‘Dil’ ile Dilimleniyoruz!

Günümüzde 7000’e yakın dilin konuşulduğu, ancak 300 dilin ‘işlek dil’ sınıfına girdiği yeryüzünde, yaklaşık 200 ‘egemen’ devlet vardır. Her devlette yaklaşık 16-17 çeşit anadili içerisinde barındırır. Yani her konuşulan dilin bir devleti yoktur!

Fazla değil, 90’lı yılların ortasına kadar ‘egemen’ devletlerin sayılarındaki artma ve azalmalar ağır cephe savaşları yoluyla oluyordu. Son yirmi yıldır ‘batan’ ve ‘çıkan’ devletleri belirleyen faktörler tamamen değişti. Etnisite ve mezhep orijinli nedenlerle gerçekleşen ‘iç savaşlar’ ve devlet altı örgütlenmeler eliyle yürütülen ‘vekalet savaşları’ gibi faktörler başı çekmeye başladı.

Üniter yapılarını sonra topraklarını kaybeden ülkelerin dağılma süreçlerine bir göz atın… Egemenliklerini kaybetme süreçlerinin en başında, yaşanan en hacimli statü ve politik tartışma alanlarının şaşmaz bir şekilde ‘Dil’ merkezli olduğunu görürsünüz. Çünkü ‘Dil’ ile ‘Egemenlik’ arasındaki çok güçlü bir ilişki vardır. Bundan ötürü tartışmalar önce ‘Anadil’ ve ‘Eğitim Dili’ gibi masum kültürel talepler dayatılarak hâkim ve kururcu irade yorulur! Ardından işler dış müdahalelerle birlikte ‘Resmi Dil’ boyutuna kadar taşınır! Bu statün elde edilmesinden sonra neşet edilen devletin ‘egemenlik’ haklarına ortak olunur. Sadece 19’uncu asrın başından itibaren Osmanlı Devleti’nin maruz kaldığı, yabancı güçlerin büyük siyasî, fikrî, lojistik desteği ve finansları ile ‘başlatılan’ etnik isyanlarda değil; çevre coğrafyamızdaki parçalanan ülkelerin parçalanma süreçleri de buna benzer şekilde işletilmiştir.

Türkiye, tarihinde ilk defa ayrılıkçılık ve bölücülük problemi yaşayan bir ülke olmadığı halde, hatta bu konuda en zengin tarihî tecrübeye de sahip bulunduğu halde, hâlâ meseleye ‘terör’ ve ‘bekâ’ meselesi olarak değil de bir etnisite meselesiymiş gibi bakmaya, aynı deliklerden aynı yılanlara sokulmaya devam ediyor!

Ne Türkiye’nin egemenlik hakları kapasitesinden tavizler koparan terör örgütü silahını bırakıyor; ne de ayrılıkçı Kürt hareketleri ve arkasında küresel güçler tarafından boğazı her sıkıldığında elindekini avucunu veren siyasi iktidarlar müstevlilere “evet” demekten vazgeçiyor!

Bakınız, en son geçtiğimiz hafta Diyarbakır’da, Adalet Bakanlığı’nın desteklediği proje ile Mahkeme Yönetim Sistemi kapsamında Hukuk ve Ceza Mahkemeleri Ön Bürosu açıldı. Mahkeme Yönetim Sistemi ile Adliye binasında Türkçe bilmeyen vatandaşlar için Kürtçe, Arapça, İngilizce ve Zazaca bilen personel görevlendirildi. Araya İngilizce ve Arapça sokarak şark kurnazlığı yapan proje sahipleri, güya; hem yargıya olan güveni tesis edeceklermiş, hem de kendini ifade etmekte zorlanan vatandaşa kolaylık sağlayacaklarmış! İngiltere destekli Mardin Artuklu Üniversitesi’nin bu istikametteki ‘Truva Atlığı’ misyonu da cabası..!

Anlayacağınız bu dil meselesi öyle masum bir mesele değil. Önümüzdeki günlerde eklemlenecek yeni taleplerle birlikte daha da büyük bir problem alanı halini alacaktır. Çünkü şu anda TC tabelasına sadece Kürtçe ortak olmuş gibi gözükse de, epeyidir birileri tarafından kaşınan başka etnisiteler de sıraya girmiş durumda! Örneğin, Lazlar ve Çerkezler kendi etnisitesinin hamiliği için Kürtçe gibi anadilde eğitim talepleri için epeyidir örgütleniyorlar. Hatta “madem bu işler ele silah alıp dağa çıkmakla oluyor...” diye devam eden cümleler bile kurulur oldu!

Hülasa,

Bugün ayrılıkçı terör örgütü ve muhiblerinin Kürtçe üzerinden ileri sürdükleri talepler ve yürüttükleri faaliyetler kesinlikle masum değildir! Tam tersine, Türkiye'yi “iki dilli, iki halklı" bir ülke olarak önce fiilen ve sonra da hukuken tescil ettirmek isteyenlerin işlerini kolaylaştıran bir maniveladır!

Niyet bellidir: önce mahkemelerde tanınmış etnik diller, ardından yerel yönetimlerde tanınmış etnik diller ortaya çıkacak… Akabinde en az bir etnik dil ‘Türkçe’nin ortağı yapılarak, zaten Çözüm Süreci’nde ağır hasar almış olan ‘Egemenlik’in parçalanmasının yolu usulca açılmış olacaktır!

Çünkü bir ülkede birden fazla dile resmî nitelik kazandırmak, o memlekette birden fazla siyasi otorite, birden fazla egemenlik ihdas etmek ve egemenliğin parçalanmasını meşrulaştırmak demektir.

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.