Hizaya Getirildik!

Türkiye’nin K.Irak’ta, Zap ve Duhok bölgelerindeki PKK hedeflerini vurduğuna dair medyaya servis edilen haber metinlerinde geçen “Türkiye egemenlik ilkesinden doğan haklarını kullandı” kısmı; hem tebessüm ettirdi, hem de şaşırttı! Çözüm Süreci adı verilen MİT-Öcalan Müzakere Süreci’nde, elindeki silahı bırakmadığı halde terör örgütüyle üç sene ısrarla müzakere ederek Türkiye’nin egemenlik haklarına ağır hasar verenlerin ve dahi; PKK’nın ve HDP’nin içeride, YPG’nin Suriye’de eşzamanlı büyümesine yol açanların “egemenlik hakları ilkesi” demek şimdi akıllarına gelmeye başladı!

Daha önce “Öcalan methiyeleriyle” Kandil ve HDP’ye karşı mevzi kazanmaya çalışarak Çözüm Süreci’ni tahkim etmeye çalışan Yalçın Akdoğan bile PKK’nın terör örgütü olduğunu yeni keşfetti! ‘Hamile hasta’ ihbarıyla çağırılan ambulansı kaçıran PKK’yı “bebek katili ve kanlı bir terör örgütü” olarak niteleyerek tepki gösteren Akdoğan’ın sergilediği bu tavrı; fazla değil üç-dört ay önce sergileyenler, kendisi ve çevresi tarafından “faşist” ve “barış düşmanı” şeklinde itham edilirdi!

Neyse…

Suruç saldırısı başta olmak üzere, IŞİD örgütünün tasallutuyla alakalı gelişmeler yavaş yavaş vuzûha kavuşmaya başladı. IŞİD kaynaklı vakaların PKK/YPG’yi bölgede meşrulaştırmaktan başka misyonu olmadığı gerçeği netleşmeye başladı. IŞİD’in; sütre gerisindeki ABD-İsrail’in git dediği yere giden, dur dediği yerde duran bir örgüt olduğu, faaliyet gösterdiği bölgelerin demografik yapısını bozduğu ve sonrasında o bölgelerin kime verilmesi gerekiyorsa ona verildiğine dair iddialarımızın komplo teorisi olmadığı bir bir ortaya çıkmaya başladı!

Yani anlayacağınız herkes rolünü iyi oynuyor! Lakin Türkiye’yi yönetenler, Suriye’de IŞİD başta olmak üzere diğer sekter örgütler üzerinden yürüttüğü stratejilerinde başarısız oldu; tıpkı Öcalan ve PKK üzerinden yürüttüğü Çözüm Süreci adı verilen müzakere sürecinde başarısız olduğu gibi… Karşıya attığımız her ok misliyle geri döndü; hâlâ da dönmeye devam ediyor!

Hülasa

Son günlerde peş peşe yaşanan travmatik hadiselerin üzerinden yeni bir denge kuruldu. Geçici Hükümet bu denge istikametinde muhtemel ve müstakbel erken secim öncesi pozisyon aladursun; Türkiye-ABD arasında varılan ve Bakanlar Kurulu kararıyla resmileşen mutabakat sonrası ülke maalesef ABD çizgisinde hizaya getirildi! İncirlik Üssü ve diğer hava üslerimiz ABD liderliğindeki koalisyon güçlerine açıldı! Türkiye aldığı bu kararla Suriye kale kapısını kıracak “koçbaşı” görevinin ötesinde bir misyonu ve takati olmadığına razı oldu! Bu duruma uzun zaman direnmişti oysa…

Bundan sonra neler olabilir? Türkiye’nin, PKK/PYD’nin eylemlerine ve bölgeyi kalibre etme çabalarına müdahale etmek için attığı adımlar ve ısrarlı talepler ABD tarafından nasıl geri çevrildiyse, bundan sonrada geri çevrilecektir! IŞİD’den boşalan bölgelere ‘eğit-donat’ ürünlerinin ve ÖSO’nun yerleştirilmesini bile ABD’ye teklif etmekten imtina edecek noktaya getirilen Türkiye, görünen o ki, Esad takıntısından da vazgeçecektir! Zaten Akdeniz’de Çin-Rusya ortak tatbikatı sırasında stratejik seçeneklerini açık tutabilmek amacıyla ufak ufak İsrail’le bağlantılar kurulmaya başlanmıştı; muhtemelen bu yılın sonuna kadar da İsrail’le ilişkiler “Mavi Marmara” öncesine çekilecektir!

Güvenli bölge olarak ise PYD bölgesi Türkiye’ye dayatılacaktır! Türkiye, PKK’nın Irak’taki kamplarıyla sınırlı bir oyuna sokulacak, bu durum kamuoyuna PKK’yla mücadele ediliyormuş gibi yansıtılacaktır. Ama daha beter bir durumla karşı karşıya gelinecektir: İran’ın da topa girmesiyle birlikte, ‘Kandil’ Suriye’ye taşınacaktır! Bu tehdidin emareleri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştır! En ciddi ve yakın tehlike ise, Türkiye’deki ayrılıkçı Kürt hareketi ile Suriye’nin Kuzeyi’ndeki YPG hâkimiyetiyle entegrasyonu için düğmeye basılmış olmasıdır.

Eylül-Ekim aylarında artması muhtemel PKK şiddeti ve “meskûn mahal savaş” hazırlıkları tehdidi, gelecek yazımızın konusu olsun inşaAllah…

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.