Gazze’ye Var da Hocalı’ya Yok mu?

Teşbihte hata olmazmış: Birkaç çocuğu olan bir babanın, sadece bir çocuğuna kıymet verdiğini ve bu müstakil kayırmanın diğer çocuklarda hissettirdiği mahzunluğu ve kırgınlığı düşünün… İşte tamamen bu teşbihteki tabloya dikkat çekmek istiyorum.

İnanın bir Müslüman olarak zoruma gidiyor… ‘Tüm bu vahşeti yaşatanlara insan deniyorsa biz neyiz” sorusunu sorduracak derecede zulme uğrayan kardeşlerimize insani ve kardeşlik hukuku neyi yapmamızı gerektiriyorsa onu yapmaya çalışıyoruz. Ama her nedense Balkanlardan Kuzey Afrika’ya, yeniden şekillenen Ortadoğu’daki Müslüman kardeşlerimize yapılan gayri insani muamelelere haklı olarak “One minute” deyip gündeme taşıyan ülke yöneticileri; Kafkasya ve Türk illeri gündeme gelince “duymadım- görmedim-konuşmuyorum” oyununu oynuyor!

Büyük Kürdistan adına ve Musul-Kerkük petrollerine zeval vermemek adına her gün onlarcası katledilen, mallarına el konulup topraklarından sürülen Irak Türkmenleri Türk Dışişleri’nin gündeminde değil! Özgür Suriye Ordusu haricinde tutulan Esed’in zulmüyle baş başa bırakılan, silahlandırılmayan ve Esed sonrası Suriye hesapları içinde esamisi okunmayan 3,5 Milyon Suriyeli Türkmen kardeşlerimizde Türk Dışişleri’nin gündeminde değil! Üç aydır Türkmen köyleri vuruluyor 3000 civarında şehit verdiler, Türkiye’de kurulan kamplarda dahi ezik ve diğerlerinden farklı muamelelere ve imkânlara tabiler!

Sayın Ahmet Davutoğlu’nun yönetimindeki Türk diplomasisi bırakın siyasi diplomasiyi, insani diplomasi kanallarını harekete geçirerek; Şuşa, Kelbecer, Ağdam ve Azerbaycan’ın işgal altında olan diğer topraklarında meydana gelen insan hakları ihlallerini gündeme taşıyamıyor. Irak ve Suriye’de ki Türkmen illerindeki ‘neredesin gavim gardaş’ çığlıkları ise işitilmiyor; kuru bayram ziyaretlerinde yapılan hamaset ve soydaşlık edebiyatı diplomatik başarı diye kamuoyuna sunuluyor!

Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde (Doğu Türkistan) birçok Müslüman Uygur Türkü kardeşimizi inanılmaz işkencelerle katleden Çin’e resmi bir ağızla ‘Çin’in bütünlüğünü korunmasının Türkiye için çok önemli olduğunu’ ifade etmek ve 2012 yılını Çin Yılı ilan etmek erdemli bir davranış mı?

Bugün Hamas başta olmak üzere birçok, İslami cihad liderleri Hükümetin izniyle Türkiye’ye gelip Hükümet tarafından ağırlanıyor. Hoş gelsinler… O halde sen ‘Özgürlük Mücadelesi’ veren Doğu Türkistan ve Güney Azerbaycan ve birçok Türk yurdunun (Özbek, Türkmen ve Çeçen) liderin ve mühim kişilerin Türkiye’ye girişine niçin izin vermiyorsunuz?

Bir dünyaya kulak kesilirken başka dünyalara sağır kesiliyoruz!

Geçtiğimiz hafta önemli bir gelişme yaşandı. ‘Mustafa Sarıgül Topbaşı niçin öptü?’, ‘Hosteslerin kıyafetleri!’, ‘THY’deki içki servislerinin kaldırılması’ oyuncaklarıyla oynayan medya ve önüne konulursa yemeye hazır kamuoyumuz, geçtiğimiz hafta önemli bir gelişmeye yeteri kadar alaka göstermedi!

Beyaz Saray resmi internet sitesinde, 613 sivilin vahşice katledildiği, 56 hamile kadının karnının yarıldığı, 476 kişinin ömür boyu sakat bırakılıp 1275 kişinin tutsak edildiği 'Hocalı Soykırımı'nın tanınması ve Başkan Obama'nın konuya ilişkin bildiri yayımlaması amacıyla başlatılan imza kampanyası başarıya ulaştı. 26 Ocak'ta başlayan ve Hocalı katliamının yapıldığı 26 Şubat'a kadar devam etmesi planlanan kampanya, bitiş gününe iki hafta kala tamamlandı. Bugün itibariyle imza sayısı 120 bine ulaştı. ABD hükümeti, bu tarz kampanyalarda belirtilen tarihte yeterli imza toplanması halinde ABD Başkanı Obama'nın konuyla ilişkin resmi açıklama yapabileceğini vaat ediyor. Türkiye bu gelişmeyi fırsata çevirecek işler yapmalı. Obama’nın Hocalı Soykırımını tanımayacağı kesin, lakin bu dilekçeyi gündemine alıp Hocalı zulmü ile alakalı resmi bir kelam etmesi bile önemli bir avantaj.

Gelinen aşamada, sözde Ermeni soykırımı propagandaları karşısında hem Türkiye hem de Azerbaycan, konumlarını güçsüzleştirecek ve dirençlerini kıracak birçok politikalara zorlandı! Türkiye özellikle 2000 yılından beri Ermeni sorununun çözülmesi ve 1915 sözde soykırımı tanıması için ABD ve AB baskıyla o kadar çok bunaltıldı ki ne yapacağınızı şaşırdık.

Hatırlayın lütfen! Türkiye’yi yönetenlerin huyudur; bugün olduğu gibi teröristi anlayacağı dilden zayıf düşürüp ondan sonra masaya oturtacağına, salt masa başı müzakereleri ile taviz vererek silahını bıraktıracağını sananlar gibi, geçmişte Ermeni açılımında da aynı hataya düştüler: 2010 yılında neler yapmadık ki? Sınır ticaretini artırmak, limanları kullanım kolaylığı sağlamak ve ekonomik açılımlarla Ermenistan’ı kazanmak için teklifler sunduk. Soykırım iddialarını akademik düzlemde tartışmak için tüm belge bilgi ve akla ne gelirse masaya yatırıp şu işin aslını ortaya çıkaralım dedik… Yetmedi “Hepimiz Ermeniyiz” sloganları attıracak menfur provakatif eylemlerin tekrarını ve psikolojik baskı odaklarının ellerindeki kozları ortadan kaldırmak için Türkiye’deki Ermeni azınlığın sorunlarını düzeltmek için canhıraş çabalar sergiledik…

Neticede ne oldu? Koskoca bir fiyasko ve hiç!

Önümüze sorun diye servis edilen, sonrada çözün diye siyasi ekonomik ve askeri tehditleri barındıran dayatmalarla gündemimizi işgal eden Ermeni Açılımı, 2015 yılına doğru yani sözde soykırım tarihi olarak 1915 yılının 100. yıldönümüne doğru iyice başımızı ağrıtacak… Bakalım ülkeyi yönetenler ABD, AB ve Rusya’yı arkasına almış bir Ermenistan’ın ve içimizdeki “Hepimiz Ermeniyiz” diye sorunu sadece bir azınlık sorunuymuş gibi yansıtanların dayatmalarına nasıl göğüs gerecek? Bakalım 2015 Ermeni açılımı süreci Türk milletini irite etmemek için hangi uyduruk “isimle” çözüm süreci diye milletimize yutturulacak?

Şimdi Sayın Davutoğlu’na soruyorum:

1 - Bugün Türkiye'nin yürüttüğü Kafkas politikası son derece karışık ve anlaşılmaz bir politikadır. En mühimi bizler için çok önemli olan Azerbaycan'ı kırmakta veya güven bunalımına ve yanlış intibalar edinmesine sebep olunmaktadır. Anlamsız yol haritalarıyla Türkiye Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmeye çalışıp suni sorunları reel tavizlerle çözmeye çalışırken, Azerbaycan ile ne ölçüde paralel bir diplomasi yönettiniz?

2- Ankara her şeyden önce Hocalı soykırımını tanımalıdır. Azerbaycan’ın, Kolombiya’nın Meksika’nın ve Pakistan’ın tanıdığı bu soykırımı Türkiye resmen kendi parlamentosunda niçin tanımaz?

3- Bugüne dek Türkiye’yi soykırımcı olarak tanıyan ülkelere cevap vermeye ve suçluluk psikolojisiyle davranmaya devam edeceğinize, niçin Hocalı soykırımını Dünya kamuoyuna taşıyıp uluslararası kuruluşlarca tanınması için çaba sarf etmiyorsunuz?

4- Hocalı Soykırımı’nı gerçekleştiren Ermenistan’ın bu günkü Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ın ‘Azerbaycanlılar Ermenilerin sivil halka karşı katliam yapmayacağını düşünmekteydiler. Biz bunu Azerbaycanlılara ibret olsun diye yaptık’ demesi yanına kâr mı kalacak? Ermenistan Cumhurbaşkanı'nın "Biz Karabağ'ı aldık, gelecek nesillerimiz Ağrı’yı almalıdır." sözleri günümüzde hem Azerbaycan, hem de Türkiye'ye karşı açık bir tehdittir. Türkiye bu tehdidi deli saçması deyip umursamayacak mı?

5- Topraklarının %20’si işgal altındaki Azerbaycan’ın hakları ve Hocalı soykırımı; başta AB ülkeleri olmak üzere, vizelerin karşılıklı kaldırdığı diğer ülkelerin ve Arap Baharı ile diktatörlerinden kurtulan! Arap ülkelerinin parlamento gündemine niçin sokulmuyor?

Hülasa,

İlkelerin değil de suyun debisiyle yön kazanan standartların peşine düşmeyi dış politika sananlara ve 'Rüzgâr nereye eserse' insanlığını oraya taşıyanlara hatırlatmak isterim:

'Çifte standart' eşitliğin ve adaletin önündeki en büyük engeldir. Gazze'ye ayrı Hocalı'ya ayrı, Ortadoğu'ya ayrı Türkî mağduriyet bölgelerine ayrı, Barzani'ye ayrı Türkmen illerine ayrı muamele yapmayacaksın!

Hem hassasiyetlere ve kurallara göre davranıyorum diyeceksin; biryandan elde imkân olupta yapılması gerekenleri herkes için eşit olarak uyguladığını iddia edecek, diğer yandan da ikiyüzlülük hastalığına düçar olacaksın...

Olmaz öyle şey!

Eğer eşitlik ve adalet sağlama gibi bir iddian varsa, adalet anlayışına gelen tenkit ve tepkilere kulak tıkamayacaksın… 

Allah, servet ve iktidarı, evirip-çevirecektir. ‘Elinizde imkân olupta neleri yapmadınız?' sorusunu hem dünyada hem de ahirette bu ülkeyi yönetenlere soracaktır. Ülkeyi yöneten güç-iktidar ve otorite sahiplerinin yarın yargı gününde böyle bir kaçınılmaz sonları vardır!

Unutmamak lazım!

Çifte standardın çiftesiyle tarih pistinin kenarına fırlatılanların sayısı o kadar çok ki!

 

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.