‘Toprak Bütünlüğü’ Odaklı Stratejilerin Önemi

2012 yılından beri Esad’a karşı girişilen mücadele, Esad’ın 6 ay içerisinde düşeceği inancıyla ve ‘bir koyup üç alacaksınız’ gazlarla motive edilmişti. Ne tesadüftür ki ‘Çözüm Süreci’ adı verilen fragmantasyon sürecine de aynı zamanlarda start verilmişti!

 

Ancak Esad yerinde durdukça Türkiye’nin tüm hesabı bozuldu! İşletilen Suriye politikasında bırakın bölgede dominant ülke olmayı, gelinen aşamada ‘tampon bölge’ye muhtaç olunacak hale gelindi. Bu kez ülkeyi yönetenler ‘tampon bölge’ üzerinden stratejiler üretmeye başladı; bu sayede hem mülteci akını o bölgede karşılanacak, hem de El Nusra ve ÖSO gibi ‘devlet altı örgütler’ ile ‘operatif devlet modunda’ ilişkiler kurup, tampon bölge avantajlarıyla önce Halep düşürülecek sonrasında da Esad…

İşte bu süreçten itibaren Türkiye, stratejik ortağı ABD’nin Suriye politikasıyla alakalı gerçek yüzüyle ve şantajlarıyla sıkça karşılaşmaya başladı: Önce ABD’nin bölge restorasyonunu Suudi Arabistan ve petro-dolarları vasıtasıyla gerçekleştirdiğini, bölgedeki esas oyun kurucu taşeron ülkenin kendisi değil, Suud olduğunu gördü! Suriye’de savaşan IŞİD, El Nusra, El Kaide, ÖSO ve diğer sekter örgütler üzerinden ‘operatif devlet modu’nda faaliyet gösterenlerin içerisinde de sürekli kazananın Suud olduğunu gördü! Hatta Suud tezgâhının, bölgede benzer operatif faaliyetlerde bulunan kendi dışişlerine ve istihbaratına galebe çaldığını dahi tecrübe etti!

Neticede Amerika, sürekli arkadan ittiği ve bölgede yaşanan tüm sorunlara ortak ettiği Türkiye’yi, Suriye meselesinden önceki gücü ve avantajlarını özlemle anacak derecede yalnız bıraktı!

Gelinen aşamada, tıpkı Irak’ta olduğu gibi Suriye’nin kuzeyinde de ‘Kürt Piyonu’yla hamle üstüne hamle yapan ABD, Akdeniz’e kadar uzanan ‘Kürt Koridoru’ projesini alenî bir şekilde dünyayla paylaşmaya başladı. Geçtiğimiz hafta Beyaz Saray yaptığı açıklamalarla, IŞİD’den boşalacak bölgeye PYD’nin yerleşeceğini işaret ederek Türkiye tezini 'ilk elden' yalanladı!

Okurlarım hatırlar, Beyaz Saray itiraf etmeden önce; Cerablus ile Azez arasındaki uçuşlara yasak “güvenlikli bölge” ilan edilen IŞİD’den boşaltılan bölgeye Türkiye’nin iddia ettiği gibi ‘ÖSO’, ‘Türkmen’ ve ‘Eğit-Donat’ kadrolarının değil, Kürtlerin konuşlandırılacağını yazmıştık. Daha da ötesi, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde temelleri atılan Kürdistan’a razı olmak zorunda bırakıldığını da iddialı bir şekilde yazmıştık.

Artık acı olarak anlaşılmıştır ki; Ortadoğu’da yaşanan krizleri önlemenin yolu, falan filan bahanelerle ülkelerin parçalanması üzerinden değil, toprak bütünlüklerinin korunmasından ve merkezi hükümetleri desteklemekten geçmektedir! Şu anda kuzeyde Kürtleri, güneyde IŞİD ve diğer sekter örgütleri makas olarak kullanarak bölgeyi parçalayanların menfaatleriyle bizim menfaatlerimizin kesinlikle örtüşmediğini takıntılı bir şekilde Suriye politikasını yönetenler dahi açıkça gördü! Çünkü (maalesef sayelerinde) bölgede üniter yapısı zarara uğramaya müsait sıradaki ülke Türkiye’dir!

Eğer zamanında iç politik hâkimiyeti tahkim etme adına ABD’nin dümen suyundan gidilmeseydi de, Irak’ın toprak bütünlüğünü destekleyen politikalar ne pahasına olursa olsun işletilseydi ve dahi Irak Merkezi Hükümeti öncelenseydi; ne terör belası, ne de ayrılıkçı Kürtçülük belası üniter yapımızı bu denli tehlikeye sokacaktı! Kezâ, BOP ve eşbaşkanlık taahhüdü mucibince Suriye’nin parçalanması üzerinden bir gelecek tasavvurunda bulunulmasaydı, 2007’den 2011’e kadar olduğu gibi, hem güneyimizde istikrar olacaktı hem de etnik ve mezhebi ayrışmaları üzerinden strateji üretenlerin elinden büyük bir koz alınmış olacaktı!

ABD emperyalizminin mahsulü olan Arap Baharı’ndan “adrese teslim İslam Devleti” beklentisi içerisine giren lakin bu uğurda akıtılan kan ve gözyaşlarında vebali olmadığını iddia eden Siyasal İslamcılar, ABD emperyalizmi eliyle “adrese teslim Kürdistan”la bir devlet sahibi olacaklarını sanan Kürtler…

Yani yıllar boyunca dillerinden düşürmedikleri ‘antiemperyalist’ ve ‘anti Amerikancı’ karizmaları tek kalemde çizilen tüm kozmopolit kesimler… Bunlar şu sıralar dillerinden ve kalemlerinden; federasyon, özerklik, ‘yeni Türkiye’ ve ‘yeni Ortadoğu’ kavramlarını düşürmüyorlar! Ama ileride göreceksiniz, tekmili birden ‘Üniter devleti olmayanın dini dahi olmaz’ gerçeğini itiraf etmek zorunda kalacaklar!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.