Gidilen Bu Yol, Yol Değil!

Konfüçyüs, “Kelimeler doğru değilse, kavramlar da doğru değildir. Kavramlar doğru değilse, mantık kurmak zor olur. Mantık karışırsa uluslar huzursuz olur. Uluslar huzursuz olursa, toplum düzeni bozulur. Toplum düzeni bozulursa, devletlerin varlığı tehlikeye girer!” demişti ya...

Aynıyla vaki… Ülkeyi yönetenler şu anda Konfüçyüs’ün bu zincirleme tarif ve tespitini hayata geçirmek ve O’nu haklı çıkarmak için adeta birbiriyle yarışıyor!

 

Yaşanılan sorunları daha sakin bir ortamda şeffaf bir şekilde vuzuha kavuşturma amaçlı bir kriz yönetimi yeteneğinden uzak mevcut oyun kurucular, kimin elinin kimin cebinde dolaştığı belli olmadığı bu ülke şartlarında oldukça müşkül duruma düştüklerini kamuoyundan saklayamaz hale geldiler. Ellere tutuşturulan yol haritalarıyla metazori süreçleri yönetmek zordur! Bu tip süreçler zaman tahditli olduğu için panikle aceleye getirmeye ve ellere yüzlere bulaştırmaya gebedir!

Şu anda ‘Türk halkı ne düşünüyor?’ sorusunun cevabını iyi bilenler, Türk halkının kafasındaki soruları ve manüplasyonsuz kamuoyu yoklama sonuçlarını, APO ile yapılan müzakere süreci akamete uğramasın diye medya gündemine taşımaktan imtina ediyorlar!

Şu günlerde kitle iletişim araçlarının (internet hariç) bir manüplasyon aracı olarak kullanılmasının ve aynı tornadan çıkma fikirleri yayarak davranışları, düşünceleri ve tepkileri sabitlemek için gösterilen gayretlerin de cılkı çıktı.

Ne oldu da ivedi bir şekilde bedel ödemesi gerekenlerin bedel ödetecek konuma oturtulduğu ve devlet muamelesi görmeye başladığı bir müzakere sürecinin içine itildik? Muğlâk ve bir o kadar dezenformasyonlarla yüklü kapalı devre işleyen bu süreçte, ‘nasıl olsa biz bu milletin önüne ne koyarsak yer ‘ diyen bir anlayışa rağmen millet bu soruları her yerde birbirine sormaya başladı…

Ama ‘açılımın efendileri’ ve ‘bir kısım yüksek bürokrasi’, APO ile müzakere sürecinin tutması ve kamuoyunu ikna etmek adına yoğun bir çaba harcayalım derlerken sergiledikleri inanılmaz hatalar ve saçmalıklar artık devlet ciddiyeti’ sütresi ile gizlenemeyecek bir hal almaya başladı. Toplum mühendisliğin en etkili ve kestirme vasıtalarından olan TV’lere ve diğer enformatik cehalet vasıtalarına göz atıldığında bu iddialarımızı ortaya çıkaracak o kadar örnekler yaşatılıyor ki, artık insanlar gına gelmeye ve dişlerini sıkmaya başladı.

Şu anda sanki bir Türk-Kürt savaşı varmış da bir an evvel buna çözüm bulmak gerekiyormuş gibi bir hava yaratılıp, İmralı’da ki seri katilin önderliğinde “yeter artık! Otuz senedir birbirimizin kanını döküyoruz bırakın artık silahları” modunda bir barış süreci yürütülüyor…

Bir yandan PKK habire egemenlik haklarımızı ayaklar altına alacak şekilde hedef büyüterek kültürel haklar kimlik hakları falan değil, ulus olmaya giden yolu açmak istediğini avaz avaz haykırarak dillendiriyor… Öte yandan Başbakan “eşkıya ile müzakereler yapılırken pazarlık yapılmayacak devletten taviz koparılmasına izin verilmeyecek” beyanlarıyla milleti ikna etmeye çalışıyor!

Lakin Türk halkı silahların susmasını istiyor, ama haysiyetsiz ve bol tavizli süreci reddediyor! Millet Anayasa sürecinin ümitsizce ilerlediğinin farkında. İmralı ile müzakere edilirken karşı tarafın anayasal garantiye kavuşturmasını istediği taleplerin müstakbel anayasaya entegre edilmesi konusunda anlamsız bir acelecilik gösterildiğinin de farkında.

Süreci yönetenlerin milleti ajite eden ikinci büyük yanlışı da şu: Süreci meşru ve haklı göstermek adına, “Türk” telaffuzunu sanki bir tehdit algısıyla karşı karşıya kalmış gibi, ırkçılık/faşistlik/kavmiyetçilik olarak yaftalayıp feveran edenlerin zıvanadan çıkmalarına fırsat verilmesi!

Tüm TV’lerin akredite bilirkişileri sanki söz birliği etmişçesine aynı tepkiyi ve savunma mekanizmalarını geliştiriyor! Geçmişte Barzani Türkiye’de sosyolojik karşılığı olan biridir. Türkiye’ye hep dostane bir yaklaşımı olmuştur diyen Prof.Dr. Yasin Aktay’ı dün bir TV programında izledim; hazret defalarca Kürt halkı ve Kürtler dediği halde Türk kelimesini telaffuz etmemek için kendisini o kadar kastı ki ‘Türkiye halkı’ demek zorunda hissetti kendini… Kürt halkı ve Türkiye halkı! Allah akıl fikir versin. Barzani gibi birine sosyolojik karşılık arayıp bulan biri, Türk kelimesinin Sosyolojik bir karşılığı olmadığını iddia edercesine saçmalıyordu…

Aynen Konfüçyüs’ün tespitinde olduğu gibi, kelimeleri ve kavramları teftiş etmekten yoksun ama her şeyin en iyisi ve doğrusunu bildiğini sanıp cahil cesareti ile bunu toplum önünde ifşa etmekten sıkıntı duymayan yöneticiler iyice komik olmaya başladı.

Bu memlekette bu denli cehalet bile Milli Eğitim Bakanı olmaya bile mani değilmiş dedirten kozmopolit düşünce yapısına sahip Hüseyin Çelik geçenlerde çok alaycı bir ifadeyle “Asabiyet” kavramının içini boşaltacak bir tarif yaptı ve ‘Başbakan’ın kullandığı asabiyet kelimesi ırkçılıktır’ dedi kestirip attı!

Siyasal egemenlikle toplum psikolojisi, toplumdaki birlik ve dayanışma dinamiği arasındaki etkili ilişkiyi asabiyet kelimesine yüklediği anlamla kuran İbn-i Haldun üstadın kemiklerini sızlattı. Devletleşme sürecinin en baş motivasyonu ve doğal aracı olan, hakkında ciltler dolusu çalışmalar yapılan ‘asabiyet! kavramını; APO ile yapılan müzakere süreci zeval görmesin diye mundar etti!

Ne günlere kaldık..! Türkiye'de 36 etnik grubun olduğundan bahsedip aklınca vatandaşlık teorisine katkıda bulunacak bir çıkarımlar yaptırıp memleketin birliği ve beraberliği altına dinamit koyanlar ırkçı olmuyor!

Açılım ve romantik barış hikâyeleriyle, güzel Türkiye'mizde yavaş yavaş bir psikolojik kopuş ve sosyal fragmantasyon ortamı doğuranlar ve aynı ülke içinde birbirinden farklı iki ayrı halk ve iki farklı kamuoyu oluşturanlar ırkçı olmuyor! Lakin; “Bu topraklar sıradan topraklar değil. Biz Türk milleti, bu toprakları emlak borsasından satın almadık, kan dökerek bu sınırları çizdik. Bu ülke, Adana'sıyla Edirne'siyle, Osmaniye'siyle Sinop'uyla, Kastamonu'suyla, Muğla'sıyla, Sakarya'sıyla, Denizli'siyle, Diyarbakır'ıyla bir bütündür. Bu coğrafya sıradan bir coğrafya değil. Bu toprak, vatandır ve ilelebet Türk vatanı olarak, Türk milletinin öz yurdu olarak kalacaktır. Bizlerin birliği, beraberliği, kardeşliği, huzur ortamına uzanan hain elleri, kötü niyetleri kahretmeye, bitirmeye ve de pişman etmeye yeter, yetecektir.”diyen İdris Naim Şahin ve onun gibi düşünenler ırkçı oluyor!

Ey bu topraklarda ırkçılık yeşermediği halde, Anadolu’da “üstün ırk teorileri” ve “nefret kanunları” mümbit bir mekân bulamadığı halde, ‘Türk’ demeyi ‘vatan’ demeyi ‘egemenlik’ demeyi İmralı sürecini baltalamak ve PKK’yı ürkütmekle eş tutanlar…

Hatırlarsanız geçtiğimiz yıl Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Esmer ve ekibi tarafından hazırlanan Türkiye Değerler Atlası yayınlanmıştı. Yapılan araştırmaya göre Türkiye’nin‘dörtte üçü’ Türk olmaktan son derece gururlu. Yine dikkat ederseniz Türksüz diyenler değil, ‘Türk olmaktan son derece gurur duyuyoruz diyenler’... Hatta Türk olmaktan son derece gurur duyanların Güneydoğu Anadolu'da dahi oranı yüzde 23!

Nasıl olsa bu millet balık hafızalı deyip de Türkiye’nin %88’ini “hassasiyetinin” ve “asabiyesinin” ayarlarıyla oynamanın alemi yok!

Her seçim öncesi, Türkiye’nin doğusu hariç! “Kurban olayım ayına yıldızına” benzeri billboard reklamlarıyla yapılan popülizm denemeleri ya da “biz birileri gibi sözde değil özde milliyetçiyiz fiili milliyetçiyiz” atraksiyonları işe yaramayabilir!

Hülasa,

"Türk"ün bırakın varlığına, ismine karşı bile tedavisi mümkün olmayacak derecede şiddetli alerji duyan tescilli siyasi ve bürokratik kapasitenin de gayet iyi bildikleri ama itiraf edemedikleri gibi; Türkler hiçbir zaman ırk ve kan birliğini önemsemiş bir millet değildir. Bu geçmişte de böyleydi halen de böyledir. Üstünlüğün takva ile olduğu ilkesine göre hareket ederler. Ziya Gökalp ki hep ırkçılığın ideologu olarak bilinir, tam tersine, "Irkçılık bir mikroptur." der ve şunu ekler: "Bizim birliğimiz kan birliği değil, can birliğidir". Muazzam bir özettir bu aslında.

Türkler önce 'ikna' edilmeli, direnirlerse 'icbar' edilmeli, karşı çıkarlarsa 'imha' edilmeli” İlkesi mucibince, binlerce yıldır Anadolu topraklarından Türkleri söküp atmaya çalışan emperyalist haydutların etrafımıza ördüğü duvarlara inat, daha da büyüyerek bu topraklarda olmaya devam edeceğiz inşâALLAH…

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.