Açmışsanız, Kapatan Çok Olur !

Bir sürü açılımımız vardı. Çoğu ya kapandı, ya da sürüncemede kaldı…

Bir ara CHP’nin çarşaf açılımı vardı… Sonra Obama’nın TBMM’de konuşmasından sonra ellerimize tutuşturduğu yol haritaları vardı, onların adına da açılım koyduk: Ermenistan ve Kıbrıs Açılımları…

Daha sonra etnisite açılımları gündeme geldi. Adına en başta 'Kürt Açılımı' deniliyordu. Daha sonra 'Demokratik Açılım' denmeye başladı… Şu sıralar 'Huzur ve Uzlaşı Süreci' diye isimlendirenler var.  Arap Baharı, Suriye sorunu, Başbakan Erdoğan’ın sağlığı, kurumlar arası çatışma görüntüsü filan derken ‘Açılım Süreci’ tekrar Türkiye’nin gündemine giriyor. Başta bazı yazar-çizer takımı, bazı özel fonlarla dışarıdan finanse edilen enstitüler, başkalarının ellerine tutuşturdukları pusulalarla istikamet vermeye çalışan düşünce kuruluşları yine hükümete gaz vermeye başladılar.

 

Bizzat sayın başbakana gaz vermeye başlayanların sayısı da hayli arttı… Şu anda Hükümet içinde terörle mücadele konseptini başarıyla yöneten şahinlerin karşısına, Habur rezaleti ile karizmayı sarsan ‘güvercinler’ dikilmeye başladı. “Atatürk’ten sonra en kudretli başbakan sensin”… “Zaferlerini Kürt sorununu çözerek taçlandır ve tarihe geç!” gazlarıyla Sayın Başbakana servisler yapılmakta…

Öte yandan da çözümsüzlüğün ülkeyi acziyete soktuğu ile alakalı gazlar verilmeye başlandı: ‘Koca koca generallerin yönettiği milyonluk ordu bile, birkaç bin çeteciden oluşan PKK karşısında acze düştü. Artık bu işi daha fazla uzatmanın manası kalmadı; PKK ile mi görüşülecek, görüşelim; ne istiyorlarsa pazarlık edelim de bu iş bitsin, illallah!’ söylemleri arttı.

Dağdaki eşkıya ile Meclisteki uzantılarının keyfi gıcır… Son altı ay içinde hem dağda hem de şehir yapılanmalarında hayli kayıp verdiler. Devlet iyice tepemize binmeden masa başı müzakerelere başlayalım sabırsızlığındalar. Ama kuyruklarını da dik tutuyorlar. "ABD ve AB'nin" ezberlettiği talepleri yüksek sesle dillendiriyorlar: ‘Kürt sorunu ulusal bir sorundur. Ezilen ulusun kendi kaderini tayın etmesi sorunudur. Ezilen ulusun kendi kaderini tayın etmesi de, gönüllü birlikte yaşamayı da, ayrılmayı da içerir, Kürt halkına yapılan tarihsel haksızlığı açıkça ifade edecek özür dileyeceksiniz’ diyorlar…

Yaa… Sana silah çekenin elinden silahı alıp başını öne düşürüp bedelini ödetmezsen, sana silah çekenle seni er ya da geç masaya oturtuyorlar!

Anlaşılan Habur rezaletinde devletin yediği racon akılları başlara almamış… Ellere metazori tutuşturulan yol haritalarıyla sorun çözmeyeyönelik çalışmalar netice vermiyor. Bu coğrafyada 19.yy’dan beri aynı oyun sahnede ama hala aynı hatalar ve aynı gaflet tekerrür etmeye devam ediyor.

Hem teröristler Kürt halkının temsilcileri değildirler diyecekseniz, hem de eli silahlı eşkıyanın silah bırakması için masaya oturacak süreci başlatıp, otuz senelik başkaldırıyı meşrulaştıracaksınız…

O kadar kafa karışıklığı var ki… Her şey bir tarafa, adını bile tam olarak koyamadığınız sorunun nesini çözeceksiniz?

Sorunun adı kesinlikle 'Kürt Sorunu' değildir.

Böyle bir söylemi entelektüellerin söylemesini anlayabiliyorum ama siyasetçilerin bu söylemi dillendirmesini anlamıyorum. Siyasi sorumluluk taşıyan bir kişi veya bir siyasi hareket “Kürt sorunu” söylemini kullanmamalıdır. Kullanırsa; Kürt soylu vatandaşlarıyla yani herhangi bir ayrılıkçı hareket değil doğrudan kendi vatandaşı, hatta komşusu, iş arkadaşı, camide cemaat yoldaşı, arkadaşı, kız alıp kız verdiği kendi insanı ile “sorunlu” olduğunu, daha açık ifadesiyle, bu insanlarının “sorunun ana kaynağını teşkil ettiğini” ima etmiş olur.

Bu bakımdan sorunun doğru adı, “Terör Sorunu”dur.

Türkiye’nin elinden zorla herhangi bir şey ve hele toprak alınabileceğine dair en ufak bir umut oluşturacak yanlışlar yapılmamalıydı. Devlet, terörle adam akıllı mücadele etmeden, dağları ve şehirleri cinayet şebekelerinden temizlenmeden diğer tedbirleri gündeme getirmemeliydi. Hiçbirisi bir işe yaramıyor. Sonunda bir bumerang şeklinde geriye teperek, “demek ki Türkiye’nin boğazını sıkınca elinden her şey alınabiliyormuş” kışkırtıcı fikri, sonraları terörü ve ayrılıkçılığı besleyen kuvvetli bir damar halini alıyor.

Hülasa…

Bu ülkenin herhangi bir açılıma ihtiyacı yoktur. Bu ülkenin demokratik bir Anayasa'ya ve adalet üzerinde zerre kadar kuşku tozu kondurmayan bir hukuk sistemine ihtiyacı vardır. İşte böyle bir ülkede açılımlara saçılımlara gerek kalmaz!

Zaten kimin eli kimin cebinde belli değil! Açmışsanız, kapatan çok olur!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.