1 Kasım 2015 Erken Seçimi Hakkında

Sıcağı sıcağına analizleri sevmediğim, mesafeli ve kademeli değerlendirmeleri daha sağlıklı bulduğum halde, 7 Haziran seçiminden bir gün sonra bu köşede “Gidişat Erken Seçim!” başlıklı bir yazı yazarak risk almış ve öngörülerimi paylaşmıştım.

O yazımda Adalet ve Kalkınma Partisi’nin doğuştan tek başına iktidar olma sürecine 7 Haziran 2015’te nokta koyulduğunu, bu durumun yarattığı ağır travmayla birlikte ‘seç­men er ya da geç ha­ta­sı­nı an­la­ya­cak ve er­ken se­çim­de bi­ze ge­ri dö­ne­cek’ şeklin­de görünür gerekçelerle ‘er­ken se­çim­’in önce­le­neceğini ve bu istikamette ‘sistemin olabildiğince zorlanacağını’ iddia etmiştim.

Neticede süreç öngördüğümüz gibi işletildi… “7 Haziran 2015 sayılmaz; bir daha…” istikametinde bir vetire yönetiminin ardından ikinci bir kırılma noktası sayılabilecek 1 Kasım 2015’e gelindi! Bu gelinen aşamada, 1 Kasım sonrasının resmedildiği manzarada, insanlar şimdiden, sistemin zorlanarak erken seçime itilmesiyle ortaya çıkan maliyetin ve zaman kaybının sebeplerini ve sonuçlarını şimdiden tartışır oldular!

Önümüzdeki pazar günü gerçekleşecek olan seçimin sonucu hakkındaki âcizane öngörülerim ve düşüncelerime gelince... Özenle gözden kaçırılan total bir vaziyetten ötürü kaygılanıyor bunu hatırlatmak istiyorum… Şöyle ki: Adalet ve Kalkınma Partisi tıpkı ANAP gibi konjonktürel avantajların tamamının lehlerine tahvil edildiği şartlarda, tabir caizse, anadan doğma tek başına iktidar olmuş bir partidir! Üstüne üstlük bu avantajlarını üç dönem üst üste sürdürebilmiş bir partidir… Malumunuz güç-otorite-iktidar nimetlerini ellerinde tutanların da ömürleri sınırlıdır, ama bu kaçınılmaz durumu kabullenmeleri zordur… ‘Güç zehirlenmesi’ gibi kaçınılmaz kontrendikasyonlara önlem alacakları yerde, ömürlerini biraz daha uzatmak için yönettikleri devletin sistemini ve şartlarını zorlamaya başlarlar! Buradan da bir şeyler çıkaramazlarsa durumu kabullenerek “yumuşak geçiş” için politika üretmeye başlarlar! Şu anda Türkiye, işte bu sürecin sancılarını yaşamakta ve bedellerini ödemektedir!

Gelinen aşamada ülkenin durumu gayet kaygı vericidir. Ehli tarafından hazırlanan, hatta siyasi iktidarın bizzat kendisine servis edilen yerli/yabancı ekonomik ve siyasi istikrar indekslerinin tamamına yakını aynı sonucu vermektedir: Türkiye’de siyasi istikrar parametreleri perişan olmuş durumdadır. İktidar partisi denetimsiz ve hesap verebilirlikten uzak bir şekilde kendisini tahkim etmiştir. Devlet kurumları, “güven” ve “bağımsızlık” kavramlarını her geçen gün biraz daha iğdiş edecek derecede angaje ve bloke vaziyettedir! Medya da angajmana zorlanan kurumlar arasında olup asli işlevlerini yitirmektedir. Siyasi kurumlardan sonra, çeşitli görüş ve düşüncelerin temsil edildiği ve kendilerini etkinleştirdiği meydan olan parlamentomuz da altı-yedi aydır çalışamaz durumdadır! Toplumsal kutuplaşma ve insanlar arasındaki keskin ayrışmalar her geçen gün biraz daha artarak “kritik” eşiklere dayanmıştır.

Ancak asıl öncelenmesi gereken ve yukarıda özet geçtiğim sorunların tamamının kaynağı sayılabilecek ciddi bir problem alanı var ki, buda “İktidarın Düzenli Bir Şekilde El Değiştirme Prensibi”nin bozulma raddesine ulaşmasıdır! Bu durum Türkiye’nin ‘Demokratik Devlet İlkesi’ne ağır hasar vermektedir!

Bu bozulan sistem düzgün bir şekilde rayına oturmadıkça, Adalet ve Kalkınma Partisi 1 Kasım 2015 Erken seçiminden tek başına iktidar olma şansını yakalasa dahi; bundan sonra “rızâ” ve “iktidar” üretme noktasında ciddi sıkıntılar yaşayabilir. Bu sıkıntılardan payına en fazla düşen ve bedel ödeyen ise millet olur... Bu hakikati kınayanların kınamasına aldırmadan, açıkça ve iddialı bir şekilde beyan ediyorum.

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.