‘Dolmabahçe Mutabakatı’ Niçin ve Nasıl Ortada Kaldı?

Malumunuz gündem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta Adana’da bir törende ‘Dolmabahçe Mutabakatı ne ya? Yok böyle bir şey!’ çıkışına kilitlenmiş durumda… Lakin bu merkezdeki tartışmalar medyada farklı bir mecraya doğru sürükleniyor. Bu konu, bilhassa 2009’dan beri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konjonktüre göre tavır alıp farklı zamanlarda farklı konuştuğu ve sıkça keskin dönüşler yaptığı beyanlar zincirine yeni bir halka eklenmiş gibi sunuluyor. Buradan da istihza ve kinaye ağırlıklı muhalif argümanlar üretiliyor…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Dolmabahçe Görüşmeleriyle alakalı son beyanını ‘dün söylediğini bugün inkâr ediyor’ şeklindeki alışıla gelen bir Tayyip Erdoğan davranışı olarak değerlendirmiyorum.

Hatırlarsınız, Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen sene Mart ayında Ukrayna seyahati dönüşü uçakta ‘Dolmabahçe Görüşmesi’yle alakalı bir beyanda bulunmuştu. O beyanla geçen haftaki beyan arasında pek farklılık yok aslında... Erdoğan, bugün medya da yaygın olarak ele alındığı gibi ‘Dolmabahçe Görüşmesi'ni inkâr etmiyor! Sadece orada yapılan görüşmede bir ‘mutabakat’a varılmadığını iddia ediyor. Yahut Bülent Arınç’ın ifade ettiği gibi ‘evet böyle bir mutabakat oldu ama uygulamaya sokmadık’ beyanını kendine has üslubuyla teyid diyor!

İşte bu noktada sonra sadece işler değil, kafalarda karışıyor!

Kafa karıştıran ilk nokta; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte yaşanan bu süreci, bilhassa meskûn mahal savaşının hacmini ve şiddetini arttırdığı, TSK’ nın inanılmaz bir şekilde duruma vaz’iyed etmeye çalıştığı bu günlerde tekrardan ısıtıp servis etmesidir! Çünkü Cumhurbaşkanının bu istikamette ciddi bir sıkıntısı olmasa, Çözüm Süreci’nin en açmaz ve ‘meşrûiyeti’ en fazla tartışılan parçalarından biri olan ‘Dolmabahçe Görüşmesi’ni kesinlikle gündeme dahi getirmeyeceğini düşünüyorum!

Dolmabahçe’de mutabakata varılmadı’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorulacak tek bir soru var: HDP/Kandil/İmralı temsilcisi Sırrı Süreyya Önder, Öcalan’ın hazırladığı 10 madde üzerinde mutabakata varılmış gibi medya karşısında okurken, orada hâzır olan Yalçın Akdoğan, Mahir Ünal, Efkan Ala niçin görüşme neticesinde bir mutabakata varılmadığını ifade etmediler?

Hükümet adına söz alan Yalçın Akdoğan; ne ‘mutabakat yok’ dedi, ne de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iddia ediği gibi iki ayrı mutabakat metninin varlığından bahsetti. Hatta sanki mutabakata varılmışçasına dilek ve temennilerle yüklü hamasi bir açıklamada bulundu…

*

Kim ne derse desin… O gün orada bir mutabakata varıldığını düşünüyorum. Çünkü ortada bir mutabakat olmasaydı orada hâzır olan Hükümetin en önemli üç bakanının ‘Süreyya önder görüşmeyi kendi açısından anlatıyor. Biz bunda henüz mutabık kalmadık. Bu mutabık kalmadığımız hususları kabineye götüreceğiz kararı orada vereceğiz’ diyeceğinden eminim!

Bence o gün orada hâzır olan Hükümet temsilcilerinin yaşadığı sıkıntı şuydu: Dolmabahçe görüşmelerinde anlaştıkları ve Sırrı Süreyya’nın medyada ilan ettiği mutabakat metnini kime gidip onaylatacaklardı? ‘Çözüm Süreci’ne devam mı, yoksa tamam mı?’ noktasında ikiye ayrılmış Hükümete mi? Yoksa onun üzerindeki irade Erdoğan’a mı? Çünkü Dolmabahçe’de ki Bakanlar adresi ‘kim’ gösterirse o yanacaktı! Bu yüzden hem Erdoğan hem Hükümet bu mutabakatı üstlenmedi!

Şu anda HDP’nin ‘kardeşim bizi Dolmabahçe de bir araya getiren, oradaki hükümet yetkililerini seçen, oturma düzenine kadar müdahale eden kim?” sorusuna Erdoğan’ın muhatap olmamasını anlıyoruz da, o gün orada olan Hükümet yetkilileri niçin almaza yatıyor?

Anlaşılan o ki; Sırrı Süreyya içlerinde en kurnazı olarak Dolmabahçe’de topu ortaya attı ama orada hâzır ve nâzır olan siyasi iktidar kanadı temsilcilerinden kimse tutmadı! Hâliyle kimsenin üstlenmediği mutabakat metninin ‘adresleme’ işini de onlar yaptı! HDP’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı adres olarak göstermesinin, hangi siyasi ve hukuki karşılığa konu olacağını ise ancak zamanı gelince görebileceğiz!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.