İktidarın ‘Gezi Parkı Travması’ ve Alması Gereken Dersler

Birçok ilklerin yaşandığı on bir senelik uzun iktidar sürecini yöneten Ak Parti hükümeti, tarihinin en travmatik hadisesini son beş gün içinde yaşadı ve hala yaşamaya devam ediyor. Hatta 2008’de açılan kapatma davası bile bu kadar sarsmamıştı bu iktidarı. Son alınan bilgiye göre Altmış sekiz ilde ve birçok yabancı ülke başkentlerinde ses getiren eylemlerin detaylarına inildiğinde, hadisenin bir grup çapulcunun işi olduğu noktasına indirgemek ve bu noktadan vaziyet tespiti yapıp istikamet tayininde bulunmak ciddi hata olur. Bu kitlevi çatışmalar, üzerinde soğukkanlı analizler yapılmaya ve dersler çıkarılmaya muhtaç durumda…

Şu anda olayların dozu düşse de hala devam etmekte… Bir yandan şiddet devam ettirilirken diğer yandan da sivil itaatsizlik yöntemlerinin yaygınlık kazanması ve sokakların hareketlenmesi için ciddi çaba sarf edilmekte..!

Gelinen aşamada “Başbakan TV ve medyadan uzak durduğu ve promtersiz konuşmasına mani olundukça bu süreç yavaşlayacaktır” tespitlerine katılıyorum. “Biz istesek meydana 1 milyon insan yığarız” gibi benzeri ifadelerle ‘marjinal’ ‘faşist’ ve ‘provokatör’ veya ‘çapulcu’ diye nitelediği kesime ‘kuyruğumu hala dik tutuyorum’ mesajı vermek, hem lüzumsuz hem de tehlikelidir...

Önümüzdeki günlerde devreye “Ak Parti Aklı”nın gireceğini ve durumu kontrol altına alacağını düşünüyorum! ‘Ak Parti Aklı’ndan kastım, Abdullah Gül ve etki alanıdır! Gül, kaygı verici olarak nitelediği gelişmelerde, kimseyi tahkir etmeden herhangi bir sıfat yerleştirmeden sağduyu çağrısında bulunması aslında ciddi bir krizi önledi…

Başka mülahazalara girmeden bu girişle yetinip, işi mecrasından saptırmadan ve zülf-ü yârede dokunmaktan imtina etmeden bu travmatik olaylardan Ak Parti’nin ve Başbakan Erdoğan’ın çıkarması gereken derslerin şunlar olduğunu düşünüyorum:

1-) İktidar-Güç-Otorite-zenginlik Müslümanlar için ciddi imtihan araçlarıdır. Kontrol edilemediğinde bünyede deruni bir sarhoşluğa ve bunun neticesi bencil davranış modellerine itebilecek, nalıncı keseri gibi her şeyi kendine yontacak şartlara müptela edebilecek “afetlere” yol açabilir. Güç çürütür! Dostça tenkitleri ve uyarıları bile hakaret olarak algılayabilen alıngan sineler ya da “haklı da olsa kimse bizi eleştiremez” biçiminde takınılan tavırlar çürümeyi hızlandırır! Ak Parti’nin ivedilikle çözüme kavuşturması gereken en mühim sorunu budur.

2-) Ülkede bir muhalefet boşluğu olduğu doğrudur. Bu muhalefetin acziyetinden de kaynaklandı, Hükümetin engellerinden de… Neticede Türkiye’de biriken “muhalefet enerjisi” ne siyasette ne de medyada temsil edilmedi/edilemedi. Başbakan Erdoğan’ın “yavru muhalefet” diye alaya aldığı ve salı günü canlı yayınlanan grup toplantılarında “muhalefete muhalefet etmenin” dayanılmaz kolaylığına düşüp onlarla cedelleşmenin çok ciddi argüman olduğunu sandığı bir ortamda “sokak muhalefeti” ile tanışması beklemediği bir şeydi!

Gelinen noktada Başbakan Erdoğan’ın ve Hükümetin %51’lik oy oranının her türlü kaygıyı ortadan kaldıracağını sanması ve sürekli bu oranı hatırlatması ciddi bir siyasi hatadır!

3-) Nasıl ki ‘Arap Baharı’ işsiz bir üniversitelinin intiharı ve bunun protestosu değilse, bu da sadece gezi parkı-ağaç mevzusu değildir. Bu olayların çıkış sebebini ‘salt’ AKP ya da Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı gibi görmek de yaşanan olayları hafife almaktır. Ama olayların gidişatı geniş kitleleri bu yönde kutuplaştırmaktadır!

4-) Şehirlerde yaratılan çarpık yapılaşma, şehirlere kimlik katan ruh veren ve kullanım değeri yüksek olan yapıların bahçelerin parkların talan ciddi bir sorundur. Ali Ağaoğlu gibi sonradan görmelerle, “önceden mücahit idiler sonradan müteahhit oldular” dönüşümünün türedi zenginlerinin “aynı algıda buluşması” daha da ciddi bir sorundur! Orman Bakanının ve Başbakanın ‘biz falan milyon sayıda ağaç diktik’ demesi önemli ama kent yaşamında karşılığı olmayan bir bahanedir. Dağa, taşa ve şehrin çarpık yapılaşmaları geçiş güzergâhlarında gözükmesin diye otoban kenarlarına dikilen ağaçların kent içindeki yok olmaya giden park bahçe ve yeşilliklerle pek alakası yok. Kent dokusu içerisinde en ufak milli emlak veya kamu malı ya ucuz kiralarla birilerine işletilmesi için peşkeş çekiliyor ya da müteahhitlik sektörünün elinde talan ediliyor!

5-) Hükümet son beş gündür toplumsal ve siyasi karşıtlıkların sokaklarda buluştuğu çok güçlü bir muhalif duruşla ve iddialarla tanıştı. Türkiye’nin yüz yıllık sorunlarını çözeceğim derken, bu ülkenin önemli kesimlerinin kaygılarını arttırmanın bir bedeli olabileceğini hiç düşünmedi! Günün sorunları ve devletin bekası ile alakalı kaygılar giderilmeden 2023’ün ve 2071’in millete pazarlanması gibi politikalar hep endişe yüklüydü. Başbakanın hala azınlık çoğunluk ya da oyun kadar konuş argümanlarına sarılması hem anlamsız hem de karşılıksız bir argümandır…

6-) Bence bu olayların en büyük sebebi ve travmatik hafızada yerleşmiş en kırılgan noktası “Hükümet-Öcalan müzakereleri” ve sistem değişikliği ile alakalı kaygılardır. Bu tespitim çoğu insana garip ve ekstrem bir yorum gibi gelebilir ama zaman bu iddiamı haklı çıkaracaktır. Vatandaşlarımızın; %71’i MiT-Öcalan Müzakerelerini onaylamıyor, %65’i bölünme korkusu yaşıyor, PKK’nın silah bırakıp sınır dışına çıkacağına ve terörün biteceğine inanmayanların oranı %76, parlamenter sistemden yana görüş bildirenlerin oranı ise %87… Elli vilayette yapılan manipülasyonsuz bu anket sonucu gerçektir ve sürecin paratonerleri akillerden ve milletten saklanmaktadır! Öte yandan Nevruz görüntüleri milletin travmatik hafızasında mühim bir yer tuttu. Şu anda terör yok lakin PKK ile yapılan pazarlığın takvimi geldiğinde ve eşkıyanın talepleri anayasal güvenceye kavuşturulmadığında bu sahte barışın gerçek yüzünü herkes görecektir! Türkiye'nin boğazı sıkıldığında elinden herhangi bir şey alınabileceğine ve taviz verebileceğine dair umutları arttıracak ve ‘bölünmeyi’ hızlandıracak, psikolojik kopuş ve sosyal fragmantasyon ortamı gitgide yayılmaya başlandı. Nevruzda “mağlup olmuş bir Türkiye ve muzaffer bir eşbaşkan Öcalan “ görüntüsünü, sahte çekilme komedilerini, bu işlerin pazarlık ve vaatler çerçevesinde geliştiği gerçeği bir saplantı haline gelmiş bu milletin travmatik hafızası eninde sonunda bir şekilde kusacaktı… Ve göreceksiniz kusmaya da devam edecektir.

7-) Olayları canlı takip eden bir gazeteci dostum ilginç bir tespit yaptı: “ Bizzat polis müdüründen dinledim; göstericiler aslında polisin kendisine uyguladığı kadar şiddet uygulamadı polise... PKK 'nın şiddet profili daha yüksek ve kural tanımaz geçiyormuş!” Sonra bizzat gözlerimle şahit oldum; Göstericiler en büyük şiddeti kime uyguladı biliyor musunuz? NTV'nin yayın aracına! Aracı büyük bir hınçla mahvettiler. Neden polisten çok NTV'ye öfkelendiler? Çünkü medyanın iktidar tarafından manipüle edilmesine ve NTV'nin 'araya zorunlu penguenler belgeseli almasına' tepkiliydiler!

Bu ülkede yirmiye yakın “en etkin” ulusal kanalının kontrol altına alındığı,  medya patronajları ve yöneticilerinin siyasi iktidarın denetimine e gözcülüğüne razı ve teslim olduğu bir gerçektir... Böyle olduğu halde hâlâ Başbakan Erdoğan'ın sokak eylemlerini medya yayınlarına bağlaması ve bu istikamette medyayı kamuoyuna şikâyet etmesi gerçekten şaşılacak bir şey... Tamam, Tahammülsüzlükle ile güç sarhoşluğu arasında bir illiyet vardır lakin bu kadarı da fazla hani..!

8-) Sosyokültürel değişim dinamikleri göz önünde bulundurulduğunda, eski sokak siyaseti geleneğini yeni iletişim teknolojilerinin yarattığı dijital sokaklarda etkinleştirenleri, sosyal ve siyasal değişimin doğrudan aktörleri haline getirebiliyor. Bu ‘Gezi Parkı Olayı’nda olduğu gibi ülkeyi yönetenlerin bilişim çağının teknolojisine sahip olmakla birlikte, onun akışkan doğasının bilgisine sahip olmadıkları açıkça görülmüştür. Onlar interneti ve mobil iletişim teknolojilerini, eskiden sokağı nasıl yönetiyorlarsa, öyle yönetebileceklerini zannetmişlerdir!

Düşünebiliyor musunuz? Günde 9-11 milyon arasında tweet’in atıldığı Türkiye'de, Taksim'deki olayların şiddetlendiği 31 Mayıs ve 1 Haziran’da ‘geziparkı',  'Taksim' veya 'Gezi Parkı' kelimelerini kullanılarak dünyada atılan tweetlerin dörtte biri atılıyor! Hatta Arap Baharı döneminde sıkça rastlanan ve pek işe yaradığı görülmeyen-bir panik tedbiri hayata geçirildiği halde yani eylemler sırasında birilerinin sinyal karıştırıcı jammer cihazlarla bölgedeki mobil internet ve iletişim kestiği halde bunlar oluyor!

Dünyada hiç bir güç binlerce insanı 6 ağaç için Taksime toplayamaz!

Bu kadar tweeti konsantre ederek bu kadar milleti mobilize edersen, Wall Street Juornal'de ve Financial Times'da manşet olursun!

9-) Polisin orantısız güç kullanımının en kötü örnekleri bu son olayda uluslar arası topluma da yansıdı. Bu konuda İçişleri bakanlığı ve Başbakanlık internet ortamında yayınlanan ama medyaya yansımayan onlarca tek bir kişiye birçok polisin uyguladığı ve diğer sağduyulu polislerin mani olamadığı polis şiddeti görüntülerini gözden geçirmeli ve gerekeni yapmalı. Polis ‘korku’ ve ‘öfke’ ile yoğurduğu şiddet dozunu arttırdıkça, sokakta ki gösterici sayısı da arttı. Polisin hızını alamayıp, Gümüşsuyu Askeri Hastanesi önünde zırhlı polis aracının manevra yapılmasına izin vermeyen askeri yetkililere ‘bir gaz bombası da buraya atarız’ demesi ve askerin ‘bizde elimizdekileri size atarız’ demesi güvenlik güçleri arasındaki çatışmayı olduğu gibi ortaya koyuyordu. Hükümet temsilcisi ‘polis’ algısı ve gazdan etkilenmesin diye vatandaşa maske dağıtan ‘asker’ görüntüsü ibret verici ve üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir vakadır!

10-) Bu iş travmatik bir etki bırakır lakin buradan ne bir devrim, nede bir demokratik milat çkar!
Başta halen dokuz sekizlik ritimle 'onu da yaparım-bunu da yaparım' diye açıklamalar yapan Başbakan Erdoğan olmak üzere, ‘Ortadoğu’ya demokrasi getirenler bize de demokrasi getirmesin’ diyen herkes sakin olmalı, herkes elinden geldiğince çevrenizdekileri sakinleştirmeli.

Hülasa,

Farkında değiller ama sokak hareketlerini örgütleyen ve onlara bulunmaz fırsatlar verenler hükümet bizzat kendisidir!

Balkon konuşmalarında sarf edilen “biz, bize oy vermeyen vatandaşlarımızın da hâmisiyiz ve hâdimiyiz” sözleri bir zafer sarhoşluğu içinde değil, travmatik boyutlara erişen bu tip toplumsal olaylar ve keskin ayrışmaların ortaya çıktığı bu gibi olaylar sırasında dillendirilmelidir… Bu tip beylik lafların samimiyeti ve ‘sözde değil özde’ bir davranış tipi olduğu böyle zamanlarda test edilir!

Diper yandan, Başbakan Erdoğan kendi kendini provoke etme huyundan kurtulmalı, herkesi ve her şeyi 'kendi' merkezinde toplama huyundan vazgeçmelidir. Yöneticilerinin ‘beyefendi ne der endişesi” taşımadan inisiyatif alma becerisini arttırmalıdır! Kendilerini vazgeçilmez olarak sunan lakin kamuoyu itibarı sıfır bazı mesai arkadaşları hakkındaki ciddi tenkitlerede mutlaka kulak vermeli ve gereğini yapmalıdır!

En önemlisi Kur’andaki ilahi tembihe uymalı, yumuşak ve kreatif bir dil kullanmalıdır.

Neticede ülkede mühim olaylara gebe bir şeylerin fitili öyle ya da böyle ateşlenmiştir! Sokak hareketlerinin nerede son bulacağını kimse kestiremez! Olayların ekonomik bilançosunu ve bu olayların müstakbel seçim süreçlerine nasıl yansıyacağını ilerleyen günlerde göreceğiz. Gerçi çok olağanüstü bir hata yapılmazsa bundan sonraki seçimde yine AKP seçilir; hatta bu güçlü bir şekilde mümkündür. Çünkü siyasi iktidar ‘toplumsal hafıza resetlemesi’ işinde ve bu tip krizlerden fırsatlar çıkarmakta oldukça mahirdir! Ne olursa olsun bu ‘Gezi Parkı olayları’ bir travma yaratmıştır, travmalar derin izler ve etkiler bırakır...

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.