‘Atarlanma’ Odaklı Dış Politika Stratejisi!

Hatırlarsanız, Can Dündar ve Erdem Gül’ün duruşması sırasında selfie çeken konsoloslara Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tepkisi hayli sert olmuştu… Haliyle Cumhurbaşkanı Erdoğan diplomatik kriz sınırlarında çok sert açıklamalar yapınca siyasi iktidara yakın medyanın yazar ve yorumcuları da mangalda kül bırakmamışlardı…‘Bordo klavyeli’ yazarlar bırakın atar yapmayı, en hafifi ‘lan’lı olan bolca sinkaflı muhteva ile konsoloslara peşi sıra giydirmişlerdi…

Ardından AB’den sert cevaplar gelmişti… Hatta ABD bile, Dışişleri Bakanlığı düzeyinde topa girmişti! AB başkentlerinden Türkiye’ye art arda ‘aday ülke’ olduğunu hatırlatan açıklamalar yükselmişti… Brüksel’den yükselen açıklamaların ortak noktası ise ‘Açık bir davayı izledik. Cumhuriyet’e gittik ama eğer Sabah gazetesi davet etse onlara da giderdik. Çünkü işimiz bu. Başkentlerimizi bilgilendirmekle görevliyiz’ şeklinde olmuştu.

Şimdi bu hatırlatmadan sonra sadede gelelim ve o günlerde sıcağı sıcağına sorulamayan, lakin bugün ‘mutlaka’ sorulması gereken ‘mühim’ soruları soralım:

Madem bu diplomatlar uluslararası düzeyde devletleri ilgilendiren bir konu başlığıyla açılan bir davayı takip etmenin ve ülkelerine rapor etmen ötesinde ‘kötü niyetlere’ sahipler… Madem bunlar bir ajan gibi bu ülkede protesto eylemlerine katılıp, üstüne üstlük ülkemiz aleyhine dünya medyasını yönlendirmeye kalkışıyorlar… Derhal diplomatların ajanlık yaptıklarından şüphelenildiği veya ciddi hoşnutsuzluk durumlarında devreye sokulan ‘Persona non grata’ (istenmeyen adam) süreci işletilerek, bunların ülkelerine geri gönderilmesi gerekmez miydi?

Bir ülkenin en tepesindeki yöneticiler tarafından alenî suçlanacak raddede, iç ve dış kamuoyuna faş edilen bu tip diplomatlar, dünyanın hiçbir ‘bağımsız’ ve ‘güçlü’ ülkesinde görevine devam edemez!

Peki, Türkiye’yi yönetenler ne yaptı? Sadece gürültü!

Sadece medya önünde bu konsoloslara yapılan atarlarla ve ilgili ülkelerin başkentteki temsilciliklerinin Dışişlerine çağrılmasıyla yetinildi! Öyleyse ne diye uluslararası düzeyde krizlere neden olacak şedit beyanlarda bulunuldu?

Şimdi biri çıksa dese ki; Cumhurbaşkanımız meğerse diplomatlara değil, seçmenine seslenmiş..! Her şey, “Vay bee… Nereden nereye geldik? Cumhurbaşkanımız ve siyasi iktidar ülke çıkarları için yeri geldiğinde ‘yemişim diplomasisini’ diyerek Viyana Konvansiyonu’nu bile sallamıyor!” anlayışını seçmen algısına yerleştirmek içinmiş dese… Bu yoruma kim itiraz edebilir?

Benzer bir enteresanlık da Alman mizahçılarla yaşanan krizde karşımıza çıkıyor. Konuyla alakalı en ‘isabetli’ değerlendirmeyi uzun yıllar Almanya’da yaşayan ‘onuncu köy’ün müzmin sakinlerinden değerli yazar arkadaşım Emine K. Arslaner yaptı : “… Dört Milyon Türk'ün yaşadığı bir ülkenin medyasının Türkiye'deki bir yönetimi veya ünlü bir kişiliği eleştirmesi, takdir etmesi veya hicvetmesi abes değildir. Abes olan, bir televizyon kanalında eğlence maksatlı yapılan bu hicvin, Türkiye’yi yönetenlerin veya onlara akıl veren danışmanların değerlendirme ve stratejileri diplomasi krizine çevirmeyi başarmasıdır! Siz tenkit içeren bir mizah denemesini ülkeler arası sorun haline getirirseniz, o mizahın dozunu yükseltmiş olursunuz sadece. Extra 3'ın yaptığı komediye verilen ağır tepki, bir başka kanal üzerinden Cumhurbaşkanına hakaret ve küfür içeren bir rezaletle karşılık buldu. Bu biz Türkleri çok üzdü… Ne yazık ki, yanlış diplomatik hamleler neticesinde en fazla 100 bin kişinin izleyeceği skeçler, milyonlar tarafından izlendi!

Anlayacağınız… Adalet ve Kalkınma Partisi'nin asıl ‘yumuşak karnı’nın sanıldığı gibi ekonomi değil, dış politika olduğu konusundaki ısrarım boşuna değil!

Hülasa

Uluslararası teamüllere uyamadığımız için, onları kendimize uydurmaya çalışıyoruz! Ülkesindeki diplomatlarla kavga eden ama ülkeleriyle arayı iyi tutmaya çalışan tek ülkeyiz!

Bir de… Hep söylüyoruz; Cumhurbaşkanının en büyük düşmanları ona en yakın duranlardır!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.