Hakikatin Hatırına Yazılmış Bir Seçim Yazısı

‘Yüzeyden’ Ak Parti iktidarının, ‘derinden’ Cemaatin, on bir yıl boyunca birbirlerinden razı ve senkronize bir şekilde yönetmeye çalıştığı devletin içerisinde başlayan iktidar mücadelesinin ilk raundu; “Doğan” görünümlü “Şahin” misali, adı “Yerel” ama başından sonuna dek “Genel” seçim havasıyla yürütülen bir sürecin sonunda Ak Parti’nin lehine sonuçlandı…

17 Aralıkta patlayan fosseptik çukurundan sızanlara “memba suyu” muamelesi yapan, yayılan pis kokuyu “misk-i amber” gibi içerisine çekmek zorunda kalan, kabahati ise büyük bir pişkinlikle başka bir kurumun izinsiz altyapı çalışması dolayısıyla kasten vurduğu bir dozer kepçesine bağlayan bir stratejiyle seçim süreci yürütenlerin görmezden geldiklerini kaleme aldığım için, “cemaatçilikle” suçlanma riskine ve kınayanların kınamasına aldırmadan, ‘30 Mart 2014 Seçimi’ne dair ‘farklı’ bir analiz yapacağım. Bilhassa “seçmen davranışı” ve “seçmen tercihi” konusunda…

Malumunuz geçen gün Ankara Milletvekili Sayın Yalçın Akdoğan “seçmenin yolsuzluk iddialarına inanmadığını, ciddiye almadığını, daha büyük fotoğrafa odaklandığı” şeklinde bir ‘seçmen davranışı’ üzerine yorum yaptı. Hâlbuki bu yorum, yolsuzluk iddialarının zirve yaptığı dönemde “bizi mahkemeler değil sandık aklayacak” mealinde beyanların kuşdiliyle tekrarlanmasından başka bir şey değil!

Okuyucularım gayet iyi bilir. Mümkün oldukça “bizim mahallenin” ve “dostluğun” hatırı için değil “hakikatin hatırı” için yazmaya gayret ediyorum.

Evelemeyelim gevelemeyelim… Başta siyasi iktidara mensup tüm vükelâ olmak üzere; kazanan ata oynamış kuponcu gibi sevinen yandaş ve yandaş görünümlü oportünist yazan çizen takımı, bürokratı, amiri, memuru, askeri velhâsıl ekseru’n-nâs ‘tape’ deryasından süzülenlerin içeriğine yani yolsuzluk olduğuna inanıyor; hatta bırakın inanmayı çoğu biliyor!

Gelelim işin seçmen yani millet boyutuna… Hatırlarsınız, seçim sonuçlarını isabetli bir şekilde tahmin eden araştırma şirketlerinden birinin seçim öncesi seçmenin yüzde 77'si gibi yüksek bir oranının “bakan ve bakan oğullarının rüşvet aldığını düşündüğünü” işin ilginç tarafı ise AKP seçmeninin yarıya yakını "yolsuzluk var" demesine karşın bu durumun oy tercihlerini değiştirmeyeceğini belirtmişti (Bu araştırma şirketinin ismi KONDA, Başbakan Almanya seferi öncesi bu şirketin AK Partinin oyunun %47 civarında olduğu sonucunu kullanmıştı)

İnanın bu araştırma sonucunu ciddiye almamıştım. Çünkü yolsuzluk algısının siyasi ve ideolojik hiçbir kamplaşma ve inadından öte, güçlü bir algı olduğunu sanıyordum. Bilhassa “muhafazakâr” ve “mütedeyyin” seçmenin “imanın en zayıf derecesi sayılan buğzetme” hakkını kullanıp, yolsuzluk yaptığına inandığı siyasi organizasyona vermeyeceği oyla ders vereceğini sanıyordum.

Niye mi?..

Yüzde 77 gibi büyük bir oranda yolsuzluk yapıldığına inanan bir seçmen kitlesinin, bundan 20 yıl önceki seçmen gibi davranacağını, 20 yıl sonra tekrar aynı davranışı sergileyip “irfanını konuşturacağını” sanmıştım!

20 yıl önce, yerel seçimlerde tüm seçim bölgelerini silip süpürdükten sonra bugün yaşananların yanında esamesi bile okunmayacak hacimde bir klor yolsuzluğu skandalı ile sarsılan SHP’nin başına gelenler, Ak Parti’nin de başına gelir sanmıştım! O vakitler başta SHP’li seçmenin sandıkta gösterdiği tavrı, bilhassa muhafazakâr ve mütedeyyin seçmen gösterir, en azından şimdiki siyasi iktidara sandıkta “toparla kendini” ikazını yapar sanmıştım…

Yanılmışım!

Tüm ideolojik ve siyasi mülahazaları bir tarafa bırakıp, çoğunluğu muhafazakâr ve mütedeyyin milletimizin niçin “maslahat yaptığı” üzerine kafa yorarken; hakikatin hatırını her türlü hatırın üstünde tutmaya özen gösteren, iyi bir mümin olduğuna şahitlik edebileceğim Balkan Türk’lerinden başarılı bir hekim arkadaşım imdadıma yetişti!

Müthiş bir vaziyet tespitinde bulundu: “Bu seçimde bu millet irfanını susturdu!” dedi…

Çünkü mecburdu buna... Başka bir şeye geçit vermemek adına ve aciliyet kesbettiği için, eleğin deliklerini o kadar genişletti ki, içeriye geçmemesi gereken bir sürü şey geçti! Oysa böyle durumlarda kullanması gerektiği mekanizma yani "İrfan" bunların "geçmesine" asla izin vermezdi! O yüzden susturulmak zorundaydı! ...

Şimdi, delikleri genişletilmiş elekten geçen pislikler evin içine ulaştı! Bu bilerek, belki fedakârca yapıldı! Ucundan kenarından irfanı olanın bu yolsuzluk iddialarının detaylarından midesi bulanır!.. Bu seçim, muzaffer olanın midesini bulandıran bir zaferle sonuçlandı! Gördüğümüz en buruk zafer! ...

Sanki şöyle bir şey: "Kirlilik" orada, ötede, bir kaç kişi ile sınırlı idi ve millet bu kirliliği evinin içine taşıdı, kirliliği paylaşarak seyreltmek istedi belki!.. Bu kısımda biraz İrfan varmış gibi geliyor bana... Şimdi bu evin içine alınan, "paylaşılan" pislik kendi kendine yok olmayacağına göre yavaş yavaş susturulan irfanı, belki vicdanı ve aklı konuşturmaya başlayacak…

Şu anda bunun emaresi yok henüz… "Buruk zafer" muarızının yanlışlarını saymakla meşgul, hatta " irfan"ını susturabilmek için muarızına şiddetini artırıyor! Hatta bunun için malzeme arıyor durmadan. Tam bir cahil gibi hareket ediyor; nalıncı keseri, yer yer kör testere gibi!.

Son Söz:

Aziz Türkiya ve onun şahs-ı manevisi; şahıslardan, hiziplerden, partilerden, cemaatlerden, tarikatlardan, bütün segmentlerden ve onların toplamından hep daha fazla ve daha büyük bir şeydir!

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.