Hubris Sendromu ve Burhan Kuzu!

Hubris Sendromunun diğer bir adı Kibir Sendromudur.

Genelde siyasetçilerde görülen bu kişilik bozukluğu orijinli hastalık, ilk kez nöropsikiyatrist David Owen ve Jonathan Davidson tarafından ortaya konmuş, hakkında 2010 yılında tıp dünyasının önemli dergilerinden biri olan Brain’de çok ses getiren tafsilatlı bir makale yayınlanmıştı. Bu araştırmacılara göre hastalık bir “güç zehirlenmesi; abartılı gurur, baskın bir kendine güven ve kendinden başkaları için içten bir küçümseme duygusu ve gerçeklikten kopuş..." gibi belirtiler veriyor…

‘Hubris Sendromu’ ile ‘Burhan Kuzu’yu yan yana getiren veya “Burhan Kuzu Kibri” ile alakalı yazı yazan ilk kişi ben değilim… Bu hastalık ile Burhan Kuzu ismi yan yana geldiğinde “çok isabetli bir tespit” yorumunu yapacak ve bu yazıyı malumun ilanı olarak niteleyecek birçok siyasetçi ve akademisyen biliyorum… Bunların yekûnuna yakınının Ak Parti’li olması da bu teşhisi daha anlamlı ve objektif kılıyor!

Öte yandan Burhan Kuzu’nun ‘Hubris Sendromu’na dûçar olduğu iddiasına dair, basit bir Google taramasıyla yüzlerce “belirti” ve “etkinlik” ortaya konulabilir… Ama iki gün önce sosyal paylaşım sitesi twitter’da Burhan Kuzu’nun bir vatandaşla diyalogu var ki, Owen ve Jonathan Davidson sırf bu diyalogu görse makalesine bu vakayı “zeyl” yapardı!

Olay şu:

AKP milletvekili Burhan Kuzu geçtiğimiz gün şöyle bir tweet atar: "nefes alan her vatandaş, kendine şu soruyu sormalı ve kararını vermeli: ben neye hizmet edeceğim? uyanma zamanı sanki geldi!!!!!!"

Ata Aral isimli bir vatandaş cevabi olarak : "Hocam memleket hizmetinden başka ne var o şıkları da yazarsan neye hizmet edeceğimizi biliriz. Siz 10 yıldır neye hizmet ediyorsunuz" şeklinde bir tweet atar…

Akabinde Burhan Kuzu kendi psikolojisini de ele veren ve buram buram tevazu kokan!! şu tweeti atar: "biz farelerin aç gezdiği bir Türkiye devraldık; biz gelmesek sen bile belki aç kalacaktın. şükür ve dua edin bize."

Bunun üzerine vatandaş Ata Aral : "eskiden fileler vardı hocam, kese kâğıdına konanlar gizlenirdi. Ben ancak Allah’a şükrederim siz kimsiniz? Parayı veren biziz. Seni duyan da babanın evinden para getirdin de devleti kurtardın zanneder. Para bizim, toprak bizim. Sen kendini ne zannedersin hoca. Ben iktisat mezunuyum. Bu toplanan parayla, bu kadar satılanla 3 tane Türkiye idare edilir. Tabi çalmayacaksın çırpmayacaksın. Sen daha insanın insana şükür etmeyeceğini, Allah’a şükredeceğini öğrenememişin hoca” şeklinde tarihi bir ayar vermiştir ve burhan kuzu buna cevap verememiştir.

Evet…

Biz gelmesek fareler gibi aç kalacaktın; şükür ve dua edin bize" kısmı, gerçekten de can alıcı ve ibretlik bir beyan…

İşin en komik ve “pes yani” dedirtecek yanı, bu tavır ve davranışlarından ötürü kendisini kibirle suçlayan başka bir takipçisine Burhan Kuzu’nun verdiği şu cevap (imlasına dokunmadan alıntıladım):" benim hakkımda sölylenebilecek en önemli vasıf ,mütevazi olmam ve kibirli olmamamdır.bu genel bir kanaattir."

Merd-i Kıpti şecaat arz ederken sirkatini söylermiş! Görüldüğü gibi Burhan Hocanın paçalarından tevazu akıyor!

Tek başına ve uzun süreli iktidar dönemlerinde, tavandan tabana, “çokluk kuruntusu” ve “çoklukla övünme” vakası sık görülür… Bunu neden mi söyledim? Aynı Burhan Kuzu, partisinin bir çalışma kampında “Yüzde 1’lik oy alan partiler yerine gidip dernek kursalar daha iyi. Dışarıda evlenemeyen insanlar var. Gençleri evlendirme derneği kursunlar. Parti kurmaktan daha iyi” şeklinde saygısızca ve haddi aşan bir laf etmişti… Bu beyan aynı toplantıda bulunan eski HAS Parti Genel Başkanı olan Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş bu sözlerin ardından soru yanıt bölümüne kalmayarak toplantıda ayrılmıştı…

Hele, Başkanlık sistemi ile alakalı verdiği beyanlarda kullandığı üslup o kadar irrite edici ki, insan sırf Burhan Kuzu’nun hakaret, itham ve istihzaları sonrası bırakın mevcut parlamenter sistemi, sırf ona inat “yaşasın monarşi” diyesi geliyor!

Netice itibariyle…

Bulunduğu kurumun karizmasından hoyratça yiyenlerde ve kendisini başarı odaklı her şeyle özdeşleştirip, sanki bunun müsebbibi kendisiymiş gibi davrananlarda bu tür hastalıklar sık görülüyor. Sonuçları gözetmeden dürtüsel bir şekilde kararlar verebiliyor. Öneri ve eleştiriye kulak asmayıp patavatsız davranabiliyor… Başkalarının düşüncelerini, varlık sebeplerini, “rahatsız edici” jest-mimik takviyeleriyle küçümseyebilme hakkını kendinde bulabiliyor!

İnsanoğlu; etiketi, eğitimi, meşrebi, inancı, ideolojisi, ne olursa olsun iktidar-güç-servet üçlüsü ile sınava tabi tutulduğunda çok rahatlıkla şaftı dağıtıp basitleşebiliyor! Oysa Allah, servet ve iktidarları bir sınav aracı olarak, insanlar kurumlar ve ülkeler arasında evirip çeviriyor… Bakın siyasal tarihimize; kimler geldi kimler geçti? Menderes 10 yıl iktidarda kaldı. Demirel neredeyse musalla taşında bile iktidar kovalayacak… Özal’lı ve ANAP’lı tek partili yıllar hiç bitmez sanıldı, ANAP’ın ve DYP/DP’nin ölüsü bile yılarca iktidara ortak oldu. Dünün çokluklarıyla övünenleri ise bugünün marjinalleri oldu!

Hülasa…

Herkes gibi günümüz iktidarı ve siyasi figürleri de baki değiller, onlarda sıralarını savacak… Kimi “alnı ak-başı dik” gezecek, kimi “etme bulma dünyası” kuralı gereği layığını bulacak, kiminin yüzlerinde geçmiş pişmanlıklar yakalanacak, kimi ise unutulacak ve hiç hatırlanmayacak!

Şu günlerde, Montosquieu’nun “Ne mutlu o insana ki, kendi liyakatinden bahsetmeyecek kadar mağrurdur.” sözünün karşılığı “adamlara” o kadar ihtiyacımız var ki…

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.