“Muhsin Yazıcıoğlu Yaşasaydı…” İstismarları

İstismar etmek, karşısındakinin kendi rızası olmadan ve iradesini dikkate almadan sömürmek gibi anlamları içerir. Genelde gücü ya da erki elinde bulunduranların başkalarına yönelik suiistimalleri ve keyfî yönelimleri olarak ortaya çıkar. En yaygın istismar çeşitlerinden birisi de inanmadığı ve istemediği halde sırf hedef kitleyi etkilemek ve onlardan almak istediğini alabilmek veya algılarda istedikleri farklılıkları uyandırmak için, diğer fanilerden farklı olarak kalplerimizde düşüncelerimizde hayallerimizde büyük izler bırakan şahsiyetler üzerinden yapılan istismarlardır…

Bilhassa, dünyanın ‘sadece’ kendi etrafında döndüğünü sananlar ile siyaseten manevra kabiliyeti daralıp, güven-meşruiyet-itibar üçlüsünden birinin veya hepsinin kaybına uğrayanlar arasında istismar etmelere sık rastlanır. İstismarcıların en temel özelliği ise, ihtiyaç halinde ve işler sarpa sarmaya başlayınca, algılarda ve yüreklerde karşılıksız saygı, sevgi ve tutku uyandıran, ilelebet kalıcı olan ne varsa kim varsa karizmalarından afiyetle yerler. Sınırsızca ve sorumsuzca menfaat ve nüfuz sağlarlar. Türk siyasi hayatı, geçmişten günümüze kadar, fırsatçılıktan öte bu çeşit istismar ve suiistimalin ibretlik örnekleriyle doludur. Lakin yazımızın direkt konusu bu değil…

 

Malumunuz, Türk siyasi hayatı Muhsin Yazıcıoğlu’nun yokluğunu her geçen gün fazlasıyla hissediyor. Kamuoyu çok sevilen siyasetçi Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümündeki kuşkunun ortadan kalkmasını beklediği kadar, “Muhsin Yazıcıoğlu yaşasaydı bugün yaşananlara nasıl bir tepki verir ve nasıl bir etki oluştururdu?” Sorusunu da dilinden düşürmedi… Milletin travmatik hafızasında ve gönlünde itibarı ve muhabbeti limitsiz olan bir lideri yaşarken diledikleri gibi istismar edemeyenler, vefatından sonra fırsatı ganimet bildiler! Bilhassa siyasi iktidar ve çevresi artık sabır ve tahammül sınırlarını zorlayacak derecede Muhsin Başkanı istismar etmeye başladılar…

İlk önce ‘Çözüm Süreci’ adı verilen ‘MİT-Öcalan Müzakere Süreci’nin başladığı tarihten itibaren, “milli ve üniter devletin dibine dinamit yerleştirecek tarzda teröristle masabaşında oturup devlet yönetimini ve egemenliğini paylaşıyorlar” istikametindeki eleştirilerin dozunu düşürmek için ve bu konuda daralan siyasi manevra alanını genişletmek için “Muhsin Yazıcıoğlu yaşasaydı Çözüm Süreci’ni desteklerdi..!” şeklinde propaganda yaptılar. Bu durum; 2007 seçimlerinden önce “önümüzdeki süreçte bu meclis federasyonu konuşacak; benim bu mecliste olmam lazım” diye kendisini ve çevresini motive eden, vefatından iki yıl önce başlatılan ‘Kürt Açılımı’nda ki tavrını çok iyi bildiğim, hatta bu eksende onlarca konuşmasını ve röportajlarını servis ettiğim, özel tüzel birçok yazışmalarını kaleme yazışmalarını kaleme aldığım ve istişare ettiğim şehit lidere atılmış bir iftiradır.

Bakınız, Muhsin Yazıcıoğlu vefatından çok kısa bir süre önce, bugünkü Çözüm Süreci’nin ilk aşaması sayılan Kürt Açılımı sürecinde neler demişti: “ Terör örgütü ile yapılacak her türlü diyalog terör örgütüne cesaret vermektedir. Adam elinde silahı ile eşkıyasının adına oturacak, karşısında devlet olacak, sonrada pazarlık yapacak! Ancak ondan sonra silahları sustururum diyor… Bu kadar hadsizlik yapmanın sebebi nedir? Maalesef yönetimde olanların bir takım yaklaşımlarla bunlara umut vermiş olmalarıdır. Türkiye’nin önce federasyonlaşması ondan sonra bölünme sürecine gitmesini sağlayacak pazarlık ortamını yakalamak istiyorlar!..
( Kendi sesinden dinlemek için: http://www.youtube.com/watch?v=04BcEMzqYsY )

Türkiye’nin açılımlara değil; milli ve demokratik bir Anayasa'ya ve adalet üzerinde zerre kadar kuşku tozu durdurmayan bir hukuk sistemine ihtiyacı olduğunu vurgulayan, anayasalarla, yasalarla kapatılan yolların açılım projeleriyle açılmayacağını ifade eden, “bu ülkenin kökü dışarıda olmayan yürek ve beyin insanlarına ihtiyacı var” sözünü sık tekrarlayan Muhsin Başkan; yaşasaydı dış müdahale orijinli bu Çözüm Süreci’ni çok zor durumda bırakabilecek ya da akamete uğratabilecek güç ve ilişkilere sahipti!
Bundan mâada Muhsin Başkan'ın şüpheli ölümünün ardında bu istikamette ipuçlarıyla alakalı, süreci her yönden araştıranların ciddi çalışmalarının olduğunu da biliyorum…

Muhsin Yazıcıoğlu ismi sadece Çözüm Süreci’nde istismar edilmeye çalışılmadı; 17 Aralık sonrası süreçte daha sık suiistimal edilmeye başlandı. Oysa Muhsin Başkan Ak Parti yönetimini, iktidarlarının ilk yıllarından beri yolsuzluklara karşı açık bir şekilde uyarmış, daha da ötesi 17 Aralık sonrası gelinen noktayı önceden görmüştü!

Bakın ne demişti şehit lider: “Rüşvet, hemşehricilik, iltimas ve yolsuzluk iddiaları hortumculuk dönemlerine rahmet okutacak hale geldi. Kapalı kapılar arkasında neler dönüyor? Başbakan'ın belediyeden getirdiği üç beş adamının dışında neler olduğunu, neler döndüğünü bilen yok. Sizi iktidara taşıyan mütedeyyin mümin insanlar, bir taraftan tek başınıza gelin anayasayı değiştirin, dokunulmazlara dokunun, soygunun ve yolsuzlukların önüne geçin haramzadelerden hesap sorun diye getirdi. Sizin altınızdan pis kokular geliyor, uyarıyorum!. …Yüzlerce binlerce şüpheli ihale… Son dönemde yaşanan yolsuzluk hikâyeleri… Bakan çocukları rant kaymağından sebepleniyor. Geçmişteki hortumcuları neredeyse bunların yanında temiz hale geldi. Sütten çıkmış ak kaşık olduğuna iddia edenlerin iddialarına kimse inanmıyor... Hesap soracağız diye gelenler kendileri hesap verememenin aczi içerisindeler...
(Kendi sesinden tamamını dinlemek için:   http://www.youtube.com/watch?v=jwoXtwNsDLM )

Öte yandan, Muhsin Başkan 28 Şubat’ta ve 27 Nisan’da; hak, hukuki millet adına militarist odaklara ve kalkışmalarına karşı sert tavrını gösterdi. Bu desteğin ve tavrın, militarist güçlerin gadrine uğrayan RP ve AKP’nin hükmi şahsiyeti veya karakaşı kara gözü için destek vermedi ki… O zamanlardaki yaşanılan ve yaşatılan mağduriyet alanı ile siyasi iktidarın kirli ekonomik networklarının hukuk planında gündeme taşınmasından sonraki süreçte yaşanılanlarla bir tutanlar, âlemi kör milleti sersem mi sanıyorlar?

İlginçtir, dün nasıl Muhsin Başkan BBP’yi kurduğunda veya Cumhurbaşkanlığı sonrası tekrar siyasete dönme hazırlıkları yapan Turgut Özal’la istişareler yaptı diye “Fethullah Gülen ve hizmet hareketinden yüklü miktarda para aldı” şeklinde iftira edildiyse; bugün 'açılımlar' ve 'yolsuzluklar' konusunda Muhsin Başkanın ayak izlerini takip eden Büyük Birlik Partisi ve Alperen Ocakları camiasını ve genel başkanı Sayın Mustafa Destici’yi de cemaate yamamaya çalışıp, asılsız ithamlara maruz bırakıyorlar. Bu durum hayli manidar değil mi?

Dahası var: 17-25 Aralık’tan sonra hemen hemen BBP çizginde Siyasi iktidara muhalefet eden Saadet Partisi niçin “cemaate angaje oldu” diye suçlanmıyor?
Niçin, “merhum Necmettin Erbakan yaşasaydı Ak Parti’nin yanında dururdu” denmiyor?
Bu durumda hayli manidar değil mi?

Hülasa…

Muhsin Başkan beş vakit randevusunu hiç aksatmadan; şükrünü, aczini, muradını, halini ve dinini ‘yalnızca’ Rabbine adayan ihlâslı bir kul, mücadelesi ve mücahedesi ile büyük bir Alperen ve Ülkücüydü… 'Zafer' onun için ne iktidar, ne bol sıfırlı bir para, ne de sayısal üstünlük adına niteliğin geri planda bırakıldığı bir anlayıştı. Sevgili Hasan Sağındık ağabeyimin dediği gibi “Yarın Ahiret Günü’nde bu dünyada kendimize seçtiğimiz liderlerden de sorumlu olacağız... Biz biliyoruz ki, Muhsin Başkan ve hayatı bizim için sıkıntı olmaz!

Ülkenin içine düştüğü durumları ve hükümetin dış müdahaleye açık yürüttüğü projelerin doğurduğu kaygılar, boşluğu doldurulamayan Muhsin Yazıcıoğlu’nun kadrini ve kıymetini her geçen gün biraza daha arttırmanın yanında; “demek ki boşuna öldürülmemiş ve öldürülmesine üzülmüş gibi yapıp boşuna sessiz kalınmamış!” gibi manidar tepki ve tespitleri arttırmıştır! Böyle bir şahsiyetin aziz hatırasını kimsenin şahsi emellerine alet etmeye hakkı yoktur!

Bugün şahsi menfaat ve emelleri için bir gecede “devlet” denen organizasyonu iğdiş edenler; yargıyı, istihbari ve inzibati tüm organizasyonları yeniden dizayn edenler, maalesef bu yiğide, şehadeti sonrası göstermeleri gereken alaka ve hassasiyeti göstermediler…

Şu sıralar iktidar çevresinde 'Muhsin Yazıcıoğlu ile alakalı bir ses kaydı çıkacak ve Başbakan Erdoğan’ın suikast ile alakalı malumatları örtbas ettiği ortaya çıkacak.'diye şimdiden kamuoyunu manipüle edenler ve Muhsin Yazıcıoğlu ismini dilediklerince istismar edenler neden Ak Parti iktidarına şu soruyu sormuyorlar: Acaba ‘Muhsin Yazıcıoğlu Şehadet Süreci’nin aydınlatılması için neleri yaptınız? " İktidar cenahı bu sorunun cevabını vermek için kekeleyedursun; siyasi iktidarın elinde imkânı olduğu halde neleri yapmadığını BBP yöneticileri ve hukuki süreci yürüten yetkililer size tüm ayrıntılarıyla anlatsın!

Neymiş efendim, Muhsin Başkan yaşasaymış “sağlam irade” yanında dururmuş!

Yaşanan ve yaşatılan o denli rezillikten sonra, diyecek çok şeyimiz var lakin merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın ifadesi ile cevap vereyim:

Hadi oradan!

 

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.