Hep mi Geri Vites Takacağız Arkadaş?

Ermeni diasporası tarafından 80’lere doğru ortaya atılan, 80’lerin ikinci yarısından itibaren özellikle dış politika sürecinde Türkiye’nin başını ağrıtan “Türkler 1915’te Ermenilere karşı soykırım işlemiştir; 3T’ye (Tanıma, Toprak ve Tazminat) razı olsun” tazyikli sorun; maalesef son yıllarda hem dışarıda hem içeride iyice ‘meşrûiyet’ kazanmaya başladı.

Dış politik gelişmeleri olumsuz yönde etkileyen ve başların sürekli 2015 yılını “hedef yıl” seçenlerin 100. yılda tüm dünyayı kapsayan stratejilerine çevrilmesine neden olan bu gelişmeler neticesinde, siyasi iktidar tarafından 2008-2011 yılları arasında sürüncemeye bırakılan ‘Ermeni Açılımı’ tekrar tartışılmaya başlandı...

Bunun startı geçtiğimiz hafta içinde verildi. Başbakanlık 24 Nisan 1915'in 99. Yıldönümünde, 1915’te hayatlarını kaybeden Ermeniler için taziyede bulundu. Yorumlar muhtelif ve ilginç; bazıları 99 yıllık bir inkârda önemli bir gedik açılmış olması bakımından bu resmi taziyeyi önemli buldu… Bazıları bu açıklama üzerinden Başbakan'ın “demokrat” veya “samimi” olup olmaması üzerinden hadiseye bakarken, kimileri Başbakanın Ermenilerden özür dileyerek bu sözde Ermeni soykırımını kabul etmeye yaklaştığını ve kamuoyunu buna alıştırdığını iddia etti… Kimileri ise, ülke yöneticilerinin müzakerelerde almadan verme konusundaki cömertliğini “Arkadaş hep biz mi geri vites takacağız” isyanı boyutuna taşıdı!

Niçin Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, “soykırım gibi dünyanın en iğrenç ve aşağılık bir kavramıdır. Türklerin kabul etmesi asla mümkün değildir” tezi üzerinden dünyayı ayağa kaldıramıyoruz? Niçin primer belgelerle ispat edilemeyen bir suçlamanın, bizim tarafımızdan bırakın kabulünü, ağzımıza bile alınmasının mümkün olmadığı noktasında en gür sada ile sesimizi yükseltemiyoruz? En mühimi ise, böyle bir suçlamayı kabul etmemizin çocuklarımızın ve torunlarımızın alınlarına büyük bir kara sürmek anlamına geldiğini niçin dünyaya anlatamıyoruz?

Ermeniciler, kozmopolitler, sosyalistler, liberaller, ‘ver-kurtul’cular neyin tatavasını yapıyorlar? Bir şey ya olmuştur ya olmamıştır. Açarsın bu meselenin geçtiği coğrafyaya ve tarihe ait arşive sahip ülkelerin arşivlerini, alırsın bununla ilgili tüm tarihi bilgileri ve belgeleri, yığarsın dünyanın her yerinden gelen tarafsız bilim adamlarının önüne… Onlar incelerler, mantık kurallarıyla ispatlaya ispatlaya gerçeği ifşa ederler. Kimse de inkâr edemez. Soykırım olmuşsa Türkler kabul eder, olmamışsa Ermeniler olmadığını kabul eder. Hayır, bu korku ne yani? Ermeniler neden buna yanaşmıyor? Kendilerini var eden ve birlik içinde tutan tek nedenlerinin de bir hayal ürünü olmasından mı korkuyorlar? Türkiye ile hesabı olan Batı’nın piyonu olmaktan öte dünyaya biz bırakamamış Ermeni diasporası ve Ermenistan yönetimi, Türkiye’ye karşı politik olarak kullanıldıklarından ötürü kendilerine gösterilen ikiyüzlü ilginin kaybolmasından mı korkuyorlar?

Bir de "ortak acı" diye bir yalan uydurmuşlar ki, inanın irrite oluyorum! Dikkat edin, sözde soykırım iddialarını “ortak acı” olarak niteleyen içimizdeki Ermeniciler, geçmişte ve yakın zamanlarda Ermenilerin gerçekleştirdiği Türk katliamlarını ve Müslüman coğrafyadaki katliamları “ortak acı” bağlamında değerlendirmiyor!

Bırakın 100 sene önceyi… Daha yakın bir zamanda Hadrut, Hocavend, Hocalı, Şuşa, Laçin, Kelbecer, Ağdam, Fuzuli, Zengilan, Cebrayil, Gubadlı gibi şehirlerde Ermeniler tarafından işlenmiş cinayetlere ve bu cinayetlerin İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün raporlarına yansıyan insanlık dışı cinayetlerini görmezden geliyorlar. Raporlardaki cinayet şekillerine bakın: kafa derisi yüzülmüş, tecavüz edilmiş, gözleri çıkarılmış, cinsi uzuvları kesilmiş ve yakılmış, bedeni tam doğranmış, ahırlara takılıp hayvanlarla birlikte diri diri yakılmış, elleri telle bağlanarak kafası kesilmiş Türklere ait cesetler… Burada bahsi geçen ölümlerin birinde bile düşmanvari ölüm yoktur; düşman kurşunu sıkar ve biter, ama “bunları yapanlar insansa bizler neyiz sorusunu sorduracak” şekilde vahşiliğin ve barbarlığın tüm hünerini kullananların yaptıkları uluslararası raporlarda kayıt altındayken, ‘Türkler kimin soyunu kırmış?’ sorusunu soramıyorlar dünyaya?

Hülasa,

Dışişlerimiz sözde soykırım iddiaları karşısında suçsuz olmanın ve olan biteni çok iyi anlamış olmanın verdiği gurur ve hazdan ziyade, özür dileyip rahatlamanın vereceği hazzın peşine düşmüş bir duruş sergiliyor. En azından bu konudaki endişeleri azaltacak bir hamle atacakmış gibi de gözükmüyor. Tarihi, siyasi ve felsefi haklı nedenlerimiz olmasına rağmen, bu iğrenç soykırım suçlaması ile Türkiye Cumhuriyeti ve aziz Türk Milleti arasına “moral” mesafe koymak yerine, bir anlık zayıflığa bile izin vermeyecek kadar acımasız olan uluslararası arenada, topaç çevirmeye devam ediyor hala!..

Tıpkı Kürt ve Kıbrıs açılımlarında olduğu gibi, memleketi yönetenler hep aynı müthiş hatayı yapıyor: Sorunun kaynağı sanki Türkiye imiş gibi aşağılık kompleksi ile “ilk adımı” atıyor, akabinde elini kaptırıp kolunu kurtaramıyor. Neticede “egemenlik” başlığı altında değerlendirilecek birçok hakkımız ve üstünlüklerimiz pazarlık veya taviz konusu oluyor!

Türkiye’yi yönetenler artık bu tepkileri ve tehditleri umursamamalı; geri vites takmadan ve caymadan “soykırım” iddialarını “kesin” bir dille reddetmelidir. Artık bu iddialarla ve suçlamalarla gelinen hiçbir sürecin içerisinde olunmayacağı konusunda sağlam bir irade ortaya konmalıdır. Ermeni diasporası baskısıyla her sene bu oyunu oynayan ABD'nin ve AB’nin elinden, demoklesin kılıcı gibi başımızda sallanıp duran bu koz artık alınmalı; "artık inceldiği yerden kopsun" tavrı ile dış müdahalelere açık tüm kapılar yüzlerine çarpılmalıdır!

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.