Mesele ‘Kürt Meselesi’ Değil, Hâlâ Anlamadınız mı?

Önce biraz gerilere gidelim, farklı zamanlarda ısrarla ve istikrarlı bir şekilde aynı coğrafyada ve aynı etnik unsur üzerinden oynanan asırlık oyunların günümüze dek nasıl güncellendiğine kısaca bakıp bir durum tespiti yapalım…1800-1914 yılları arasında Süleymaniye, Dersim, Hakkâri, Erbil, Musul Şirvan, Bitlis, Cizre, Soran, Diyarbekir, Midyat çevresinde gelişen 30 civarında Kürt ayaklanmaları…

 

Osmanlı Devleti’nin bakiyesi üzerinde Milli Mücadele’nin verildiği yıllarda; Mardin, Savur, Cizre ve Nusaybin bölgesindeki İngiliz kışkırtıcılığı ile vuku’ bulan Ali Batı isyanı, Siirt Garzan’da vuku’ bulan Cemil Çeto İsyanı, Fransızların Urfa’yı işgali ile fırsatı ganimet bilenlerin çıkardığı Milli Aşiret İsyanı, Yunan saldırısıyla eş zamanlı başlayan “ Sevr Antlaşması gereğince Diyarbakır, Elazığ, Van ve Bitlis illerinde bir Kürdistan kurulması gerekiyor. Yoksa bu hakkı silah zoruyla almaya mecbur kalacağımızı beyan ederiz.” Diye TBMM’ye muhtıra çekenlerin çıkardıkları Koçgiri isyanı

1924’ten sonra Cumhuriyet döneminde, doğrudan doğruya İngiltere’nin çıkardığı, hatta Haliç toplantısında Musul ile birlikte Hakkâri’nin de talep edilmesine zemin hazırlayan Süryani mezhebine bağlı Hıristiyan Kürtlerin çıkardıkları Nasturi İsyanı, İngiliz,Ermeni (hoybun taşnak örgütü) ve ayrılıkçı Kürt aşiretleri ile çıkardıkları Ağrı İsyanları…

1980 ihtilalı öncesi filizlenen ve Asala’dan aldığı bayrakla günümüze kadar binlerce sivil ve askerin canına mal olan, geride 600 milyar TL. fatura bırakan PKK ve türevlerinin isyan ve terörü…

Günümüz Türkiye’sinde; yaşanan mağduriyetler, kimliklerinin tanınmaması, anadilde eğitim hakkı, siyasi statü ve temsil sorunu, talep ve bahaneleriyle ayaklandığını iddia eden ayrılıkçı Kürtler, yukarıda kısaca değindiğim 19.yy’ın başlarında hangi gerekçelerle ayaklanıyorlardı?

Abdülhamit’in de çizdirdiği harita ile tescillediği, günümüzde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının da hala geçerliliğini koruduğunu teyit ettiği ve 65 noktada belirlenen petrol rezervlerinin bulunduğu bölgelerde, daha o yıllardan bu günlere kadar yoğun etnisite sorununun yaşanması ve bu coğrafyalarda ayrılıkçı hareketlerin türemesi tesadüf mü?

Hayır! Dün hangi sebeplerle ve kimlerin kaşımalarıyla terörize ediliyorlarsa, bugünde aynı sebeplerle ayaklanıyorlar ve terörize ediliyorlar!

Meselenin Aslını Biraz Daha Açalım:

Dünyada etnisitesi ve etnik problemleri olan tek ülke Türkiye değildir; etnisitesi ve etnik problemleri olan başka ülkeler de vardır. Ancak Türkiye’nin bu konuda, büyük ölçüde, adeta türünün tek örneği diyebileceğimiz, nevi şahsına münhasır özel bir yeri ve özel bir konumu bulunmaktadır.

Türkiye’nin bir Kürt unsuru vardır, bu doğrudur; ne var ki, sadece bu unsurun varlığından hareket ederek, bu derece kanlı ve bu derece dirençli bir etnik bölücü terörist hareketin çıkması normal şartlar altında izah edilemez. Türkiye, tarihinde ilk defa ayrılıkçılık ve bölücülük problemi yaşayan bir ülke olmayıp, hatta bu konuda en zengin tarihî tecrübeye de sahip bulunmakla, bu meselenin kökenlerini anlamakta, kavramakta zorlanması ve bugün “Çözüm Süreci”nde yapılan hatalar akıla ziyan bir zafiyettir.

Türkiye, bu bölgedeki bin yıllık varlığı ile bu bölge üzerinde iddiaları ve çıkarları olan birçok gücü rahatsız etmiş, bugüne kadar ve bugün de etmeye devam etmektedir. Bu tarihî iddialar ve çıkarlardan ileri gelen hesaplaşmaların boyutları ve aldığı neticeler, İmparatorluğumuzun etnisitelerinin nasıl isyanlara sürüklendiği ile belgelenmiştir. Nitekim 19’uncu asrın başından itibaren, yabancı güçlerin büyük siyasî, fikrî, lojistik desteği ve finansları ile “başlatılan” etnik isyanlar, Devletimizi dışarıdan gelen askerî güçlerden daha fazla yormuştur ve yormaya da devam etmektedir..

Meselâ, Yunan ayaklanması, Bulgar ayaklanması ve sonra bu ayaklanmaların bastırılamaz hale gelmesi, hepsi üç aşağı beş yukarı bu şekilde başlamış ve bugün yürütülen “Çözüm Süreci” mantığı halledilmeye çalışılmış, bugün başka devletler adıyla bizden koparılmıştır. Ne yazık ki, Ayestafonos’tan Berlin’e, oradan Wilson ilkeleri ve Sevr’e kadar tüm bu meseleler, bugün yaşadığımız şekilde götürüldü!

İşte Türkiye’nin kendi şahsına münhasır durumu burada açığa çıkmaktadır. Meselâ Fransa’nın, İngiltere’nin, İspanya’nın ve hatta Amerika’nın etnisiteleri ve etnik problemleri vardır; ama bugüne kadar hiçbir yabancı güç bu ülkelerde bu etnisiteler üzerine kışkırtıcı birtakım tezgâhlar kurmamış veya kuramamıştır ve bu sebeple de bu ülkeler kendi etnik problemlerini kendi şartları ile çözmekte veya çözmeye çalışmaktadırlar. Türkiye ise, karışanı, tahrik edeni haddinden fazla olduğu için, bir türlü kendi etnik problemini salim bir şekilde kendi içinde çözebilecek bir halde bulunamamaktadır.

Netice itibariyle…

Başından beri dillendiriyoruz; sorunun doğru adı, 'Terör Sorunu' ve bu sorun yüzenden 'ülkenin dış müdahalelere açık olma' sorunudur…”
Ha, ayrılıkçı terörün beslendiği ve istismar ettiği tali sorunlar yok mu? Var. Ama onlarda kimliğine bakılmaksızın her vatandaşımızın mağdur edildiği ülkenin genel sorunlarıdır.

Ayrılıkçı Kürt hareketinin bir asırdır emperyalist bir teşvikle harekete geçtiği ortadadır.
Ayrılıkçı hareketlerin her türlü beslenme kaynağı ve kışkırtıcısı olan dış unsurların etkisizleştirilmesi sağlanmadan da bölücü terörist eylemlerin sona erdirilmesi ve istenilen barışın sağlanması mümkün değildir..

Özerkliğin prensipte kabul edildiği ve geriye sadece bunun anayasal teminata kavuşturulması ile alakalı formalitesinin kaldığı ortada. Ellere tutuşturulan yol haritalarını ‘milli bir projeye convert etmeye’ çalışanların yönettiği ülkemiz, üzerinde yaşayan bütün unsurların gündelik yaşamını ve geleceğini etkileyecek ve bugünlerimizi aratacak durumlara gebedir!..

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.