Meskûn Mahal Savaşında Son Durum

Temmuz’un 29’unda yazdığım “Meskûn Mahal Savaş Hazırlıkları” başlıklı yazımda, bugün yaşanan şehir savaşına dikkatleri çekmiş ve Ekim-Kasım ayından itibaren G. Doğu Bölgesi’nde şehir savaşları startının verileceğini yazmıştım. Öngördüğümüz gibi şu günlerde ülkemizin bir bölümünde, güvenlik güçlerimiz ile PKK ve Irak ile Suriye’yle eklemli ne idiğü belirsiz unsurlar arasında yoğun ve şiddetli çatışmalar yaşanmaktadır…

Maalesef meskûn mahal savaşının gerçekleştiği bölgelerdeki artan PKK tehdidi ve hâkimiyetinin tek müsebbibi, “Çözüm Süreci” adı verilen ‘MİT-Öcalan Müzakere Süreci’ ve bu süreci yürüten bürokratik ve siyasi kadrolardır! Eskiden eşkıya dağda ve kırsalda idi; şehir hayatı içinde ise ‘gündüz külahlı gece silahlı’ idi ama hep teyakkuzdaki güvenlikçi sistemin domine ettiği ortamda ancak vur-kaç stratejileriyle sesini duyurabiliyordu. Çözüm Süreci’yle birlikte, bilhassa HDP üstünlüğüyle maruf bölgelerde ve sınır yönetiminde Kara Kuvvetleri başta olmak üzere diğer muharip güvenlik güçler, Öcalan’la yapılan müzakere şartları mucibince bölgeden kademeli olarak ıskat edildi. Bunların yerine yetki ve otoriteyi sivil bürokratik kapasiteye devredildi! Neticede eşkıya binlerce tonluk paylayıcıları ve mühimmatıyla kendi siyasi uzantılarının da sağladığı imkânlarla şehirlere çöktü!

Neticede dünya savaş tarihinin en kanlı örneklerin verildiği bir konseptte (meskûn mahal savaşları/şehir savaşları) mücadelenin içerisine girmek zorunda kaldık. Şu anda Kara Kuvvetlerimiz başta olmak üzere, şehir savaşlarında uzman olan özel güvenlik birimlerimiz, Çözüm Süreci döneminde “ağır hasar” alan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ‘egemenlik hakları’nın yeniden inşâsı adına, gözünü budaktan esirgemeden “çok başarılı” bir şekilde eşkıya ile mücadele ediyor.

Lakin işimiz oldukça zor… Sadece PKK eşkıyasıyla mücadele edilse iyi… Üstüne üstlük, Rusya’nın başını çektiği Avrasya İttifakı’nın gadrine uğramamak için, denize düşen yılana sarılır hesabı, sıkı sıkıya sarıldığımız Atlantik İttifakı’na açtığımız üslerde çöreklenmiş istihbari unsurlarla da mücadele ediyoruz! Bunların, dokunulmazlıklarını da kullanarak bölgede güvenli bir lojistik ve enformasyon akış ağı kurarak yürüttüğü “destabilizasyon” faaliyetleriyle de uğraşıyoruz!

Hani Öcalan defalarca “50bin Kişilik Devrimci Halk Savaşı”yla kendisi üzerinden süreç yürüten TC’yi tehdit etmişti ya… İşte; başta Sur, Nusaybin, Dargeçit, Cizre, Silvan olmak üzere birçok yerde ağır kayıplar veren ve bölge insanı indinde dahi prestij kaybeden PKK, şehir çatışmalarında strateji değiştirerek level atlamayı düşünüyor!

Bundan sonra, meskûn mahal çatışmalarını tedrici olarak ilerletip, “PKK halktır; halk PKK'dır” stratejisi mucibince savaş yükünü PKK’nın üzerine değil, ‘halk savaşı’ stratejisi üstüne yükleyecekler. Bu stratejiyi ülkede KCK potansiyeli olan tüm mahallere yaymaya çalışacaklar!

Asıl tehlikeli durum ise bu saatten sonra başlıyor: Eşkıya sahada çatışırken, ardındaki güçler de ‘psikolojik harp’ gibi ‘bilgi harekâtı’ faktörlerini maksimum derecede etkin kullanmaya başladılar! Güvenlik güçlerimizin bu terör ve şiddet eylemlerine yönelik meşru ve haklı müdahaleleri dünyaya ‘sivil halk katliamı’ olarak yansıtılmaya başlandı! Önümüzdeki günlerde bu doğrultuda yürütülecek daha da yoğun propaganda ve girişimlerle; “Uluslararası topluma yardım çağrısı” başta olmak üzere, her türlü ‘baskı’ yöntemi kullanılarak, devletimizin bölgedeki ‘askerî etkinlikleri’ ve ‘askerî mekânları’ tıpkı Çözüm Süreci’nde olduğu gibi sınırlandırılıp daraltılacak!

Sonrası ise malum: En nihayetinde siyasi iktidar tekrar Çözüm Süreci’ni işletmeye zorlanacak! Eğer direnç olursa, bu seferki sürecin ‘Başkanlık Sistemi’ ambalajıyla ülke ve dünya gündemine taşınmasının önündeki dâhili ve harici engellerin ortadan kaldırılacak! Bu istikamette her türlü manevra alanı olabildiğince geniş tutulacak!

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.