‘Başkanlık Sistemi’nin Sırası Mıydı?

Yaşadığımız onca acı ve kriz arasında, yine suni bir tartışmaya yine hazırlıksız bir şekilde sürüklendik! Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rize’de “…Türkiye 10 Ağustos 2014 tarihinde, milletin doğrudan cumhurbaşkanını seçmesiyle yeni bir döneme girmiştir. Artık ülkede sembolik değil, fiili gücü olan bir cumhurbaşkanı var. İster kabul edilsin, ister edilmesin; Türkiye’nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun hukuki çerçevenin anayasal olarak kesinleştirilmesidir.” Diyerek bir kez daha ‘öncelikleri’ istikametinde gündemi değiştirmeyi başarmış ve bizim ‘erken seçim’ dediğimiz kendisinin ‘tekrarlanacak seçim’ dediği sürecin startını vermiştir!

Cumhurbaşkanı Erdoğan ülkedeki ciddi muhalefet boşluğu nedeniyle zorlayabildiği kadar sistemi zorlamaya devam ediyor. Lakin Anayasanın kendisine verdiği yetkileri genişletmeye yönelik bu zorlamalar, siyasi sistemin kaderiyle ziyadesiyle ilgili… Eğer sistem daha fazla tahribata uğrarsa, ‘Partili Cumhurbaşkanı’ olarak yaslandığı siyasi partinin sandıktaki başarısı üzerinden mutabakat temin etmeye çalışmasının da reel bir karşılığı olmayacaktır! Bunun ilk işaretini 7 Haziran’da aldı ama hâlâ ‘rıza’ ve ‘iktidar’ üretmeye devam ediyor!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halk tarafından doğrudan seçilmişliği ve geniş temsiliyeti bulunması, kendisine; Meclis grubunda, Kabine ve idarede tüm siyasi sorumluluğu nihai olarak üstlenip, hacimli-kritik kararları tek başına üretme hakkını vermez. Mevcut Anayasal mimaride Cumhurbaşkanı’nın yetkileri bellidir. Halk tarafından doğrudan seçilse de mevcut Anayasal iradede Cumhurbaşkanının yetki ve görev parametreleri değiştirilmemiştir.

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ister kabul edilsin, ister edilmesin…” şeklindeki üslubu sıkıntılı hatta tehlikeli bir meydan okumadır! Anlaşılıyor ki, karşılaşacağımız ilk seçim süreci oldukça sert geçecek! Bu seçim döneminde siyasi partilerin görüş ve etkinleşmiş hareket tarzlarının daha da keskinleşeceğini, kutuplaşma ve ayrışmaların hacminin ‘kritik’ eşiklere dayanacağını şimdiden rahatlıkla söyleyebiliriz. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere ‘kutuplaşmanın’ içerisinde barındırdığı ‘fırsatlara’ göz dikenler artacak!

* *

Başta beş yıllık takıntılı Suriye politikası olmak üzere Ortadoğu politikalarında ABD çizgisinde ‘hizaya’ gelindi! Sonra, İncirlik başta olmak üzere birçok üssümüz ABD’ye açılarak, “NATO’nun kolektif savunma anlayışı” adı altında tekrar Amerika’nın ‘cephe ülkesi’ ve ‘sıçrama tahtası’ pozisyonuna girildi! Akabinde ve detayında, Suriye’nin Kuzeyi’nde peyda edilen Kürdistan’a -kırmızı çizgilerimize rağmen- razı olundu! Kıbrıs’ta ise olan bitenlerle kamuoyu arasına suni gündemlerle engeller konularak bir ‘oldu-bitti’ye doğru hızla ilerleniyor… Bir yandan terör zirve yaparken, diğer yandan 30 yıllık silahlı mücadeleyle elde edemediklerini 2,5 yıllık Çözüm Süreci’nde elde eden ayrılıkçı Kürt hareketi ve terör örgütü, kapalı kapılar ardında, hem içeriden hem de dışarıdan, “Çözüm Süreci’nin buzdolabından çıkarılması şartının Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “tek başına” iktidar olmasına şartına bağlı olduğu…” teziyle ikna edilmeye çalışılıyor! Tüm bu gelişmelere paralel olarak, Amerikan, İngiliz ve İsrail karşıtlığının hızla inişe geçmesi de dikkatlerimizden kaçmıyor!

Anlayacağınız, 7 Haziran sonrası milletten alınan mesajdan çok Batı başkentlerinden ve ABD’den alınan mesajın gereği yapıldı! Neticede aranan sağlam ‘destek’ bulundu! 2011-2015 arasındaki süreçte, ABD ve çoğu Batı başkentlerinin ‘radarına’ giren Adalet ve Kalkınma Partisi ve dolayısıyla yönettiği Türkiye’nin, bunlarla olan ilişkileri resetlenerek 2002-2005’teki ‘uyumlu’ düzeye çekildi!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi yaptırdığı anketlerde dahi Başkanlık Sistemi’ne halkın destek vermediği görüldüğü halde, bu kritik süreçte tekrar Başkanlık tartışmasının açılmasının ve dahi 7 Haziran’dan bu yana, bu denli yoğun ve travmatik etkileri olan iki ay geçirmemizin en önemli nedenleri, bu vaziyet tespitinin içinde saklıdır!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.