Ey 'Vatansever Türk Aydınları' Geç Kaldınız!

Milliyetçi, muhafazakâr, siyasal İslamcı, gelenekçi, vb. unsurlardan müteşekkil kısaca ‘sağ’ diye nitelendirildiğimiz kesim; genelde bir yanlışa engel olurken değil de, bir şeyleri desteklerken bir araya gelirler! Bizim mahallenin tepkiselliği, genelde ödenecek bedelin ve kaybedileceklerin (rızık, kariyer, özgürlük) minimize edildiği ve otoritenin gadrine uğrama riskinin olmadığı zaman ve şartlarda tezahür eder!

‘Zor’ zamanlarda inançlarına, fikriyatlarına ters düşen hususlarda mücadele etmek yerine genelde ‘karışmama’ faaliyetini tercih ederler! Bunun için sıkça ve haklı olarak ‘maslahatçılık' ve ‘orta yolculuk'la itham edilirler!

Mesela bunun bir örneği geçtiğimiz günlerde yaşandı. Malumunuz ‘anayasal’ bir kuruluş olan YÖK’e bağlı devlet veya vakıf üniversitelerde görevli bir grup akademisyen, bu ülkenin egemenlik haklarına başkaldıran bir terör örgütüyle mücadele eden askerini ve polisini ‘katliamcı’ olarak nitelendiren bir bildiriye imza atarak ‘resmen’ suç işlediler.

Bilhassa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sert çıkışından ve sürekli bu konunun gündemde diri tutulmasından sonra, PKK’ya müzahir akademisyenlere karşı ‘sağ’ diye genelleyebileceğimiz cenaha dâhil akademisyen inisiyatifleri peş peşe devreye girdiler.

En ses getireni ise Türk Ocakları Genel Merkezi’nin öncülüğünde düzenlenen ‘Vatansever Türk Aydınları Bildirisi’ne imza atan akademisyenlerin performansı oldu. Yayınladıkları bildirinin, hamasi ve entelektüel vitrin malzemeleri çıkarıldıktan sonra geriye kalanları içerisinde ortaya konan bir vaziyet tespiti oldukça ilgimi çekti. “…Çözüm sürecinde göz yumulan PKK’nın eleman devşirme ve mühimmat yığınağı yapma faaliyetleri, Kuzey Suriye’de PYD’nin sağladığı avantajlı konumla birleşti ve büyük güçlerin manevi ve maddi desteğini yanına alan bu unsurlar bölgedeki mücadelede Türkiye’nin elini zayıflatmak, Türkiye’yi içeriyle meşgul etmek için devrimci halk savaşını başlattılar. Silahlı mücadeleden vazgeçmeyeceği aşikâr bir örgütün ipiyle kuyuya inilmeyeceği baştan belliydi…

Şimdi;

1-) Tamam! Bedelini ödemeyi göze alarak gâvur gâvurluğunu yapıyor, bölücü ise bölücülüğünü… İyi de, sıraladığınız bu olumsuzluklar yaşanırken ve işin sonucu başından belliyken, niçin binlerce akademisyen bir araya gelip ‘vatan’ ve ‘millet’ temelli bildiriler yayınlayarak, imza kampanyaları düzenleyerek ve nümayişler göstererek bu süreci sevk ve idare eden siyasi iktidarı uyarmadınız?

2-) PKK/KCK, Çözüm Süreci zamanında da Türkiye Cumhuriyeti'nin hukukundan idaresine tüm varlığını kati biçimde reddediyordu, 7 Haziran’dan bu yana ki süreçte de reddediyor… Eğer, ‘dün biz Çözüm Sürecinde sesimiz yükselttik ama sesimiz çıkmadı’ diyorsanız fakat bugün gelinen aşamada sesiniz en gür sada ile çıkabiliyorsa, bunda bir sıkıntı yok mu?

Dün, yani, milliyetçiliğin ayaklar altına alındığı ve sürece karşı olanların ‘kafatasçı’ ve ‘vampir’ ilan edilip türlü sıfatlarla itham edildiği dönemlerde, sizi sindiren ve sesinizi Çözüm Süreci’nin menfaat ve maslahatı adına kısanlar; bugün yüne yine kendi menfaat ve maslahatları için size yol vermiş olamazlar mı?

3-) Buzdolabına kaldırılan Çözüm Süreci, yarın bir gün ‘şartların’ biraz daha olgunlaşması ve gerekli kamuoyu hazırlıkları akabinde siyasi iktidar tarafından tekrar işletildiğinde, bölücü akademisyenlere karşı yükselttiğiniz sesinizi, tekrar ortaklık kuracakları siyasi iktidara karşı da yükseltebilecek misiniz? Beş binleri aşan imza kapasitesiyle, “terörle müzakere değil mücadele edilir” ilkesi mucibince, her türlü bedeli ödemeyi göze alarak, ayrılıkçı Kürt hareketinin bir level daha atlamasına engel olabilmek adına gayret sarf edebilecek misiniz?

Hülasa

Siyasi iktidar, Çözüm Süreci adı verilen MİT-Öcalan Müzakere Süreci’nde, tarihte hiçbir zaman meşru kabul edilmeyen terör örgütüne sürekli meşrûiyet transfer eden müstakil bir alan oluşturdu. 7 Haziran sonrası ise, kamu kudretinin sahibi olarak oluşturduğu bu gayri meşru alana kendi elleriyle kondurduğu ‘gecekondu’yu terk edip, apar topar ‘yasal ev’e geçti. İşte bu yasal alana geçtikten sonra olanlar oldu! Ortada bıraktığı ‘gecekondu’ya ise tamamen terör örgütü yerleşti! İşin özü bundur.

Çözüm Süreci’ndeki kötü yönetimi ve ihmalleriyle, işlerin sarpa sarmasına neden olan, ‘kamu kudreti'ni çeşitli nedenlerle bloke edip bununla bir siyasi denge tesis etmeye çalışan mevcut siyasi iktidar, PKK bildirisine imza atan akademisyenler kadar suçludur!

Dün gidişatın kötü olduğunu bildiği ve gördüğü halde kendileri için ‘belirlenmiş sınırların’ dışına çıkmaya 'cesaret edip konuşamayan', lakin şu anda konjonktürel avantajlardan ötürü meydanı 'risksiz' ve 'boş'bulup seslerini yükselten hatta istikamet verenlerde, en az Çözüm Süreci’nin düşkün ortakları kadar suçludurlar!

 


Türk Ocakları Vakfı'ndan tarafıma gönderilen cevabi yazı:

Sayın Ahmet Türk,
Vahdet Gazetesi Yazarı


Vahdet Gazetesi'nde yayınlanan "Ey ‘Vatansever Türk Aydınları’ Geç Kaldınız!" başlıklı yazınızı dikkatle okuduk.

Yazınızdaki bazı noktalar hakkında açıklama yapmayı lüzumlu gördük. Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, Türk Ocakları 104 yıllık bir sivil toplum kuruluşu olarak kuruluşundan beri, tepkisellikten öte kurucu, yapıcı ve üretici bir yaklaşımı benimsemiştir. Zaman zaman tabiatıyla bazı tepkiler de ortaya konmaktadır. Fikir ve çözüm üretme metodunun en önemli aracı Türk Yurdu dergimizdir. Dergimizde Türkiye, Türk Dünyası, İslam Dünyası ve bütün insanlığa yönelik çeşitli konularda değerlendirme ve fikir yazıları yayınlanmaktadır.
www.turkyurdu.com.tr

Yazınızla ilgili şu hususlara dikkati çekmek isteriz:

1- Türk Ocakları Genel Merkezi, 10 Ocak 2016 tarihinde sözde "barış için akademisyenler inisiyatifi"nin yayınladığı bildiriye cevap verme iradesini o gün içinde değerlendirmeye almış, şubeleri ve üniversitelerdeki ağını değerlendirerek 13 Ocak 2016 tarihinde resmi internet sitesinden "karşı bildiri" çağrısını yapmıştır. Bu çağrının yapılmasında ne Sayın Cumhurbaşkanı'nın ne de başka bir siyasi kişi ya da kuruluşun etkisi olmuştur. Türk Ocakları gündelik siyasete göre değil, Türk milletinin birliği ve Türk devletinin bekasına göre hareket etmektedir.

2- Türk Ocakları, "Çözüm Süreci" söylemine ve bu istikametteki politikalara karşı daha ilk günden itibaren gerekli uyarıları yapmıştır. Sayın Beşir Atalay'ın Türk Ocakları Genel Merkezi ziyaretinde kendisine takdim edilen "Etno Milliyetçi Bölücü Terör ve Çözüm İhtiyacı" başlıklı raporundan bugüne kadar pek çok rapor, yazı ve basın açıklamasıyla üzerine düşen görevi yapmıştır. Ekte bu yazılardan yapılmış bir derleme mevcuttur. Ayrıca internet sitemizi ve Türk Yurdu dergimizi incelerseniz bunun tahlilini daha iyi yapabilirsiniz. Türk Ocakları bu bağlamdaki eleştirilerini yapılan görüşmelerde devletin en üst kademelerine de iletmiştir. Rapor özeti:
http://turkocaklari.org.tr/sayfa/3709/etno-milliyetci-bolucu-teror-ve-cozum-ihtiyaci.html

3- Sesimizin bugün bir kısım basında daha fazla yer bulması bizim tercihimiz veya irademizin dışındadır. Türk Ocakları gerek bildiri ve basın açıklamalarıyla gerekse Genel Başkanın yazılarıyla doğru bildiğini kamuoyu ile paylaşmıştır. Çözüm süreci konusunda net ve ilkeli duruşumuz devam etmektedir. Bugün gelinen noktada terör örgütüyle tavizsiz mücadelenin  devamını savunmaktayız.

4- Yazınızda bahsettiğiniz ve kim olduklarını açıkça belirtmediğiniz "menfaat ve maslahat sahipleri" her kim ise, onların “menfaatleri” bizi değil kendilerini ilgilendirir. Biz, millî meselelere millî çıkar açısından bakarız. Başkalarının bizim çizgimize gelmesinden de ancak memnuniyet duyarız.

5- “Çözüm süreci”nin bu haliyle buzdolabına kaldırılmasını değil "tarihe gömülmesi" gerektiğini son yaptığımız Şube Başkanları ve Genel Merkez İstişare Toplantımızın sonunda yayınladığımız bildiride ifade ettik. Bu bağlamda, yarın bu siyasette olacak bir değişimde Türk Ocakları'nın tavrı net olacaktır. Bildirimize imza veren akademisyen ve STK temsilcilerinin de bu iradelerini sürdüreceğine inanıyoruz. Söz konusu bildiri:
http://turkocaklari.org.tr/sayfa/5700/gerede-sube-baskanlari-istisare-toplantisi-sonuc-bildirgesi.html

Kısacası, "Vatansever Aydınlar Geç Kalmamıştır". Her biri kendi alanında ve kendi imkanları dahilinde yanlışa yanlış demiştir. Türk Ocakları da bu tavır ve duruşun öncü kuruluşlarından birisidir ve ilk günden itibaren hem yapıcı hem de eleştirel olarak “Çözüm Süreci”ne dair konumunu belirlemiştir.

Ekte Genel Başkanımız Prof. Dr. Mehmet ÖZ'ün yazılarından derlenmiş bir metin bulunmaktadır.

Saygılarımızla.

Emre KARTAL

Türk Ocakları Genel Merkezi

Basın ve İletişim Sorumlusu

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.