483 Şehit, 2859 Yaralı!

TSK önceki gün, 24 Temmuz 2015 tarihinden beri ‘Meskûn Mahal Savaşı’ kapsamındaki operasyonlar sırasında; toplam 483 güvenlik görevlimizin şehit olduğunu, 2 bin 859 güvenlik görevlimizin de yaralandığını açıkladı.

Bence şu anda Türkiye’nin en önemli gerçeği bu haber! Bununla alakalı, en marjinalinden en rağbetlisine internetteki çeşitli haber grupları ve forumlarını, insanlar ne diyor diye dolaştım… Çünkü ulusal medyaya nazaran daha özgür ve müdahalesiz olan sosyal medya mekânları, içinde yaşadığımız toplumunda bir nevi izdüşümü... Burada okuduklarım daha önce bu köşede kaleme aldığım “Şehit Vermeye Alışmış Bir Toplum İnşâsı!” başlıklı yazımda vurguladığım; ‘ortak’ hissiyat ve reflekslerimizin yozlaştırıldığı ve ‘acıyı sahiplenmeyen bir millet’ haline getirildiğimiz istikametindeki tespitlerimi teyid eder haldeydi…

Bir kesim, ‘şehit haberlerini’ sürekli gündeme getirenleri şehit tüccarlığıyla suçluyor, kimileri ateşin düştüğü yer olan şehit yakınlarını fevri davranmakla ve rol yapmakla suçluyor, kimileri ise şehitlerimizin verdiği mücadeleyi ‘Yeni Türkiye’ uğruna verilen bir yapay bir mücadelenin sonucu olarak görüp bu yüzden ‘duyarsız’ kaldığını itiraf ediyor… Kozmopolit bir kesim ise, faturayı ulus devlete ve üniter devlet yapısına kesiyor ve ‘ne olur yani, ayrılmak isteyenlere istedikleri verilse de insanlar ölmese’ sığlığında ve romantizminde konuya yaklaşıyor…

Aralarında ‘biz ne ara böyle bir toplum olduk?’ diye sorusuna makul cevaplar veren ve isabetli hükmedenler yok muydu? Tabii ki vardı… Bunların geneli de bu duyarsızlığı ‘ülkeyi yönetenler ne ekiyorsa onu biçiyoruz aslında’ şeklinde özetliyorlar. Ayrıştırmacı, kutuplaştırıcı, ötekileştirici politikalar güdüldüğü, doğan çocuğun bile borçlu doğduğu ve insanların devlet gibi çarkını borç içerisinde döndürmeye çalışıp ayakta kalmaya çalıştığı bir ülkede, bırakın şehit haberlerine duyarsızlığı, insanların kendilerinden bir şeyi düşünmeyecekleri hükmünü veriyorlar!

Her 24 saatte bir vatandaşlarının hafızası sıfırlanan bu güzel ülkede, engel olunamaz bir uykunun içinde olan ve sürekli güzel rüyalar gören bir kesim var ki; onlar bu şehit haberleri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘yeniden vatan yapmaya çalışıyoruz!’ dediği ülkenin bir bölümünde olup bitenlere dair ‘ne düşünüyorlar?’ diye sakın sormayın!

*

Her devlet gibi ‘asayiş’ kavramının üzerine bina edilen bizim devletimiz, bekâsı ve vatandaşının asayişini temin için, 80 milyon insandan birilerinin yapması gerekenleri yapıp şehit ve gazi olanlara, diğer vatandaşlarından daha fazla saygı göstermeli ve daha imtiyazlı davranmalıdır.

Devleti yönetenler her şeyden önce, şehitlerimiz hakkında "savaşta hayatını kaybeden devlet personeli" intibaını uyandıran yaklaşımlardan ve bu anlayışla sınırlı düzenlemelerden vazgeçmelidirler.

Daha sonra, "şehitlerimizi Chopin'in cenaze marşı yerine Itri'nin tekbiriyle mi uğurlayalım" sorunsalı gibi suni gündem saptırmaları arasında kaynayan/kaynatılan asıl meseleye odaklanmalıdırlar!

Merhum Akif’in ‘yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana…’ şeklinde vurguladığı ‘sizin için ne yapılsa azdır’ minnet duygusu ve şuuruyla, aziz şehitlerimizin hatıralarına ve ailelerine ‘gerçekten’ sahip çıkılmalıdır.

Peki, bunun için neler yapılmalıdır? Aslında çok fazla kafa yormaya gerek yok!

Bu ülkede siyasi iktidarla direkt etkileşimli iktisadi networklar var ya… Hani, aldıkları ihalelerden kâr etmeleri için hazine garantisi alan, finansmanları için kamu bankaları emirlerine amade edilen, sessiz sedasız borçlarının üstü çizilen ve vergi affına uğrayan…

Ya da bırakın bunları… Hani, yaklaşık 5 ay milletvekilliği yapıp 22 saat çalışan ve 1 Kasım’da yeniden aday gösterilmeyen milletvekillerine bile ‘ömür boyu’ sunulan kıyaklar vardı ya…

İşte, ‘Devlet’ eliyle bu kesimlere sağlanan ‘imtiyazların’ ve ‘avantajların’ çok azı, şehitlerimize ve yakınlarına verilsin, yeterde artar bile!

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.