Politik Kuma Krizi!

Çok partili siyasi tarihimizin ‘tek başına’ en uzun iktidar sürecini yaşayan Adalet ve Kalkınma Partisi tecrübesi, ‘Lider’inin ‘kült’ halini alma süreciyle eşgüdümlü bir şekilde arka planda büyüyen/büyütülen güçlü bir networka sahiptir: Danışmanlar, bizzat ‘Lider’in sevk ve idare ettiği imtiyazlı ekonomik ağlar, üç dönem kuralına takılan eski bakan ve vekiller, direkt lidere bağlı gözde bürokrat kadro; geldikleri yerlere sövdükçe ve cephe açtıkça ‘Lider’ nezdinde kolaylıkla mevzî tahkim edebildiklerini keşfeden başka partilerden gelen siyasi keneler; mevcut siyasi iktidarın devri değişse -bırakın gazeteciliği ve medya yöneticiliğini- manavlık dahi yapamayacakları bilinciyle sadakat çıtasını sürekli yükseltmek zorunda kalan yazar-çizer-yorumcu takımı gibilerden müteşekkil ‘gölge’ bir yapı…

‘Liderin’ arkasında konuşlanan bu network, genellikle rutinin dışına çıkılamadığı durum ve alanlarda, ‘iktidar’ ve ‘rızâ’ üretmek adına faaliyetlerde bulunur. Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan, halk tarafından doğrudan seçilmesinden ötürü geniş temsiliyeti bulunduğu gerekçesiyle ‘Partili Cumhurbaşkanlığı’ dönemi başlattı. İşte bu istikamette; Meclis grubunda, Kabinede ve idarede hacimli-kritik kararları tek başına verilmesi gibi ‘iktidar’ üretme işleri, çoğunlukla bu gölge network marifetiyle pratiğe geçirilmiştir!

62. Hükümetin başına getirilen A.Davutoğlu’da, Erdoğan’ın tarz-ı siyasetini taklit ettiği için, zamanla tıpkı ‘Lider’ gibi iktidar ve meşrûiyet üretecek kendi gölge networkunu kurmaya başladı… İşte ‘Pelikan Darbe Süreci’ adı verilen, Davutoğlu ve networkunun ‘Lider’in iktidarına ‘şirk’ koşan bir yapı olarak görülüp devre dışı bırakılmasıyla neticelen süreç, bu networkların çatışmasının bir sonucudur!

Rus uçağını düşürme talimatını Davutoğlu’nun verdiği iddiaları… Davutoğlu’nun ‘müttefiklerimizle mutabakatsız Suriye’ye kara gücü sokabiliriz’ çıkışları… TSK ile uyumu, Erdoğan’ın zor bela aldığı Beyazsaray dışında gerçekleşen gayri resmi Obama randevusunu, Hoca’nın iki günde aldığı müstakbel Obama-Davutoğlu fotoğrafının doğuracağı riskler… Kadro atama krizleri, Başkanlık ve buna endeksli müstakbel anayasa sürecini ağırdan almalar filan… Bunlar görünen nedenlerdir…

Asıl sebep; ‘siyaset üreten’ ve ‘operatif hamleler’ yapan, mekaniksel ve ahlâken nötr olan, kendilerini siyaset kurumunun/kişilerinin üstünde gören, , sadece ‘Lider’e yani gayeye yaslanarak meşrûiyet iddia edebilen, ‘Lideri’ kaybetme kaygısıyla dolaysıyla sahip oldukları imkân ve avantajları kaybetme korkusuyla motive olan, ‘kraldan fazla kralcı’ yapıların neden olduğu bir çeşit 'Politik Kuma Krizi’dir!

Hani kocası üstüne kuma getirince, eşine sadık ve itaatkâr ‘asıl kadın’, içerisinde barındırdığı gizli mücadeleci ve başkaldırıcı gücünü ortaya çıkarır ya… Siyasette de benzer motivasyonlarla güdülenen tepki ve hamleler yaşanır!

Zamanında Galata kulesinden Üsküdar doğancılar semtine uçarak giden Hazerfen Ahmet Çelebi hakkında IV. Murad’ın kulağına ‘bu âdem pek havf edilecek bir âdemdir, her ne murad ederse elinden gelür! Böyle kimselerin bekâsı caiz değildir’ şeklinde fısıldayan zihniyetle, Bugün Tayyip Erdoğan’ın kulağına fısıldayarak ‘istikamet’ veren zihniyet aynıdır! ( Davutoğlu’nun, adaşı Hazerfen kadar başarılı biri olduğunu düşünmüyorum. Vurgulamak istediğim şey; siyasi tarihimizin her devrinde güç ve iktidar sahibi padişahların kulaklarına fısıldayan işgüzar networklar dünde vardı bugünde var! )

Hülasa,

1 ) Âcizane bu sürecin bununla kalmayacağını, siyasi ve hukuki başka ederlerinin de olacağını düşünüyorum! Nasıl ki egemenlik haklarımıza ağır hasarlar veren Çözüm Süreci’nin vebali ileride bu süreci yürüten bürokratik kapasitenin üzerine yıkılmaya başlandı (valilerin suçlanması gibi) ve devamı gelecekse; yine egemenlik haklarımıza ağır hasarlar veren başarısız Suriye politikalarının vebali de Davutoğlu ve networkunun üzerine yüklenip işin içinden çıkılmaya çalışılacaktır!

2 ) Mevcut Anayasal mimari içerisinde yetkilerinin sınırlarıyla birlikte sistemi de zorlamaya devam eden bir ‘Partili Cumhurbaşkanı’ olduğu müddetçe, Davutoğlu’nun yerine getirilecek her yeni AKP Genel Başkanı, aynı Davutoğlu gibi kat’i vesayet altına girecektir! Bu durum siyasi sistemin kaderiyle değil, ziyadesiyle Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kaderiyle ilgilidir… Eğer sistem daha fazla zorlanır ve tahribata uğrarsa, Erdoğan’ın ‘Partili Cumhurbaşkanı’ olarak yaslandığı partisinin sandıktaki başarısı üzerinden mutabakat sağlaması hayli zorlaşacaktır!

Belki de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ardındaki networkun, muhalefetsiz bir Türkiye’de bundan sonraki en büyük rakibi Adalet ve Kalkınma Partisi olacaktır!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.