Siyasi İktidarın D. Türkistan Hakkında Bir "Gizli Ajandası” Var mı?

Malumunuz, Çin'in uyguladığı zulümden dolayı yaşadıkları Doğu Türkistan'dan ayrılan, önce Malezya’ya ardında Türkiye’ye gelmek isteyen çoğunluğu çocuk ve kadın yaklaşık 300 Uygur Türkü’nün yolculukları Tayland’daki bir kampta son bulmuştu. Ellerindeki Türk bayraklarıyla Türkiye'nin kendilerinesahip çıkmasını ve Çin'e geri gönderilmemelerini istemişlerdi.

Geri gönderildikleri takdirde Çin yönetimi tarafından kurşuna dizilme tehlikesiyle karşı karşıya olan soydaşlarımıza karşı Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, muhatap ülkelerle görüşmelerin sağlanıp anlaşıldığı takdirde, Uygur Türklerinin Türkiye'ye getirilebileceklerini açıklamıştı. Çavuşoğlu'nun ifadeleri üzerine, Çin Dışişleri Bakanlığı'na soruldu. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Chunying Reuters'a yaptığı yazılı açılamada, "Türkiye’den konuya müdahil olmayı hemen bırakmasını, söyledikleri sözlere ve yaptıklarına dikkat etmelerini ve de illegal mülteci aktivitelerini destekleyebilecek yanlış sinyaller göndermemelerini istiyoruz.”dendi.

Çin Dışişlerinin bu açıklamasından beri, Çin’e iade edilirlerse idam edilecek olan 300 Uygur Türk’ünün Türkiye’ye iade edilmesi konusu bir “belirsizlik” halini aldı! Siyasi iktidarın bu konuda sergilediği derin sessizliği” neye yormamız gerekiyor? Bu soruyu cevaplamak için geçmişe gidelim:

1997 Şubatında Doğu Türkistanlılar Çin sömürge yönetiminin zulmüne karşı ayaklanınca, Çin bu protestoları kanlı bir şekilde bastırmıştı. O dönem Türkiye’de yine bugünlerde olduğu gibi Çin’e karşı tepkiler ve nümayişler yükselmişti. Bundan rahatsız olan Çin, Türkiye’de sürgünde Doğu Türkistan hükümeti kurulacağı duyumlarını da alınca Ankara’yı sert bir şekilde uyarmıştı. Bunun üzerine Başbakan Mesut Yılmaz mülki-idari amirliklere ve emniyet ile MİT’e bir genelge yollamıştı. 1998 yılında 1998/36 numaralı ‘gizli’ kaydıyla yayınlanan genelgeyi Gazeteci Servet Kabaklı deşifre etmişti. Genelgede geçen çarpıcı bölümler ise şunlardı:

“BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden biri olan ve 1 milyar nüfusu ve rekor düzeydeki kalkınma hızıyla Türkiye için büyük bir potansiyel pazar teşkil eden ÇHC ile siyasî ve ekonomik ilişkilerimiz son yıllarda hızlı bir gelişme göstermektedir. Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’nden göç ederek Türkiye’ye yerleşen soydaşlarımızın faaliyetleri, Türkiye ile ÇHC siyasi ilişkilerinde hassas bir noktayı oluşturmaktadır. Doğu Türkistan vakıf ve derneklerinin faaliyetlerinin yasal sınırlar içinde kalması, anılan vakıf ve derneklerce düzenlenecek toplantılara bakanlarımız dâhil kamu görevlilerimizin katılmamaları ve kutlama mesajları göndermemeleri, bu toplantılarda Doğu Türkistan bayrağı ve ÇHC’ni rencide eden pankartlar kullanılmaması, Çin misyonları önünde Çin bayrağının yakılmasının ve Çin’i rencide edici pankartların kullanılmasının engellenmesi önem arz etmektedir…”

Çin’i karşılarına almaktan çekinerek tavrını ve tarafını seçen “ANAP-DSP koalisyonundan farklı olarak AKP hükümetleri döneminde de D. Türkistan politikamızda pek bir değişiklik olmadı. İçerisinden hamasi beyanları ve reklam kokan gaz alma ziyaretlerini çıkardığımızda geriye pek bir şey kalmayan D. Türkistan ile alakalı politikalar, mevcut iktidar döneminde de “sessiz” ve “denge” içerisinde sürdürülmeye devam edildi. Buna gerekçe olarak AKP hükümetleri döneminde de ANAP döneminde olduğu gibi 2003 yılında imzalanan benzer içerikli, “Terörle Mücadele Anlaşması” başlığı altında sekiz maddelik gizli bir genelgenin olduğu, Çin tarafından “terörist” olarak nitelenen Doğu Türkistanlılarla alakalı vatandaşlık kabulleri ve iadelerle alakalı ayrıntılar olduğu iddia edilmektedir.

Her Doğu Türkistan orijinli meselede; tıpkı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2003’te Pekin’de dillendirdiği “Çin'in toprak bütünlüğü konusunda tereddüdümüz yok, saygımız var. Tek Çin anlayışını destekliyoruz. Terörün dini, milleti, etnik kökeni olmaz. Terörizme karşı ortak mücadele etmeliyiz" beyanı istikametinde sıkça tekrarlanan “resmi” beyanlar ve Çin’in her defasında “Türk hükümeti bir kez daha Çin aleyhtarı faaliyetlere izin vermeyeceğini, Doğu Türkistan Milli Kurultayı'nın topraklarında üslenmesine izin vermeyeceğim teyit etmiştir. Bu çok memnuniyet verici bir husustur" karşı beyanları hala “resmi” ağızlardan düşmüyor!

Çin tarafından gelebilecek olumsuz neticelerden kaçınmaya yönelik “stratejik denge” kılıflı ‘kınama’dan dahi çekinilecek tarzda tırsak ve suya sabuna dokunmayan politikalar yukarıdaki iddiayı güçlendiriyor!

Hülasa

II. Dünya Savaşı’nın sonlarında Sovyetlerden kaçarak Türkiye’ye sığınan Azeri soydaşlarımızın, Ankara’dan gelen bir talimatla “Bizi siz kurşuna dizin ama Rus’a teslim etmeyin” feryatlarıyla Rus askerlerine teslim edildiği “Boraltan Faciası”nın ve aynı yılda Romanya’ya iltica etmiş olan 20-30 bin civarındaki Kırım Türkünün Türkiye’ye sığınma talebinin reddedilmesi ihanetlerinin mimarı olan Milli Şef İsmet İnönü “Misak-ı Milli hudutlarının dışında Türk unsuru kabul etmiyoruz” diyerek bu feryatlara kulak tıkamıştı..!

Geçmişte bu yürek yakan tabloyu aziz milletimize yaşatanların siyasetlerini ve zihniyetlerini yıllarca eleştiren ve hatta iç politik manevra alanı daralınca sürekli “Milli Şef ‘in CHP’si” döneminden malzeme bulup manevra alanını genişleten AKP iktidarı, maalesef o dönemin benzer tablolarını bu millete yaşatıyor! Hudut kapılarının ardına kadar açıldığı, sorunlarının uluslararası kuruluşların ve 24 saat medyanın gündemine taşındığı ümmetin diğer mazlumlarına gösterilen alaka ve hassasiyetin binde biri, “ümmetin üvey evladı” Doğu Türkistanlılar ile IŞİD ve Barzani zulmü karşısında inim inleyen Türkmenlere gösterilmiyor!

1949’da Çin tarafından işgal edilene kadar gök bayraklarının altında 2000 yıldır bir devlete sahip olan ve yöneten Uygur Türklerinin sorununu “etnisite sorunu” olarak yansıtan, Uygur Türklerinin maruz kaldığı “devlet terörizmi”, “katliam” ve “soykırım” kavramlarını kullanarak emperyalistlerin tezlerini gündeme taşıyan ve emperyalistlerin himmetiyle devlet kurmak adına yapılmadık hainlik bırakmayanlarla kol kola girerek "Çözüm Süreci" yürütüp gelecek tasavvurunda bulunan Siyasi iktidar “imtihanı” kaybetmiştir!

250 yıldır sürekli zulüm gören “ümmetin üvey evladı” Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin ve “neredesin gavim gardaş?” nidalarıyla hudutlarımıza dayanan ama kapılardan geri çevrilen Türkmen kardeşlerimizin gözlerine iyi bakın! Zira boynuzsuz koçun boynuzlu koçtan hakkını alacağı yargı gününde o bakışların ve kırık kalplerin sahipleriyle yüzleşeceğiz!

Umalım da onlar bize karşı bizim kadar insafsız olmasınlar!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.