Kurban Olam!

Yüce Allah kulu ile yakınlaşmasına sınır koymamıştır. Sadece insanlara değil, tüm yarattıklarına sınırsız bir şekilde yakındır. Bunu da müthiş bir benzetmeyle ‘şahdamarından bile yakınız’ diyerek açıklamaktadır. Maalesef; mal-mülk, evlat-eş, dünyevi binlerce meşguliyetler ve bu meşguliyetlerden üreyen olumsuz davranış biçimlerinin yaşam şartlarına dönüşmesi, insanoğlunu yaratıcısı ile arasındaki sınırsız yakınlığın farkındalığından uzaklaştırıyor. Kul, yaratıcısı ile arasına engeller koyuyor! Hatta bir yaratıcısı/sahibi olduğunu dahi unutabiliyor!

Efendimiz (as) “kurbanlarınızla nefsinizi arındırın” derken, işte bu duruma vurgu yapıyor. Yani sınırsız bir yakınlığa sahip Allah ile aramızda engel olabilecek 'şey'lerle olan ilişkilerimizi gözden geçirmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Dünyaya ve önem verdiği şeylere ulaşabilmek ve yakınlaşabilmek için insanlar nelerini feda ve kurban etmiyor ki? Zamanını, sağlığını, sevdiklerini, enerjilerini, paralarını, statülerini, erdemlerini hatta bazıları kural tanımayarak kutsallarını dahi feda edebiliyor!

Bu yüzden ‘bilinçli’, ‘özgür’ ve ‘duyarlı’ bir kulluk görevini ifa için, feda edilmesi gereken her şeyin ‘Kurban’ın anlam ve hikmetleriyle ilişkilendirildiği yorumları isabetli ve daha anlamlı buluyorum… ‘Yakınlaşmak’ ve ‘teslim olmak’ anlamına gelen ve Allah’a bir hayvan kurbanı sunmanın ötesinde anlamlara sahip ‘Kurban’ ibadetinin hikmeti konusunda merhum Dr. Ali Şeriati’nin çok etkilendiğim şu tespitlerini sizinle paylaşmak istiyorum:

…Bir koçun kurban edilişiyle sona eren hikâye (Saffat 100-113), insanın mükemmelliğe ulaşmasının, bencillikten ve hayvani arzularından kurtulmasının hikâyesidir… İnsanın daha ulvi bir makama ve aşka ve bilinçli bir insan olarak sorumluluklarını yerine getirmesine engel olacak her şeyden azade olduğu bir iradeye yükselişidir...

Sen de ‘kararlı ve fedakâr’ olan İbrahim gibi, tam bir ‘teslimiyetle’ kendi İsmail'ini getirmelisin Mina'ya! Senin İsmail'in kim? Ancak sen bilebilirsin, başkası değil. Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs. Ne olduğunu bilmiyorum, ama İbrahim'in İsmail'i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı. Senin özgürlüğünden çalan, görevlerini yerine getirmeni engelleyen, seni eğlendiren, hakikati duymaktan ve bilmekten alıkoyan, sorumluluk kabul etmektense meşrulaştırıcı sebepler ürettiren ve seni sadece gelecekte senden gelecek yardım için destekleyen ne varsa; işte bunlar onun işaretlerindendir. Onu arayıp bulmalısın. Eğer Allah'a yaklaşmak istiyorsan, İsmail'i Mina'da kurban etmen gerek.

İsmail'in yerine geçecek koçu (fidye) sen tespit etme, bırak Allah sana yardım etsin ve bir hediye olarak göndersin. O, koçu ancak bu şekilde kurban olarak kabul eder. Koç ancak İsmail'in bedeli olduğunda kurbandır; yalnızca kurban olsun diye koç boğazlamak ise kasaplıktır."

Hülasa,

Dibine kadar aciz olduğumuz halde, başıboşmuşuz veya ‘yargı günü’nde muafiyetlerimiz varmış gibi yaşam sürüyoruz! ‘İman’ın en güçlü alameti olan “O, asla bizi kendimizle baş başa bırakmayacak ve bizi yalnızlığa terk etmeyecektir” gerçeğine ‘tam’ teslim olamıyoruz… Kendisine güvenen kullarının işlerini en iyi şekilde gören, yoluna koyan ve her şeylerine kefil olan Allah olduğunu dil ile ikrar ediyoruz ama pratikte O’ndan başka dayanak ve sığınaklara yöneliyoruz…

İşte… Kurban ibadeti, şahdamarımızdan daha yakın olan Yüce Allah ile aramıza koyduğumuz engellerin kaldırılması ve O’nun rızasını kazanma adına, harika hikmetler ve fırsatlar yüklü. Bizlere düşen ise; hasbi ve samimi bir itaat ve teslimiyet ile feda edebileceğimiz ve kurban edeceğimiz kendi ‘İsmail’lerimizi belirleyip, Allah’tan gelecek hediye ‘koç’u beklemek…

Bu anlamda bütün ‘kurban’ların gözlerinden öpüyorum!

Bayramınız Mübarek Olsun…

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.