İmam Hatip Okullarının Hâl-i Pürmelâli ( 2 )

Eğitim ve öğretimin genel sorunları dışında İmam Hatip Okullarına münhasır ‘problem’ alanlarına değinerek geçen yazımda ele aldığım konuya devam ediyorum:

1-) Son zamanlarda İmam Hatip okullarının adını, san ve şanını saygın hâle getiren tüm mezunlarını, mensuplarını, gönüldaşlarını tedirgin etmesi gereken en mühim gelişme; bu okulların iktidar partisinin ‘arka bahçesi’ olduğu algısıdır. Maalesef bu algı ‘eğitim ve öğretim’ dışında farklı tartışma ve ayrışma alanları oluşturmakta, İmam Hatip Okulların vizyonu ve misyonunu çok olumsuz etkilemektedir.

Siyaset kurumunun ‘müdahaleci’ ve ‘fırsatçı’ ellerine düşürülmeden önce tamamen ‘halk’ tarafından himâye edilen ve bu yüzden güçlü bir meşrûiyeti, itibarı ve hasbîliği olan bu kurumlar; gelinen aşamada kutuplaşmaların ve verimsiz tartışmaların malzemesi olmaktan kurtulamamıştır.

 

Dün “Laikçi-Kemalist” geleneğinin sadece din öğretimi ve İmam-Hatip karşıtı bir eksene dayanan argüman ve müdahalelerinin hedefi olan bu kurumlar; bugün, bilhassa ‘kamu kudreti’ni elinde bulunduran siyasi organizasyonların hedefi ve özel ilgi alanları hâline gelmiştir!

Dolayısıyla bu durumdan kaynaklanan mağduriyetlerden ve gerilimlerden bir türlü kurtulamamakta ve aslî misyonunu ifa edememektedir!

2) Bilhassa bu okulların idareci kesimi başta olmak üzere, öğretmen kadrolarının ekserisi o denli politize olmuş durumdalar ki; bu hastalıktan kendisini kurtarabilmiş birkaç istisna okulun dışında, İHO’nın çoğunda eğitim-öğretim yaşamının normal seyri neredeyse sonlanmış durumdadır!

İstisnalar hariç, çoğu okul idarecileri ve okul aile birlikleri liyakat ve ehliyetten uzak bir şekilde tamamen siyasi iktidarla olan münasebetleri istikametinde konsolide edilmiştir.

Bu durum bu okulları mevcut siyasi iktidarın velâyeti ve vesâyeti altındaymış gibi görüntü vermektedir. Bu kadrolar kendi dışındaki insanlarla hatta geçmiş mezunlarla olan ilişkilerini ‘siyasi tercihlerine’ göre tanzim etmektedir. Yetenekleri ve donanımlarıyla değil, yaslandıkları güç ve otorite sayesinde kendi konumlarını tahkim eden ‘idareci ve öğretmen’lerin çokluğu ve yönetim tarzı; hem bu okulların kadro kalitesine, hem de ‘işi ehline teslim’ ilkesine ağır hasarlar vermiştir.

3) Hani ‘herkesi doyurmak isteyen herkesi aç bırakır!’ derler ya, ne kadar çok İmam- Hatip Okulları açılırsa, geleceğimiz olan gençlerin dini ve milli altyapıları sağlam temeller üzerine atılır sanıldı! Ülkemiz dindarlığının alacağı merhalelerde İmam Hatiplilerin etkinliği inkâr edilemez… Lakin neredeyse her mahallede açılan veya dönüştürülen İmam-Hatip Okullarının sayısı hatta bina kaliteleri arttıkça maalesef bu okulların ‘nitelik’ kodlarına ağır hasarlar verdi!

Bu okulların en önemli özelliği ’seçkin’liği idi… Hatta bu durum kendiliğinden bir ‘norm’ haline gelmişti… Mantar gibi her mahallede üçer beşer açılan yahut dönüştürülen İmam Hatip Okulları; bu okulların en önemli özelliği olan ‘gönüllülük’ özelliğine ve dolayısıyla ‘seçkin ve lâyık’ insanlar topluluğu özelliğine zeval verdi!

Siyasi iktidar kaynaklarının ve ilgisinin mühim bir kısmını İmam Hatip okullarının sayısını arttırmaya değil de; prestijini ve kalite standardını koruyacak ‘elit kurumlar’ olarak yapılanmasının önü açsaydı, 28 Şubat sonrası başlayan ‘fiili fetret’ sürecini ortadan kaldırmayı başarırdı.

Bence İmam Hatip Okulları kemiyet anlamında, fiziki anlamda müthiş imkânlara kavuşsa da keyfiyet ve kalite (öğretmen-öğrenci-veli) anlamında hâlâ ‘fiili fetret’ sürecinden çıkamamıştır! Hatta ‘vasat’ın altına düşmüştür!

4) Mevzuat zorluklarını aşmak için akla ilk gelen ve ‘ehveni şer’ olarak hayata geçirilen 4+4+4 sistemi gün geçtikçe ciddi hatalar ve sorunlar üretmektedir. İşin başında, kervan yolda düzülür hesabı aksayan yönler sonra telafi edilir dendi; lakin nasıl başladıysa öyle gitti!

Bu sistem aslında en büyük zararı İmam Hatip Okullarına verdi. Geçmişte, Orta 1 den 7. sınıfa kadar süren ‘kesintisiz’ eğitim, İmam- Hatip kardeşliğinin ve artan ülfetin en önemli sırrıydı! İmam Hatip orijinli gıpta edilen kadim dostlukların ve başarıların öncelikli sebebi buydu. Şimdi bırakın İmam Hatiplilik şuurundan bahsetmeyi, öğrenciler daha birbirlerini tanıyamadan ortaokuldan sonra başka okullara gitmek zorunda kalıyorlar. Bu zorunlu ayrılık yüzünden ‘âidiyet’ yani ‘mensûbiyet’ şuurlanması, en sağlam temellerin atıldığı yer ve evre olan ‘Lise’ye taşınamadığı için yeni ve güçlü birliktelikler kurulamıyor!

Anlayacağınız İmam Hatip Okulları homojenliğini yitirdi ve neredeyse kozmopolit okullar haline geldi!

5) "Gerçek bir üniversiteli gerçek bir liseliden çıkar” sözü eğitim öğretim camiasında adeta klişeleşmiştir. Gerçek bir liseli ise öncelikle ve behemehâl seviyeli bir ‘bilgi’ ve bundan daha da mühimi seviyeli bir ‘kültür’ ile yetişmiş kişi demektir. İmam hatip Liseleri geçmişte, yani bir eli yağda bir eli balda olmadığı zamanlarda, yani mütevazı binalarda ve sair şartlarda eğitim ve öğretimini sürdürdüğü zamanlarda, bu klişeleşmiş gerçeğin en güzel timsaliydi! Maalesef İmam Hatip Okulları’nın bu özelliğini ve ayrıcalığını da yitirdiğini düşünüyorum. Okul binaları son derece modern, imkân ve avantajlar neredeyse sınırsız ama ‘muhteva’ boş!

Aksini iddia edenler lütfen İHO’nın üniversiteye giriş istatistiklerine ve diğer yan kollarda skorboarda yansıyan diğer ‘başarısızlıklarına’ bir göz atsın!

Hülasa

İmam Hatip Okulları’nın hâlâ bu ülke için elzem kurumlar olduğunu düşünüyorum. Lakin yukarıda âcizane sıraladığım sorunlardan ne yapıp edip sıyrılmadıkça, bir numune-i imtisal olarak insanımıza rehberlik eden yoldaşlık eden geçmiş İmam Hatip vizyonunu hayırla ve özlemle yâd eder dururuz!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.