Bir Başka Açıdan ‘Mandela’ ve Çakma Mandelalar!

Artık gelenek halini aldı. Gerek vaka-i âdiyeden, gerekse meşru ve haklı bir mücadeleden ötürü olsun, yaşatılan mahpusluk ve tecrit hayatı, uysa da uymasa da bazıları için kariyer portföyüne eklenen saygınlık ve üstünlük aracı oldu. Bazıları içinde meşruiyet ve masumiyet aracı… Tıpkı Nelson Mandela’yla İmralı’da ki teröristbaşı arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları başyazısına taşıyan The Guardian’a öykünen, “Öcalan Ortadoğu'nun Mandela’sıdır!” manşetleriyle bu amaca hizmet eden medyamız gibi…

Bu konuda, iktidar yanlısı çoğu medya kalemşorlarıyla ayrılıkçı Kürt hareketini destekleyenlerin, ayna kurnada aynı tastan su içmeye devam etmesi hiç de şaşırtıcı değil! Apo-MİT müzakere sürecinden sonra, konjonktürün değişip ayakların baş olduğu bir Türkiye’de bu gayet normal! Ayrıca bu boyutta kahramanlaştırılan Apo, içimizdeki açılımcılarında işini hayli kolaylaştırmış olur!..

 

Neyse… Anti-sömürgeci ve anti-apartheid (ayrımcılık karşıtı) duruşu ile uluslararası beğeni toplasa da, bendeki Mandela algısı kamuoyu algısından hayli farklı. Ansiklopedik bilgilerin ve yüzergezer tanımların dışında; ANC (Afrika Ulusal Konseyi ) de ki faaliyetleri, mahpusluk yılları, şiddetle/terörle ilişkisi ve devlet başkan olduğu yıllarla alakalı olarak, Mandela hakkında farklı bilgilere ve düşüncelere sahibim.

Nelson Mandela’nın şiddet içermeyen ve tamamen pasif direniş eylemleri ile alternatif bir çatışma-çözüm yönteminin öncülerinden biridir şeklinde nitelendirilmesine katılmıyorum. Bunu söylerken başına geçtiği “Milletin Mızrağı” diye nitelendirilen ANC’nin silahlı kanadının, tıpkı PKK gibi her türlü dış müdahaleye, özellikle Londra merkezli Siyonist odakların müdahalesine açık olduğu, ırkçılarla etkili mücadele etmenin yanında, sivil-masum ayırmadan birçok cinayet ve sabotajlara imza attığı iddialarını önemsediğimi ifade etmek istiyorum.

Enformatik cehaletin mağduru dünya kamuoyu, küresel sermaye ve medya manipülatörleri tarafından önlerine konulan her şeyi sorgulamadan afiyetle yiyor. Çıkar sağlamayacağı kişi kurum veya devletlere, yağmurlu havada bile su vermeyecek tıynette olan kapitalist sömürü güç odakları ve medyası, eğer Mandela’yı ve yoldaşı Yossel Mashel Slovo’yu bir özgürlük savaşçısı gibi lanse ediyorsa iki kere düşünmek lazım!..

Başka bir görüşe göre, Mandela’nın dünyada her vakit akranları arasında biricik olmasına ve el üstünde tutulmasına sebeb olan etken 27 yıllık mahpusluğu ve mağduriyetinden kaynaklanan saygınlığı değil; %62 oyla Güney Afrika’nın başına geçtikten sonraki sergilediği performansıdır!.. Mandela’nın Avrupa sömürgeciliğinin güncel sürümü “yeni emperyalizm” ile mücadelesi Afrika’da ve ülkesinde ciddi tenkit konusudur. Kendilerini hala sömürmeye devam eden ve sömürgecilerin kendilerinden daha üstün olduklarına dair yerleşik özgüvensizlik ve ezikliği ortadan kaldıramaması ciddi tenkit konusudur. Yer altı ve üstü zenginliği tarumar edilirken, kendi insanının çok yükseklerde olan işsizlik sorununu mu çözememesi ciddi tenkit konusudur. Gençlik yıllarından beri mücadelesini yaptığı toprak reformunun doğru dürüst hayata geçirememiş olması, teneke barakalarda açlıktan ölen siyahların karnını mı doyuramaması, fakirliği ve borçluluğu ortadan kaldıramaması ciddi tenkit konusudur. En önemlisi, yönettiği ülkesinin en kıymetli altını ve elmas rezervlerini Antwerp Yahudilerine peşkeş çekilmesine engel olamaması ciddi tenkit konusudur.

Hülasa,

Yani anlayacağınız Mandela; kesinlikle bir Gandhi, bir Thoreau, bir Aliya İzzetbegoviç, bir Sadık Ahmet, bir Şeyh Ahmet Yasin, bir İsa Yusuf Alptekin bir Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu değildi… Zaten onlar gibi olsaydı, bilhassa insan hakları ve mağduriyetler denilince akla gelen ülkeler ve kuruluşlarca yarı tanrı gibi sunulmaz, bilakis görmezden gelinirdi! Onbinlerce insanı katletmiş emperyalist maşası bir narko-terör çetesinin bebek katili elebaşısı ile Mandela arasında asgari müşterekler bulabilirsiniz; ama yukarıdaki isimlerin hiç biriyle yan yana getiremezsiniz!

Bu hükümetin görev yaptığı son bir seneye kadar “terör örgütü” etiketini hak ettiği gibi üzerinde taşıyan PKK; Çözüm Süreci adı verilen bu süreçte, kendilerini Türkiye’ye ve Dünyaya “ulusal kurtuluş hareketi” olarak tescilledi! Her şeyi bilen seçilmiş ve atanmışlarımızın, bizim aklımızın ermeyeceği (!) nedenlerden ötürü, yüzü suyu hürmetine TC'nin bütün yasalarının ters yüz edildiği Apo’yu adeta barış güvercini mertebesine yükseltmesinin vebalini ve ülkeye çıkaracağı acı faturayı nasıl ödeyeceklerini çok merak ediyorum.

Barışın mefhum-u muhalifi olan savaş ya da terörün ilk akla getirdiklerinden olan Apo’nun, “barış” kavramı ile yan yana gelmesi müthiş bir haksızlıktır. Bunda şüphe yok… Şimdi böyle bir haksızlık temeli üzerine “Barış” bina etmeye çalışan Hükümet yetkilileri, bu işin tutmayacağını ve Sayın Yalçın Akdoğan’ın son aylarda sık kullandığı tabirle“gayretullah’a” dokunacağını bilmeleri gerekir!..

Nasıl ki, zulüm ile devlet âbâd olmaz ise, zalim ile de Barış âbâd olmaz!

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.