kurunun yanında yaşta yanmıştı…

Gel zaman git zaman roller değişti! Bu kez Türkiye 15 Temmuz 2016 günü yine TSK içerisindeki bir cuntanın kalkışmasıyla sarsıldı. Fakat Hükümeti yıkmaya yönelik devreye sokulan TSK içerisindeki askeri cunta, daha önce Ergenekon Balyoz vs gibi darbe süreçlerini bizzat yöneten Gülen Cemaatine angaje kadrolardı!

Demek ki neymiş; ‘sahte ve zorlama’ darbe süreçleri, ‘reel’ darbe süreçlerine kapı açıyormuş!

&

Dedik ya şu anda ortalık toz duman… Lakin siyasi iktidarın ‘bundan sonra’ sergileyeceği dâhili ve harici siyasetteki davranış biçimiyle, bu darbe girişiminin kendisinden onaysız icra edilmesi mümkün olmayan ABD ve NATO arasındaki münasebetleri çok önemli! En önemlisi ise, darbe teşebbüsünün failleri üzerinden TSK bünyesinde yürütülecek adlî ve idarî süreçler, bu darbenin niçin ve nasıl yapıldığıyla alakalı çok önemli gerçekleri önümüze sermemize imkân verecek.

Demem odur ki;

15 Temmuz cuntasını sevk ve idare edenlerden tutun, planlı ve gönüllü bir şekilde kalkışmaya iştirak edenlere, halkının üzerine canice mermi ve bomba yağdıranlara idam yolu dahi açılsın…
Müstahaklardır.
Ama ‘darbe zihniyeti’ni ve ‘darbeciliği’ ağır biçimde cezalandıracağız diye geçmişte yapılan hataların aynısı yapılmasın; yani kurunun yanında yaş da yakılmasın!

Şu anda tutun ülkemizin bekâ faktörleri, çevre coğrafyamızdaki tehdit ve tehlike algılamaları yüzünden, önce darbe süreçlerinden daha ağır bir risk altındadır. Umalım ki; bu işler geçmiş Balyoz ve türevleri davalarında olduğu gibi, Batı merkezli olarak şekillenen Türkiye’ye ve Türk Ordusu’na karşı açık/örtülü operasyonlara dönüşmesin!

Bu darbe bahanesiyle TSK; ABD’nin bölgesel planlarına karşı bir mukavemet gücü olma değerini yitirecek derecede ve ‘koçbaşı’lık misyonuyla sınırlandırılmış bir şekilde yeniden dizayn edilmesin!

&

Siyasi iktidar artan kutuplaşma ve keskin ayrışmaların, darbenin kendisi kadar bekâ faktörlerimizi tehdit ettiği bilinciyle hareket edip, Türkiye’de ‘milli birlik ve kardeşlik’ havası estirmelidir. Şu anda bu fırsat eline geçmiştir. Aksi halde, işler iç savaşa ve toprak kaybına kadar giderse; ABD'nin bu ülkeye getireceği demokrasi, Irak’a ve Suriye’ye getirdiğinden ve vaat ettiğinden daha iyi olmaz!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.