Milliyetçi-Muhafazakârların “Çevre ve Doğa” ile İmtihanı!

Malumunuz Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetlerinin en fazla tenkit edilen politikaları kent, çevre ve yerel konularla alakalı olanlarıdır… Bilhassa son yıllarda daha da ağırlaşan bir merkeziyetçi eğilimle belirlenen çevre ve kente dair politikalar, otoriterleşmeyle ve keyfi yönetimin baskın hale geldiği uygulamalarla sürdürülüyor maalesef.

Milliyetçi ve muhafazakâr çevreler bu gelişmelerden hoşnut olmasalar da, çeşitli nedenlerden ötürü “orta yolcu” takılarak olan bitenler karşısında sessiz kalmayı yeğliyorlar! Kimileri bu gelişmeleri serbest piyasa ekonomisinin gerekliliği olarak niteleyip rıza gösterilmesi gerektiğini iddia ediyorlar. Kimileri “Sol”un varlığı bahane ediyor! En politize olanlarıysa, kent-çevre-yerel politikalarda ki kötü gidişatı kamuoyu gündemine taşıyanları siyasi iktidar düşmanlığıyla itham edebiliyorlar. Hatta Türkiye’nin büyümesini istemeyen “dış güçlerin oyunudur” şeklinde refleks üreterek pozisyonlarını tahkim edip, manevra alanlarını daha da genişletiyorlar!

Petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetlerinin ÇED kapsamı dışında tutulması, Çevre suçlarına verilen cezaların ertelenmesi, kıyı alanlarının denetimsizce ekonomik etkinliklere açılması, tarım toprakları işgallerinin affedilmesi, meraların ve orman arazilerinin maden turizm yatırımlarına ve yerleşim yerlerine açılması, on binlerce ağacın kesilerek talan edildiği ve mahkemelerden çıkarılan durdurma kararlarının dahi kale alınmadığı TES ve HES inşaatları, kent hayatında inşaat rantından yeşil alan yapmaya fırsat kalmayınca denizlerin kayalarla doldurulup ağaçlandırılarak yeşil alan veya miting alanları yapılması rezillikleri, ibretlik sahil yolları, Ali Ağaoğlu gibi sonradan görmeler ile “önceden mücahit idiler sonradan müteahhit oldular” dönüşümünün türedi zenginlerini kollayan iktidar algısı vs…

Bu saydıklarımın hepsi gerçektir. Ne yazık ki, bu konularda herkesten ve her şeyden önce bu yanlışlara ve müsebbiplerine “ d u r ! ” diyenler milliyetçi-muhafazakâr camia olması gerekirken, maslahat icabı halının altına süpürmeyi tercih ediyorlar! Hepimizi bilhassa gelecek nesillerimizi etkileyecek doğal yaşamı koruma ve kentsel projeler orijinli fiili hassasiyetler “Sol”un tekeline teslim ediliyor! Daha sonra devreye meşrep ve taassup icabı engeller girip, aynı muhalif düzlemde bırakın yan yana hareket etmeyi, ayrı ayrı da yer almıyorlar!

Milliyetçilere bakıyorsunuz “ırmağının akışına ölürem Türkiyem” türküsünü dillerinden düşürmüyorlar ama tabiatın yok edilişine ve çarpık kentleşme furyasına ses çıkarmıyorlar! Bu duyarlılığı solun tekeline devrediyorlar! Sanki denizlerimiz, yaylarımız, ekili-dikili alanlarımız ve ormanlarımız; üniter devlet yapısından, Ayasofya’dan ve terör sorunundan daha önemsizmiş gibi..!

İslamcı gruplara bakıyorsunuz; Bakara 204-205’i dillerinden düşürmüyorlar yahut Yavuz’un İran seferinde stratejik kaygılardan dolayı kesmek zorunda kaldığı ağaçların yerine yenisini diktirdiğini ve ağaç başına para verdiği anekdotunu, ecdadın çevre duyarlılığı ve adaleti başlığı altında, “fetişlik” derecesinde anlatıyorlar ama iş; güncel ağaç katliamlarına ve şehirlerdeki ‘dikine mimari’ rantına geldiğinde almaza yatıyorlar!

Şu günlerde Karadeniz Bölgesi’nde sekiz ilin yaylalarını birbirine bağlayacak olan 2 bin 600km. uzunluğundaki adına “Yeşil Yol” adı verilen proje karşıtı protestoları ele alalım mesela…

Proje sahiplerinin gerekçeleri masum gözükse de protestocular kaygı ve korkularında son derece haklıdır! Köylülerin ve dışarıdan gelen çevreci protestocuların protestoları kesinlikle yola değil aslında… Yoldan sonra geleceklere! Onların korkuları Uzun Göl’ün ve Ayder Yaylası’nın başına gelenler o cânım yayların başına da gelir korkusu… Rant mafyası, kaçak yapılaşma, denetimsizlik buradaki insanları tedirgin eden şeyler… Önce yol yapacaklar, ardından ‘sürpriz’ yangınlar çıkacak, daha sonra yanan yerlere imar çıkacak, ardından reklam yıldızı müptezel bir müteahhit çıkıp reklam filmleri eşliğinde lüks villa ve düzensiz otel rantlarını faş edecek! Bu gelişmelere engel olunması gerekmiyor mu? Ne yazık ki neyin doğru neyin yanlış olduğunun sandıktan çıkan sonuçlara endeksli hale geldiği bu ülkede yaşıyoruz ve “ayar” iyice kaçtı maalesef…

Sahi bu arada, Bakara 204-205’te ne anlatılıyordu?

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.