İsrail Seni Askeri Yapar; Senin Haberin Olmaz!

Bu söz merhum Erbakan’a ait… Kime söylediği malum! TSK’nin Suriye’ye gireceği iddiaları ve tartışmalarının koalisyon görüşmelerinin önüne geçtiği şu günlerde, nedense merhum Erbakan’ın bu atraktif sözü tekrar aklıma düştü! “Bir politikanın hangi mücadelelerle ve niyetlerle sürdürüldüğü değil hangi sonuca ulaştığı önemlidir” derler ya; hem bu sözün bağlamında “Suriye Meselesi”ni değerlendirelim, hem de merhum Erbakan haklı mıymış, değil miymiş? Ona bakalım:

 

Önceki gün yapılan MGK toplantısında gündeme gelen, askerlerin siyasi iktidara 'yeter artık!' dediği Kuzey Suriye meselesiyle başlayalım…

Kuzey Suriye meselesini başımıza saran “MİT-Öcalan Müzakereleri” oldu. Terörist başı Öcalan’ın “Dicle’den itibaren Haseki'den de Halep’in kuzeyine kadar bir hat çekmemiz lazım. Orayı kurtarılmış bölge ilan etmek gerek. Türkiye Kürt Kantonları üzerinden bölgeyi yönetir ve müthiş bir avantaj elde eder” hedeflemesini apar topar dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a getiren bürokratlar; onu, dolayısıyla 61. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti’ni ikna ettiler! Bu istikamette, KCK sözleşmesi esas alınarak Cizîre, Kobani ve Afrin kantonlarına “yol verildi”! Güya bunların üzerinden ve diğer radikal sekter örgütler üzerinden yürütülmeye çalışılan ama ellere yüzlere bulaştırılan ‘Devlet Altı Örgütlenme Stratejileri’yle bölgede söz sahibi olacaktık! Ne büyük tesadüf ki(!) Suriye’nin Kuzeyinde sözde ‘operatif devlet modu’ başlığı altında işletilen bu sürecin, ABD ve İsrail hedeflemeleriyle tam tamına örtüştüğü ortaya çıktı! Irak’ta Barzani’den yediğimiz kazıklar kâfi gelmemiş olacak ki; Türkiye içerisiyle de iyi bir etkileşim kuran YPG/PYD, ABD’den aldığı açık destekle Hükümeti ve TSK’yı bloke etmeyi başardı ve bu kantonları birleştirerek ‘Suriye Kürdistanı'na hayli yaklaştı!

Şimdi sorumuzu soralım: Suriye’nin Kuzeyi’nde; Esad, El-Kaide, El-Nusra, PYD ve ÖSO’nun eşanlı ya da ayrıştırılmış sınır kararlaştırmalarıyla zor durumlara düşmemiz bölgede en çok kime yaradı? Tabii ki, ‘Nil’den Fırat’a kadar güvenli bir İsrail’ hedefine bir adım daha yaklaşan İsrail’e yaradı!

Hani “Komşularla Sıfır Sorun” politikamız vardı bir zamanlar... Çevre coğrafyamızda oluşturulacak olan barış havzaları sayesinde güvenli enerji nakil hatlarından ekonomik olarak istifade etmeyi ve jeopolitik önemimizi artırmayı hedefliyordu… İyi başlayan bu projenin takat sınırı bölgedeki oyun kurucular düğmeye basana kadardı maalesef..! Önce “otoriter rejimlerle niçin irtibata geçtin?” diye haşlandık, ardından peş peşe alınan ayarlarla hizaya sokulduk! Nihayetinde normalleştirdiğimiz Türkiye-Suriye ve Türkiye-İran ilişkilerini “aniden” ve “sudan sebeplerle” tekrar düşmanlıklara dönüştürüp tekrar Batı’nın yanında saf tuttuk! İzlenen hatalı ve güdümlü Suriye politikaları neticesi bölgedeki asıl oyun kurucuların oyuna sürdüğü “kombine felaketler” kartını göremedik! Gelinen aşamada her türlü tehdit, tehlike ve müdahalelere açık hâle geldik.

Şimdi sorumuzu soralım: Peki, basiretsiz politikalarla müdahil olduğumuzdan ötürü “Dimyat`a pirince giderken evdeki bulgurdan da olduğumuz” Suriye Meselesi’nin varlığını, bölgede çıkarlarına en iyi şekilde tahvil eden hangi ülke oldu? Kesinlikle İsrail oldu! Çünkü ken­di be­kâ­sı­nı sağ­la­mak ve gü­ven­li­ği­ni ön­ce­le­mek için, et­nik ve mez­hep ay­rış­ma­la­rını sürekli ça­tış­ma alanları haline çevirmeyi başardı. Çevresinde milyonlarca insan kan ve gözyaşı akıtırken, yurtlarından göçerken Tüm İsrail düşmanlarını Suriye bataklığında “Esad” ile meşgul edip pasifize etti. Üstüne üstlük, Ortadoğu haritasının yeniden çizildiği bu yaman hengâme sürecinde, kendi topraklarına tek bir mermi bile düşmedi!

Bu ülkenin kesinlikle terör örgütüyle müzakere süreci yürütmeye ihtiyacı yokken, “birilerinin”, 61. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümetini ve Başbakanını terör örgütüyle müzakere masasına oturtmaya ikna ettiği ve sanki “bu ülkede bir Türk-Kürt savaşı varmışta buna çare çare bulunuyormuş” şeklinde seferberlik havasıyla yürütülen, gelinen aşamada Türkiye’nin üniter yapısına ve egemenlik haklarına ağır hasarlar veren “Çözüm Süreci”nin ve dahi; Kürecik Füze Kalkan Projesi’nin, Eğit-Donat Projesi’nin ve yeniden revize edilen ABD-NATO askeri üs antlaşmaları vb. süreçler “bölgede en çok kimin ekmeğine yağ-bal çaldı” diye sormuyorum bile!

Bir politikanın hangi mücadelelerle ve niyetlerle sürdürüldüğü değil, hangi sonuca ulaştığı önemlidir” derler ya; hem bu sözün bağlamında 'Suriye Meselesi'ni değerlendirelim, hem de zamanında Recep Tayyip Erdoğan’a “İsrail Seni Askeri Yapar; Senin Haberin Olmaz!” diyen merhum Erbakan haklı mıymış, değil miymiş? Ona bakalım…

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.