Böyle Gelmiş Böyle Gider Dememek İçin

İmparatorluğun en uzun yüzyılı olarak nitelenen 19. yüzyılın son çeyreğinden Cumhuriyet’in ilanına kadar olan dönemde de; “93 Harbi”,“Balkan Savaşları”,“I. Dünya Harbi” ve “Kurtuluş Savaşı “gibi uzun, çetin ve yıpratıcı savaşlar cereyan etmiş ve bu savaşlarda da yüz binlerce insanımızı şehit vermişiz…

Turko-phobia (Türk korkusu) akımının önde gelenlerinden W.E.Gladston “Pılılarını pırtılarını toplasınlar defolup gitsinler” demişti ya 1913’te… İşte o günlerden beri kinleri dinleri olmuş düşman sürülerine karşı can pazarında kıl payı elde ettiğimiz başarı ile Anadolu topraklarını elden çıkarmamamız çok büyük bir nimetti…

814.578 kilometrekareyi bize çok gören ve kaldıkları yerden devam etmek isteyen zamane Gladston’lar hala çabalıyor… Türkmen’iyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla Çerkez’iyle, Arap’ıyla hâsılı tüm unsurlarımızla birliğimize, et ve tırnak haline gelmiş halimize tahammül edemiyorlar.

 

Devir değişti… Türkiye’nin; “düşman konsepti” değişti, “medeniyet konsepti” değişti, “savaş ve namertlik konsepti” değişti, lakin ocaklarımıza düşen ateş yani “şehit verişlerimiz” değişmedi…

Bu bağlamda değişmeyen başka nelerimiz var..?

Devlet erkânının (ki o da şehit sayısı fazlaysa) intikam nutukları atması imparatorluğumuzun en uzun yüzyılından beri (artık gelenek halini almıştır) hâlâ devam eder…

20 Temmuz 2010 çukurca çatışmasında oğullarını yitiren Yeşilyurt ailesinin, oğullarının cenazesi için giyecek giysileri olmamasından ötürü, törenden bir gün önce gece mağaza açtırılarak giydirilmesiyle yüzümüze vurulan gerçek hiç değişmez..!

Bazılarımızın mütemadiyen ayakta uyuması, askerimizin yan gelip yatmaması, yenildikleri vakit bizimde yenik sayılacağımız süper güç müttefiklerimiz(!), annelerimizin kurumayan gözyaşları, ‘eğitimsiz Anadolu çocukları şehit oluyor’ ya da ‘krema aileler ve bürokratlar için garibanların ölümü sadece bir istatistiktir’ tartışmaları, hainlerin tüm performanslarının demokratik hak(!) telakki edilişleri de birer gerçektir ve geçmişten bu yana hiç değişmemiştir..!

Aslında artan şehitlerimiz, şehit ailelerinin dramı hakkında diyebileceğim çok şey var. Lakin yazıp yazıp siliyorum. Ne ajitasyon ne de saniyelik etkiler bırakmak isteyenlerin yaptıklarını yapmak istemiyorum…

Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül twitter üzerinden cumhuruna bir mesaj yollamış: “Cumhurbaşkanı olduğumdan beri düzenli olarak ilk iftarlarımı şehitlerimizin aileleriyle yaptım”…

Cumhurun fertlerinden biri de harika ve isabetli bir cevap vermiş. Hem ciddi bir vaziyet tespiti yapmış, hem de istikamet tayininde bulunmuş: “Sayın Cumhurbaşkanım, düzenli olarak iftar vermek yerine düzenli olarak şehit gelmemesi için uğraşsanız daha iyi olmaz mı?”

Cumhurun Cumhurbaşkanına cevabi sorusu gerçekten “taşı gediğine koymuş” türünden olmuş…

Ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan büyük sıkıntı içinde olan devletimiz, Osmanlı döneminde de Cumhuriyet döneminde de savaşları müteakiben, bir taraftan bu savaşların açtığı yaraları sarmak, bir taraftan da şehitlerin ailelerine sahip çıkmak durumunda kalmıştır. O günlerde de bu günlerde de yapılan düzenlemelerle şehit aileleri maddi ve manevi olarak desteklenmeye çalışılmıştır. Eksiktir-tamdır, devlet sahip çıkıyordur-çıkamıyordur bu ayrı bir tartışma konusudur. Ama mühim olan şu ki, terör belası ile gerektiği gibi mücadele edilmelidir. Namertliğe can dayanmaz, kin ve düşmanlıklar bitmez ama bataklığın kurutulması için bu zamana kadarki terörle mücadele konseptleri yerini daha etkili konseptlere bırakmalı. Terör sorununu en uzun yaşayan ülkelerin başında gelen Türkiye; Rusya, ABD ve İran bu sorunu nasıl çözdülerse öyle çözmelidir.

Yıllardır her şehit cenazesi ardından dillendirilen “Terörle mücadelenin uzun soluklu ve sabır isteyen bir süreç” lafını lügatlerimizden çıkarmanın vakti gelmiştir. Artık aynı sahneleri yaşamaktan moral değerleri dibe vurmuş milletimizin tahammül ve sabır sınırları zorlanmaya başlamıştır. Milletimiz çözüm beklemektedir.

Türk devleti elinde imkânı olduğu halde neleri yapmıyor ya da yapamıyor?” sorusunu masaya yatırıp sorunun çözümüne yönelik irade konulmazsa, “böyle gelmiş böyle gider, toprağı sıksan şüheda fışkıracak, yüzyıllardır makûs kaderimiz bu” karamsarlığı dillere ve şuurlara pelesenk olacak!

Behemehâl şehit aileleri ile alakalı çeşitli atraksiyonlara girip lüzumsuz kalori harcayan yöneticilerimiz, aynen cumhurbaşkanımıza twitter’da ‘düzenli olarak şehit gelmemesi için uğraşsanız daha iyi olmaz mı?’ şeklinde yön veren vatandaşımızın önerisi için çabalamalıdır.

Ne istedi de bu millet bu ülkeyi yönetenlere vermedi?

Terör ve teröristle gerektiği gibi mücadele etmenize mani olan noksanlarınız neydi de bu millet tamam eylemedi?

Sağduyu ve sabır istendi, millet verdi… ‘Bu süreç meşakkatli ve sabır isteyen uzun bir süreç’ dendiğinde boynunu eğdi ve netice bekledi…

Yetmedi çoluğunu çocuğunu kınalayıp kefenleyip bu ülkeyi yönetenlerin emrine verdi…

Hülasa;

Önce yüreği sonra gururu parçalanan şehit ailelerine bir yenisini eklemeden, yüreklere ve ocaklara ateş düşürenlerin karşısına “ne gerekiyorsa o yapılacaktır” azim ve kararlılığıyla çıkılsın. Ama elalemin icazeti ve ellerimize tutuşturduğu yol haritalarıyla değil; sadece 'gerektiği gibi' ve 'gerçekten' mücadele edilsin…

Nasıl olsa herkes, kısa çöpün uzun çöpten hakkını arayacağı günde; yaptığı ve yapması gerekirken yapmadığı, söylediği ve söylemesi gerekirken söylemediği her şeyin hesabını verecek…

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.