Ortadoğu’nun Mülteci Kampı Türkiye!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 'başarılı bir operasyonla kurtarıldı' dediği, Başbakan Davutoğlu’nun 'Türkiye pazarlıkla geri aldı' diye açıkladığı, Şamil Tayyar’ın “NATO/ABD operasyonu ile kurtarıldılar” dediği, Musul Konsolosluğumuzun işgal edilişi sonrası rehin alınan 49 vatandaşımız Türkiye’ye döndü. Bu saatten sonra, ne “Kurtlar Vadisi” tadında bölgesel güç atraksiyonları vizyonunun, ne de 'Rehine Sorunu'ndan çok 'Rehine Planı'na benzeyen hamlelerin hamlelerin hiç bir önemi yok…

Bu saatten sonra en önemli ve sevindirici olan netice, 49 insanımızın sağ-salim ailelerine kavuşmasıdır. Nasıl olsa, Musul Konsolosluğu baskını ve 49 rehine hakkında konuşma sansürü de fiili olarak ortadan kalktı; bu günden itibaren doğru –yanlış ve gizli-açık ne varsa uzunca bir süre tartışılacaktır!

Biz gelelim asıl ve çok mühim olan konumuza…

Malumunuz ABD Dışişleri Bakanı J.Kerry, geçtiğimiz hafta 49 rehine dolayısıyla IŞİD’e karşı hareket eden ittifakın içerisinde olmayacağını belirten Türkiye’yi ziyaret etmiş, safını belirlemesi konusunda, 24 Eylül’de Obama’nın başkanlığını bizzat üstleneceği Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısına kadar süre vermişti. Geçen hafta kaleme aldığım “Işid Karşıtı Bildiriyi İmzalamamanın Siyasi Ederi” başlıklı yazımın içinde, Türkiye’nin Cidde’de imzalanan Işid karşıtı ortak bildiriye imza atmamasının doğuracağı riskleri masaya yatırdığını anlatmış, hükümetin ele aldığı ve masaya yatırdığı muhtemel risk ve tehditleri beş maddede sıralamıştım…

Dördüncü maddede aynen şunu yazmıştım: “ABD ve müttefikleri, Türkiye’nin Suriye sınır yönetimine müdahale edebilir, sınır ve bağlı işleyiş yönetiminde istenmeyen yaptırımlarla karşılaşılabiliriz. Hatta ve hatta Suriyeli sığınmacıların statüsünü kalıcılaştırma-pekiştirme, idare ve yerel halkla etkileşimini bozma işlerinin yanında Kuzey Irak göç hareketi bile kontrolümüzden çıkabilir.

Son üç günde Suriye sınırında PYD ve IŞİD arasında birden alevlenen “manidar” çatışmalar ve akabinde sınırımıza dayanan yüz bine yakın sığınmacı akını, aba altından gösterilen ilk sopaydı!

Sığınmacı ve mülteci sorunu deyip geçmeyeceksiniz… Mülteci ve sığınmacı akını muhataplığı, insani olarak ele alındığında erdemli bir hareket gibi gözükse de, milli güvenlik açısından; gerek mültecilerin neden olduğu sorunlar, gerek mültecilerin karşılaştığı sorunlar, gerekse bekletilen mültecilerin yaşadığı ortama adaptasyon ve yerel halkla ilişkilerindeki sorunlar nedeniyle ciddi tehdit ve riskleri içerisinde barındırmaktadır. Daha da beteri, ülkeyi ve politikalarını her türlü dış müdahaleye açık hale getirmektedir.

Göç dalgası, göç kaynağının olduğu ülke içinde yani “tampon bölge” içerisinde karşılanmadığı durumlarda, müthiş ve telafisi çok zor olan tehdit ve krizlerle boğuşmak zorunda kalınır. Sıcak çatışma bölgelerine sınır olan ülkeler güvenlik önlemleri kapsamında her türlü askeri ve istihbari tedbirlerin yanında muhtemel göç dalgasına karşı da tedbirlerini önceden alır.

Şu anda kafası hayli karışık olan Başbakan Davutoğlu, Dışişleri Bakanı iken bu işleri bu endişe ile koordine etmek istemişti. Hatırlanacağı üzere, 21.08.2012 tarihli bir açıklamasında Suriye’den gelen mülteci akınında kritik rakamın 100.000 olduğunu, bu kırmızı çizginin aşılmasının ciddi riskler taşıdığını, bu rakama ulaşılması halinde Suriye sınırları içinde “güvenlikli bölge” oluşumunun söz konusu olacağını belirtmişti… Lakin hiçbir hesabın kitabın tutmadığı Suriye ile alakalı süreçte, bu kırmızı çizgimizde diğerleri gibi ayaklar altında pas pas oldu!

Suriye krizinde Türkiye, resmi rakamlara göre 1.360.000 üstünde sığınmacıyla muhatap olmuştur. Gayri resmi rakamlar iki milyona yaklaşmıştır! Gelinen aşamada; sınır yönetimi güçleşmiş, sınır güvenliği ciddi tahrip olmuş, Hatay-Reyhanlı, Kilis-Öncüpınar çok sayıda patlama/tedhiş eylemiyle karşılaşılmıştır. Suriyeli sığınmacıların yol açtığı ekonomik, idari, dini-mezhebi, sosyal tahribat yüksektir. Suriyeli sığınmacıların ülkeye giriş ve barınmaları kadar sınır trafiği de problemlidir. Esad, sığınmacıların Suriye’ye dönüşünü zorlaştırıcı politika izlemektedir. Tablo bu denli kötü iken “Türkiye mülteci politikasıyla bir destan yazmıştır” lafları ise, bu sorunun üzerine tüy dikmekten ve mevcut vahameti hafife almaktan başka bir şey değildir.

Göç sorunu sadece Suriye ile sınırlı olsa iyi… Daha beter bir ikinci dalga kapıda!
Irak sınırı kaynayan kazan. Gerek mezhep savaşı gerek IŞİD gelişmesiyle Irak içinde muazzam bir kitlevi göç hareket yaşanıyor. Halen Kuzey Irak nüfusunun (5 milyon üstü) yarısı kadar (2,1 milyon üstü) sığınmacı Kuzey Irak’a göç etmiş haldedir. Türkiye şu anda aldığı “askeri” tedbirlerle Irak göç hareketini sınırımızın öte tarafında Kuzey Irak’ta karşılamakta ama bu ne kadar sürer bilinmez. Allah muhafaza ciddi bir kitlenin Türkiye sınırlarına dayanıp sığınmacı olarak alınmasının G. Doğu illerimizde yol açacağı sorunlar, güvenlik blokajlarını az çok kestirilebilirsiniz!

Bu tespitimiz ve tenkitimiz yanlış anlamalara mahal vermesin. Hâşâ! Maksadımız, mağdur ve mazlum insanların yüzlerine kapıların çarpılması gerektiği değil; işlerin her iki taraf için bu boyuta getirilmesi konusunda siyasi, istihbari ve inzibati anlamda basiretsizlik gösterilmesidir.

Hülasa,

Siyasetimizin gergin, aktörlerimiz küskün, kurumlarımızın ise iyice hırpalandığı şu günlerde, devlet iradesinin ve otoritesinin kaybedilmesinin ağır faturalarını bir bir ödemeye başlayacağımız bir sürece doğru ilerliyoruz…

Ülkeyi yönetenler her şeyden önce ve ivedilikle, yanlış açılım politikaları ve beceriksiz sınır yönetimi nedeniyle ağır hasarlar aldığımız “egemenlik” ve “milli güvenlik” konularında yükümlülüklerini “tam” olarak îfâ etmeye başlamalıdırlar.

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.