Niçin ‘Operatif Devlet’ Stratejisinde Başarısız Olundu?

Hani derler ya ‘savaşın hangi silahla verildiği değil, hangi sonuca ulaştığı önemlidir’ diye... ‘Böl ve yönet’  düstûru sahiplerinin yüz yıl sonra yeniden çevre coğrafyamızı tasarlamaya başladığı şu günlerde, bugüne dek işletilen savunma ve güvenlik stratejileri de değişti! Son on yıldır, sürekli ve yüksek harcama gerektiren müdahaleler yerine; yerden, zamandan, maliyetten, yıkıcı kayıplardan uzak bir şekilde işletilen kriz ve savunma yönetimleriyle işler yürütülür oldu…

ABD bu stratejilere ‘Akıllı Güç’ , NATO ise ‘Akıllı Savunma’ diyor… Kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan bu karambol coğrafyada, bilinçli bir proje ürünü olarak peyda edilen IŞİD ve diğer ‘Devlet Altı Örgütlenmeler’ üzerinden gayri nizami şekilde kurulan etkileşimlerle stratejiler yürütülüyor… Güçlü ve operasyonel devletlerin devlet vasıfları ve düzenli ordu formatlarıyla değil de, istihbarat servislerinin ve hariciyelerinin “düzensiz” ve “mahrem” oyun sahası haline gelen ‘Devlet Altı Örgütlenmeler’ üzerinden yürüttükleri stratejilere de, genel olarak ‘Operatif Müdahale’ veya ‘Operatif Devlet Modu’ deniyor…

Türkiye, son beş-altı yıldır savunma, istihbarat ve güvenlik iç yapılanması itibariyle bu modda takılıyor! Mesela, PKK ile yürütülen Çözüm Süreci bir çeşit “Operatif Müdahale” işlevidir… Bunun dışında; ‘devlet altı örgütlenme’ adı altında değerlendirebileceğimiz; Hizbullah, Hamas, İhvan, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, Libya ve dahi Suriye’de ÖSO, IŞİD ve türevleri gibi küresel güçlerin her daim radarına giren ve silahlı gruplar ve diğer yapılanmalar üzerinden, Türkiye’de etkileşime geçti.

Fakat Türkiye, ‘Operatif Devlet Modu’na geçtiği bu sahaların hemen hemen tamamında ‘başarısız’ oldu! Peki, Türkiye’yi yönetenler ‘operatif devlet modu’ yöneliminde ve bu istikametteki politik hedeflemelerinde niçin başarısız oldu?

Çünkü üzerlerinden strateji üretilmeye çalışılan ‘Devlet Altı Örgütlenme’lerle etkileşim sınırları, adil-düzgün ve meşru bir şekilde çizilemedi. Duygudaşlık ve sempati şeklinde kurulan etkileşimlerde ayarlar kaçırıldı, mezhebî-etnik tercihlerde ve tutumlarda inanılmaz aksaklıklar yaşandı... Geniş ve serbestçe kullanılan kaynaklar ve harcamalar iyi yönetilemedi! İstihbarat kurumumuz operatif modda iş yaparken, ciddi tecrübelere ve geleneğe sahip TSK ve hariciyemizle senkronize olamadı. Gizli kalması gereken operatif etkileşimlerimiz deşifre oldu. En önemli kural hep devre dışı tutuldu: Dünyada bu işleri başarıyla gerçekleştiren ülkeler kendi parlamentolarına senatolarına temsil makamlarına daima hesap verirken ve şeffaf olurken bizimkiler bu işleri çekirdek bir kadro ile yürüttüler! Örneğin; MİT-Öcalan Müzakere Süreci veya Irak, Mısır, Libya, Suriye gibi ülkelerde yapılanlar ve edilenlerle alakalı, gizli veya açık oturumlarla TBMM'nin tüm grupları ‘bilinmesi gerekenlerle’ sınırlı olmak şartıyla dahi bilgilendirilmedi.

Netice itibariyle Türkiye, kendi ‘operatif müdahaleleri’nde başarılı olamayınca tekrardan ABD ve NATO’nun “operatif müdahale” süreçlerine (Eğit-Donat” projesi gibi) eklemlenmek zorunda kaldı! Yani, ‘bölge liderliği’ iddiasından; küresel güçlerin bir cephe ülkesi, ucuz asker deposu ve sıçrama tahtası noktalarına…  

Sadece küresel siyasi denklemin dışına itilmekle kalmadı ‘gayri meşruluk’ta üretti! Bunun içindir ki, bu işleri ‘bizzat’ yürüten bürokratik ve siyasi kadrolar ufak ufak tüymeye başladılar!

Hülasa

Gelinen aşamada, bırakın güçlü ve tam bağımsız bir gelecek tasavvurunda bulunmayı, kendi dostlarımızı bile kendimiz belirleyemiyoruz! Tamam, Osmanlı bakiyesiyiz; lakin romantik ve ayakları yere basmayan stratejik derinlik anlayışlarıyla ve bir gün ‘Kardeşim Esad’ ertesi gün ‘Düşman Esed’ çelişkileriyle ve girift süreçlerle bu işler yürümüyor! Bunun içindir ki; bölgede daima vazgeçilmez bir ülke oluyoruz lakin ‘lider ülke’ ve ‘güç merkezi’ olamıyoruz!

Kötü uygulanan stratejiler ve politikalar neticesinde alınan ağır hasarların sorumluluğunu üretilen bahaneler ve odaklara yükleyerek ‘siyaseten düzeltilmekten’ sıyrılmaya çalışan, ‘sadece’ sandıkta ‘doğru ve istenilen’ sonuç elde etmeyi başararak denetimsizliği meşrulaştıran bir yönetim anlayışıyla yürütülen Türkiye gemisi; yeniden ve hızlı bir şekilde, kendi iradesi dışında sürüklenmeye başladı!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.