Nerden Baksan Tutarsızlık, Nerden Baksan Ahmakça!

Geçtiğimiz cuma günü öğlen saatlerinde Suriye sınırına yakın uluslararası sularda bir jetimiz düşürüldü. Türk ve Suriye hükümetleri, askeri uçağın Suriye tarafından düşürüldüğünü teyit etti. Türkiye bu olayı uluslararası hukukun açık ve vahim bir ihlali olarak niteledi. Uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm haklarını mahfuz tuttuğunu belirten bir nota yayınladı ve NATO’yu da acilen toplantıya çağırdı.

22 Haziran 2012 de yaşanan bu elim olayın benzerleri geçmişte de yaşandı aslında. Fakat aynı hamamda aynı tastan su içtiğimiz “Küresel güç olan stratejik ortaklarımızın kılavuzluğunda şekillendirdiğimiz güvenlik konsepti” ve “müsaade edilen sınırlar arasında kalan politik ve askeri manevra kabiliyetimiz” dolayısıyla aynı sahneleri yaşamaya devam ediyoruz!

Örnek verelim:

1976′da da ikili F-5 kolumuz Ağrı Dağı’nın yerini zamanında kestirememesi sonucu, sınır ihlalinde bulunmuş ve Ruslar tarafından atılan SAM’lerden biri F-5’imizden birini, pilot eject ederek şans eseri Türk sınırları içine salimen atlamıştı.

1977 yılında eski Türkiye-S.S.C.B sınırına çok yakın kendi hava sahamızda uçan iki adet F-104G Star Fighter tipi jetimize Sovyet hava savunma birliklerince gereksiz yere ateş açılmış ve sınırımızı geçen füzeler uçaklarımıza kilitlenerek kendi hava sahamız içlerinde uçaklarımızı yakalamıştı. Star Fighter jetlerimizden birinin Iğdır yakınlarına düşmesine, diğerininse isabet alıp yaralanarak Erzurum Havaalanına acil iniş yapmasına sebep olmuş, can kaybı olmayan bu olay da çok ucuz atlatılmıştı.

21 Ekim 1989 günü Hatay ili semalarında, Türkiye sınırları içinde Tapu Kadastro Müdürlüğü’ne ait silahsız bir BN-2A-3 uçağı nedensiz şekilde kalleşçe Suriye MiG-21 uçakları tarafından 23 mm makineli top ateşiyle düşürülerek beş masum görevlimiz can vermişti.

2007’de 2 adet İsrail F-15'i Suriye hava sahasını ihlal edip Hatay’dan sınırımıza girmiş ve incirlik üssüne iniş yapmışlardı. Halk olarak bu olayı, İsrail’in geçerken topraklarımıza attığı boş yakıt tanklarını ve afterburner'ları bulan köylülerimizden öğrenmiştik.

Sonuç olarak uçağımızın orada ne işi olduğu haksız mı haklı mı olduğu konusunu irdelemiyorum. Bildiğim üç şey var: Ülke itibarımız zedelendi, anlamsız bir savaşın eşiğine geldik, en acısı ise büyük ihtimal iki pilotumuz şehit oldu.

İsrail uçakları hava sahamızı kevgire çevirdiğinde, İsrail heronları’nın ülkemiz hava sahasına İsrail hava sahası muamelesi yaptığında, “kedidir kedi” deyip olayı kapatan hava sahası güvenliğinden sorumlu bedhahları ve hainleri gördüğümüzde gerçekten utanıyorum. Eloğlu zayıf ya da güçlüyüm demiyor, savaşın eşiğindeyim demiyor, aktif denge politikası hiç demiyor; ihlal edeni ya da düşman addettiğini indiriyor…

Neyse…

Jetimizin Suriye tarafından düşürülmesi hem acı hem de çok onu kırıcı bir durum. Lakin bu son gelişmelerden sonra alınacak mühim dersler olduğunu düşüyorum.

Hülasa;

Bir: Anlıyoruz, görüyoruz, yaşıyoruz: Devir eski devir değil! Yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye’de bu dünyada yerini almaya çalışıyor. Safların yeniden belirlendiği bugünlerde Türkiye; yeni güvenlik mimarisinin bir sıçrama tahtası ve ileri karakolu olarak değil, kendi coğrafyasının ve Avrasya'nın merkez ülkesi olmak için siyaset üretmelidir. Türkiye, Amerika'nın cephe ülkesi gibi görünmeyi bırakmalıdır. Avrupa Birliği'nin kenar ülkesi gibi görünmeyi de bırakmalıdır.

İki: Halkımız; Suriye ile ilişkilerimiz güllük gülistanlık iken, iki ülkenin liderleri ve eşleri el ele barış ve iyileşen ilişkileri yüceltirken, hatta ortak bakanlar kurulu toplantısı bile düzenleyebilecek düzeyde samimiyet ilerletmişken, ‘ne oldu da karşı karşıya geldik?’ sorusunu kendisine soruyor. Gelinen şu aşamada halkımızın en az yüzde 70'lik bir kesimi, Suriye’ye yönelik herhangi bir müdahaleye karşı. Sadece Suriye’ye TSK’nin girmesine değil, bu ülkeye düzenlenecek saldırılara Türkiye’nin pasif destek sunmasına bile karşı.

Üç: Günümüz savaşlarına savaşan en az iki tarafın dışındakiler neden olur, kazanan yine o iki tarafın dışındakilerdir! Her iki ülke birbiriyle savaşmamalıdır. Aksi halde Türkiye ve Suriye hariç herkese faydası dokunacak savaş olacaktır. 30 yıllık cinayet şebekesinin üssü Kandil’e müdahale söz konusu olduğunda hesap kitap yapanlar ve ABD müsaadesi arayanlar bu olayda da benzer hesap kitap yapsınlar!

Dört:Savaş, aynı zamanda oyun içinde oyun”dur.

Saddam’ı Kuveyt’i işgale zorlayıp sonra suçlayıp en sadık müttefiklerinden Saddam’ın/Irak’ın ipini çeken Amerikan dümenlerini unutmuyoruz. Türkiye, ''Suriye’nin meselesi'' karşısında ne olursa olsun kayıtsız kalmalıdır. ( Bunun Suriye meselesi olmadığını ifade edecek argümanlar hiç umurumda değil. ‘Bir koyup üç alacağız’ deliğinden aynı yılanlar tarafından defalarca sokulduk, bari bu kez sokulmayalım!)  Bu doğrultuda Mehmetçik, başta Amerika ve batılı rant paydaşlarının planlarının bir parçası olmayarak tek bir kurşun bile atacak kadar potaya girmemelidir.

Türkiye “Ne duruyorsun hadi vursana” diyenlerin; düşmanlarını düşman, dostlarını dost kabul etme, onlar için ölme, onların refahı için kendimizi hırpalama dönemini bitirmeli ve olaya böyle yaklaşmalı.

Ha! İllâ kahramanlık yapılacaksa ‘Kandil’ orada!

 

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.