PKK Türkiye’ye Komşu Oldu!

Malumunuz “Dün dündür bugün bugündür” sözü Süleyman Demirel’e ait… Bizim gib balık hafızalı toplumlarda her daim geçerliliğini koruyan bu politik jargonu bugünlerde aleni kullanan yok ama uygulayan çok! Nasıl bir politik tornadır ki; zaman geçse de kişiler ve kulvarlar değişse de yüzlerce Süleyman Demirel üretiyor!

Özellikle 'Çözüm' makyajlı 'Hükümet-PKK Müzakere Süreci' başladığından beri başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, İdris Naim Şahin’in işaret ettiği Başbakanın çevresindeki bürokratik ve politik dar bir oligarşik kadronun dün söyledikleri ile bugün söyledikleri birbirini tutmaz oldu. Dün söylenilenlerle bugün gelinen noktaya bakınca Demirelleşmenin nasıl bir paradoks olduğunu görüyor hayret bile edemiyorum!..

Bakınız… Tarih: 26 Temmuz 2012, Başbakan Erdoğan verdiği bir demeçte Suriye'nin Kuzey'inde terör örgütü PKK ile bağlantılı yeni oluşuma ilişkin neler demiş: “Oradaki yapılanma Kürtlerin değil, PKK ile PYD'nin yapılanmasıdır. Burada bu oluşuma kalkıp da eyvallah edecek halimiz yok. PKK PYD yapılanmasına yönelik bir uygulama karşılığını bizden kesinlikle bulacaktır! Kamışlı bölgesi ile Afrin, bu bölgeyi kuşatan bir yapılanma Türkiye'yi rahatsız edecektir. Çünkü ülkemiz bir yerde bir tehdit altına giriyor. Buna karşı da tabii seyirci kalmak mümkün değil…”

Bugünkü gelişmelerle tamamen zıt, düne ait bir başka beyan ise Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na ait… Tarih: 02 Ağustos 2013, Bazı gazetelerin Ankara temsilcileriyle iftarda bir araya gelen Davutoğlu: "Herhangi bir terör unsurunun Türk sınır boylarında olmasına izin vermeyiz. Suriye’de Kandilvari bir yapının varlığı söz konusu bile olamaz. Kamışlı’dan Lazkiye’ye kadar olan kuşak tek bir etnisiteden oluşmaz. Böyle bir bloklaşma ve koridora müsaade etmeyiz...”

Dün, ABD ve İsrail stratejik ortaklığında yürütülen 4 parça Kürdistan tehdidine ve burnumuzun dibinde PKK/PYD mahsulü özerk “Batı Kürdistan” tehlikesi üzerine ülkeyi yönetenler, “güçlü devlet” algısı uyandıran yukarıdaki gibi iddialı demeçlerle yüreklere su serpiyordu!..

Bugün ise gelinen aşamada tüm hesaplar alt üst oldu. Korkulan oldu. 29 Ocak 2014 itibariyle, bir zamanların “paralel devleti” KCK sözleşmesini esas alan, Öcalan'ı siyasi lider olarak tanıyan ve bunu yönetim modeline rapteden PKK/PYD Suriye’de üç ayrı kantonda özerklik ilan etti.

İlk olarak Cizîre Kantonu, 21 Ocak 2014’de demokratik özerk yönetimini ilan etti. Daha sonra 27 Ocak’ta Kobani Kantonu da özerk yönetimini ilan etti. Son olarak 29 Ocak itibari ile Afrin Kantonu “özerk yönetim" ilan etti.

Bu gelişmeler üzerine Kürt Milli Konsey Türkiye Temsilcisi Behzad İbrahim, PKK'nın Suriye kolu olan PYD'nin özerklik ilan etmesinin Türkiye için bir sorun oluşturmadığını savundu ve şunları söyledi: "Dışişleri Bakanı Davutoğlu Suriye’de Kürtlerin federal veya özerk yönetimine karşı olmadığını ifade etti. Türkler, Erdoğan hükümeti Kürtlerin haklarının karşısında değiller. Ancak bizim Türk hükümetinden isteğimiz Kürt meselesini çözsünler. Eğer Türkiye’deki Kürtlerin sorunu çözülürse tüm Ortadoğu’daki Kürtlerin sorunu çözülür. Biz PKK ile Türk hükümeti arasında ister gizli, ister açık tüm görüşmeleri destekliyoruz.”

Gelinen aşamada ülkeyi yönetenlerin öngörüsüzlüğü ve yanlış hesapları bir kez daha ortaya çıktı. Yazının başında alıntıladığım iddialı tüm sözler yutuldu. Gelinen aşamada ise hiçbir şey olmamış gibi davranılmaya ve olan bitenlerle vatandaş arasına türlü engeller konularak zaman kazanılmaya çalışıyor!

Sonuç:

1-) Çözüm Sürecini yönetenler; Türkiye, Irak, Suriye ve kısmen İran'ın mevcut siyasi sınırlarını ret edip, bu dört ülkeyi de kapsayan ortak bir siyasi yapıyı hedefleyen PKK’yı, Arap Baharı ve çetrefilli Suriye konjonktüründen de ayrıştıramamıştır. Türkiye tüm çabalarına rağmen Suriye’de saha hâkimiyeti tesis edememiştir. İlişkiye girdiği diğer tüm muhalif gruplar üzerinden müdahalelere rağmen PKK/PYD’nin kazanımlarını sarsamamıştır. El-Kaide ve El Nusra'nın PKK/PYD karşısında sahada etkinlik kuracağı beklentisi, boşa çıkmıştır. Suriye-Esad, PKK/PYD unsurlarının El-Kaide ve El-Nusra karşısında etkinliğini desteklemiş, yol-güzergâh ve kritik bölgelerden çekilmelerini buna göre kalibre etmiştir. Hatta PKK ve İmralı’nın organize ettikleri Çözüm Süreci ile birlikte Türkiye sınırları içerisindeki Kuzey Kürdistan diye niteledikleri bölgelerdeki PKK tandanslı Kürt sivillerin hacimli yardımlara ve lojistik desteklere mani olunamamıştır.

2-) Bir kez daha ortaya çıkmıştır ki, müzakere sürecinin muhatabı Öcalan, cezaevinden hedeflemeleri ile içerdeki ve Suriye’de ki karmaşık siyasi ortamı kendince başarıyla yönetirken; siyasi ve idari cihetten bütünlük ve etkinlik sergileyemeyen Hükümet tarafı, bir yandan “işin içindeyiz” gizemleriyle ve kurtlar vadisi atraksiyonlarıyla durumu kurtarmaya çalışmakta, öte yandan kontrolden çıkmış başarısız bir süreç yönetimi algısının millet tarafından farkındalığını azaltmaya çalışmaktadır!!

Hülasa,

Şu günlerde, gelecekte başımıza bela olacak işlerin temelinin atıldığı olağan üstü gelişmeler yaşanıyor… Ne yazık ki yıllardır hafife alınan ve 'üçüncü sınıf komplo teosisi diye alay edilip burun kıvrılan tüm tehdit algılamalarımız bir bir gerçek olmaya başladı…

Tarih ve devlet şuuruna sahip yürek ve akıl sahipleri bilir ki, tarih değil hatalar tekerrür eder!

Ayestafonos’tan Berlin’e, oradan Wilson ilkeleri ve Sevr’e kadar tüm bu meseleler, bugün yaşadığımız “Çözüm Süreci” mantığı, aymazlığı ve yönetim anlayışı ile götürüldü!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.