Gavim Gardaş Nerdesin?

Eğer Ak Parti Hükümeti daha çok dış politika bağlamında ve bilhassa Ortadoğu ekseninde, bir mağduriyeti ve sorunu, insani-İslami-vicdani anlamda gündemine almadıysa; ne hükümetin hâkimiyeti altındaki medya, ne taraftarları, ne 12 yıllık bir total vaziyetin gücüne ve otoritesine meftun ve bağımlı olan sermaye, ne de STK’lar tavrını netleştirmiyorlar. Öyle ki, “İslamcılığı zulüm karşısında sessiz kalan ve yerinde oturan Müslümanlardan, sessiz kalmayanları ayırt eden omurgalı bir akım” olarak lanse eden, İslamcı kesim bile mevcut mağduriyet ve mazlumiyet alanlarıyla alakalı tavrını Hükümetin politikalarına endeksleyip, ya harekete geçiyorlar yahut üç maymunu oynuyorlar!

Şu anda siyasi iktidarın iki konuda ki sessizliği 'hassas' bünyelerde ve vicdanlarda ciddi bir rahatsızlık uyandırmaktadır: İlki hala 49 elçilik personelini rehin tutan IŞİD karşısında sergilenen sessizlik, diğeri ise gerek Irak’ta gerekse Suriye’de 'sahada' sahipsiz bıraktığı Türkmenlerin maruz kaldıkları müthiş zulüm ve tecride zorlanmaları karşında sergilenen sessizlik…

Gerek Suriye’de gerekse Irak’ta yaşanan iç savaş boyunca AKP Hükümeti nezdinde Türkmenlerin en fazla gündeme geldiği olay, Gülen Cemaat ile aralarındaki rekabet ve kavganın sembolü haline gelmiş olan MİT’in durdurulan ve el konulan TIR’ları ile alakalı süreçtir. Hükümet kime gittiği ve ne taşıdığı şüpheli olan TIRların adresi olarak Türkmenleri göstermiş, bölgedeki Türkmenler ve Tükmen kuruluşları ise hem sözlü olarak hem de fiili olarak bu iddiayı doğrulamamıştı… Türkmenler sadece ve sadece o kavgada 'meşrûiyet' tartışmalarına meze olmuş, yani arada kaynamıştı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ İçimizden birileri dengeler adına sussa da dünya dengeler ve stratejiler adına sussa da biz hakkı savunmaya insani ve vicdani değerleri savunmaya devam edeceğiz” beyanlarına rağmen Ankara’nın Suriyeli kardeşlerimize sonuna kadar açtığı gönül kapısı ve sınır kapıları bir bir Türkmenlerin yüzüne kapanıyor! Haziran ayından beri, gerek Suriye gerekse Irak Türkmenlerinin yüksek perdeden savunulması gereken ve tüm dünyanın gözyaşlarını hak eden mağduriyetlerinin hiçbiri uluslararası platforma taşınmadı!

Üstüne üstlük, Ağustos başlarında dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Irak’ta can derdindeki Türkmen Cephesini, karşı karşıya bulundukları durumun sorumlusu olarak suçlayan ifadelerde bulundu! Hatırlayanınız çoktur; IŞİD’i adeta Maliki karşıtlarının çatı örgütü gösterip Türkmenleri Malik’i yönetimiyle işbirliği yapmakla suçladı! Bu aslında Türkiye’nin “Türkmen Kartı” tezinin de yürürlükten kaldırılmasının, yerine “Barzani ve Kürt Kartı” tezinin hayata geçirilmesinin alametiydi… Hükümet IŞİD saldırısı bahanesiyle, 2003teki Amerikan işgalinden bu yana Barzani’nin Irakta hak iddia ettiği bölgelerde, oldu-bittilerle askeri kontrolü ele geçirmesi ve bu bölgelerde yapılacak referandumlarla Irak’ın kuzeyindeki Bölgesel Yönetim topraklarına katılacağı yönündeki iddiasına hep destek verdi. Bu bölgeler arasında en önemli yer olan Kerkük’teki hak iddiası konusunda bile Barzani’ye destek veren Erdoğan ve Davutоğlu, Türkmenleri “Şii ve Sünni” kökenliliklerine göre tasnif edip Şii kökenlilerin çoğunluk olduğu Tuzhurmatu’da ki Türkmenlerin önce Barzani, daha sonra IŞİD karşısındaki mağduriyetlerini görmezden geldi.

Hükümet yetkilileri istedikleri kadar almaza yatıp yahut inkâr etse de, bizzat Türkmen yetkililerinin ve mağdurların beyanlarıyla sabittir ki: Ankara, IŞİD’den kaçıp sınıra dayanan Türkmenleri ülkeye sokmuyor, hatta pasaport soruyor! Canını zor kurtaran bu insanlara pasaport sorulmasını akıl almıyor. Keza önceki hafta gönderilen yardımların bir kısmının dağıtımının Peşmergelere bırakılması ve MİT-APO Müzakere Süreci’nin sahadaki etkin organizasyonu AFAD’ın “Barzani ve Kürt Kartı” paralelinde inanılmaz gayretler sarf ettiği gerçeği gibi!

Hülasa,

Netice itibariyle birileri istediği kadar toplumun Osmanlıcılık damarını kabartsın, istediği kadar bölgesel ve küresel güç misyonundan dem vursun, son beş yıldır yaşananlar göstermiştir ki, Türkiye’nin bölgede “koçbaşı” görevini üstlenmekten başka bir misyonu yok!
Ne zamanki yüklenen bu misyonun bir adım ötesine geçmek istese, en kabasından en naziğine kadar "sen hele şöyle bir köşede dur" muamelesine tabi oluyor!
Aynı delikten aynı yılanlara defalarca sokulmaktan usanmayan Türkiye’yi yönetenler ise gördüğü bu muamelenin ezikliğini ve elde avuçta olanında kaybedildiği politikaların zararlarını telafi etmek için, reel politik gerçeklerle çatışan değerler üzerinden siyaset üretip günü kurtarmaya ve hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ediyor!

Eğer bir coğrafyada “etken” ve “üretken” değilseniz, edilgen kalmaya mahkûm edilirsiniz. Bu edilgenliğiniz sizi “dengeler adına” hareket etmeye zorlar! Tıpkı Türkiye’nin öteden beri dile getirdiği Irak’taki “Türkmen Kartı” tezinin, izlenen yanlış politikalar nedeniyle önce büyük yaralar almaya başlaması akabinde terk edilmesi gibi! Bunun kötü ve acı neticelerini ileride ülke olarak yaşayacağız. Pek yakında bölgede müthiş bir tarihi mirasa sahip zenginliğimiz olan “Türkmen Kartı” tezi bundan böyle, Türkiye’nin değil, gerçek oyun kurucular tarafından aleyhimize kullanılmaya başlandığında acaba şu anda suyun başını tutanlar hangi bahanelerin arkasına sığınacaklar?

İşin siyasi dibe vurmuşluğu bir yana, Türkmen kardeşlerimiz her gün "artık bundan kötüsü olmaz" denilecek zulümlere maruz kalıyor. Maalesef zamane Müslümanları ise yaşananlara “Müslümanca” bakmak yerine; farklı kaygıları ve dengeleri merkeze alıp İsmet Özel’in de dediği gibi, hangi dünyaya kulak kesilmişlerse öbürlerine sağır kalmış durumdalar! İnsanlar mazlumlar arasında bile dünya görüşlerine ve siyasi otoritelerin onayı ve duyarlılıkları nispetinde mazlumlar arasında ayrım yapmaya veya daha torpilli davranmaya başladılar!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.