Siyaset Kurumunun Acil Gündemine Önerilerim

Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde, hain bir askeri darbe girişimine sahne oldu. Yönetime el koymak için harekete geçen kahpe unsurların bu kalkışmasıyla alakalı şimdilik açığa çıkabilen bilgi setleri, ciddi bir vaziyet tespiti ve istikamet tayininde bulunmak için henüz yeterli değildir. Bazı detaylar belki de hiçbir zaman açıklığa kavuşmayacaktır. Lakin bu darbe girişimin içeriği, dış bağlantıları, siyasal ve bürokratik kapasitesiyle etkileşimleriyle alakalı detaylar, ilerleyen günlerde daha da netleşecektir.

 

Lakin içinde bulunduğumuz durum itibariyle ilk etapta vurgulamak istediğim noktalar şunlardır:

1-) Ordunun içerisinde aktif bir darbeyi planlayan ve tatbik eden kurmay kademesindeki kanı bozuklar kadar; bu işi öngöremeyen, darbe yapacak raddede kadrolaşmalarının önünü alamayanlar ve bu tür bir kalkışmaya karşı bir harekât planı hazırlamadıkları anlaşılan ‘tedbirsiz’ kurmay kademesindekiler de suçludurlar ve behemehâl yargılanmalıdırlar.

2-) Ve dahî ülkenin genel istihbaratından sorumlu olan, istihbarat kurumları da bu menfur darbe girişimi sürecinde ağır ihmalli ve kusurludur. Çünkü bu ülkenin istihbarat kurumları; tehdit ve tehlikeleri ‘önceden’ görüp, önleyici ve müdahale edici güvenlik güçlerine bilgi vermekle sorumludur!

Milli İrade’nin ve ‘Kamu Kudreti’nin haince bir darbeyle bloke edilişi ‘planlanırken’ ülkemin istihbarata kurumları ne neredeydiler? Birileri kitlesel katliamlara neden olan terör eylemleri ve darbe teşebbüsleri ile ülkemizi bir operasyon sahası haline getirirken, bu faaliyetleri ‘önceden’ görmekle ve önlemekle mükellef olan kurumlar niçin sürekli “ellerinde imkân olup da neleri yapmadılar?” tartışmasının açılmasına yol açıyorlar? Niçin bu kötü işleyişe, ülkeye ve millete ağır hasarlar vermeden müdahale edilmiyor?

3-) Bir tarafta darbeye karşı çıkan masum insanlara ateş açan gözü dönmüş asker kitle, diğer tarafta, ‘bizi buraya; IŞİD saldıracak köprüleri tutun karşı gelene karşı koyun emriyle gönderdiler’ diyen ve halkla karşı karşıya geldiğinde teslim olan erbaşın kafasını tekbirlerle kesen ve onlara işkence eden kitle…

Zaten ülkemizde toplumsal kutuplaşma derece ve kapsamı itibariyle artmış, siyasi ve toplumsal iç etkileşimleri ‘kritik’ eşiklere dayanmıştı. Fakat Türkiye’de iyiden iyiye keskinleşen kutuplaşma ve ayrışma etkileri, bu hain darbe girişimi sonunda başlı başına ‘milli güvenlik’ sorunu halini almış durumdadır!

Eğer kurumsal siyaset zemini her aşırı zayıfladığı durumda, mevzii kazanmak adına siyaseti ve meşrûiyeti sokağa taşıtarak konsolide etmeye devam ederse, Allah korusun bu kutuplaşma ve ayrışmalar kitlevi şiddete doğru gider…

İktidarından muhalefetine kadar herkes aynı gemide yol alındığını unutarak, farklı dümenler tutacak çareleri gündeme getirmemelidirler!

Siyasi iktidar; toplumun tamamına yakınının Müslüman olduğu bu ülkede, Müslümanlara birbirlerine kardeş olmaktan başka seçenek sunmayan bir dinin avantajlarını siyasal kültürümüze yansıtama konusunda her zamankinden daha fazla gayret göstermelidir. Toplumsal barışın en önemli formülü budur. Bu konu ‘komşularla normalleşme’ sürecinde harcanan çabalardan çok daha mühim ve önceliklidir.

Hülasa,

Bırakın demokrasiyi ve milli iradeyi, insanlığa ihanet olan askerî darbelerin ne olduğunu unutmuştu herkes! Lakin bugün bulanık suda herkesin balık avlamaya çalıştığı bir süreçte, çok travmatik bir darbe teşebbüsü yaşadık. Hâliyle, makuliyet ve tolerans seviyesi de diplere vurmuş durumda… Bir kesim kahraman/kahramanlık istihsâli işleri ile iştigal ederken, bir başka kesim ise paranoyaların esiri olmuş durumda! Maalesef böyle bir ortamda akıtılan kanların ve gözyaşlarının acısına bile topyekûn ve lâyıkı veçhile ortak olunamıyor!

Dedik ya, Türkiye’nin bu çap ve hacimde dış müdahalelere açık olduğu ortaya çıkmamıştı. Ülkemizin bundan sonrası için daha da karamsarım artık. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacağını ve fırtınalı günlerin bizleri beklediğini düşünüyorum…

Siyaset kurumunun acil gündemi Türk siyasi sistemini, dış müdahaleye karşı diplomatik-siyasi etkinlikle dirençli hale getirmek ve ‘toplumsal barışı’ sağlamaktır. Bunu mutlaka başarmak zorunda…

Çünkü… Geçmişte de ağır bedeller ödeyerek tecrübe ettiğimiz gibi: Eğer ortada bir darbe varsa maç 90 dakika sürmüyor!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.