'Çözüm Süreci' mi? 'Alttan Alma' Süreci mi?

Çözüm süreci ile alakalı kamuoyunda ciddi bir kaygı var… MİT-Öcalan süreci ve PKK’nın sınır dışına çıkış mimarisinin ciddi bir ‘meşrûiyet tahribine’ yol açtığı aşikâr. Gelinen aşamada, Sayın Başbakanın ve diğer süreç yöneticilerinin elinde suni gerekçe butonu haline gelen ‘Analar ağlamasın’dan başka bir şey kalmadı!

Hükümet ‘analar ağlamamasın’ diyor ama bu tavır masanın öte tarafında oturan terör örgütünün umurunda bile değil! Vatandaşın “tamam ama PKK'nın isteklerinin kabul edilmemesi şartıyla!” şeklinde Çözüm Süreci’ne verdiği destek “Analar ağlamasın çocuklar ölmesin istiyorsan anaları ağlatanları cezalandır! Hukuk kurallarını anaların ağlamayacağı şekilde değiştir, cezaları düzenle. Devlet olarak gücünü göster. Ama sakın analar ağlamasın diye suçlularla barışmaya kalkma!” duruşuyla sabitlenecek hale geldi!

Kötü yürütülen bu süreçte terör örgütü ve muhitinde uyandırılan ‘Türkiye’nin boğazını sıktığınızda elinden her şeyi alırsınız…’ algısısından sonra ayrılıkçı terör örgütü tehdit şantaj ve fütursuzluklarını iyice arttırdı. İşte terör örgütü 'elebaşlarının'  ağızlarından ve kalemlerinden dökülen şantaj, tehdit ve itiraflar:

PKK'nın Halk Kongresi Eşbaşkanı Remzi Kartal, Hükümetle bir anlaşma yaptıklarını ve açılım sürecini yürütmeye mecbur olduğunu söyleyerek şunları söyledi: "Hükümet bu antlaşmadan yan çizmeye başlarsa veya herhangi bir aksaklık durumunda ellerimizdeki antlaşma belgelerini kamuoyu ile paylaşıp ifşa ederiz..." (demek ki PKK’yla milletin bilmemesi gereken ve milletin tasvip etmeyeceği bir pazarlık antlaşması yapılmış. Bu antlaşma Türkiye menfaatine olsa niye milletle paylaşırız şantajı yapılsın!)

Öte yandan geçtiğimiz günlerde ‘süreci yönetenlerin dışında’ herkesin tepkisini çekecek bir olay yaşandı. PKK'lı bir teröristin cenazesi “elleri silahlı teröristlerin” refakatinde ( hani tamamı sınır dışına çıkmıştı! ) Van, Şırnak, Hakkâri üçgeninde bulunan Faraşin Yaylası'nda gömüldü. Ortalıkta Devletin ne bir güvenlik gücü vardı, ne de terör örgütünde ‘devlet buraya gelir bize burada müdahale eder’ korkusu..!  İşte o törende BDP Van Milletvekili Nazmi Gür, bakın neler demiş: “ Kürt halkı Abdullah Öcalan şahsında özgürlüğe ve barışa emin adımlarla yürüyor. Önümüzdeki yerel seçim sonrası özerkliği kutlayacağız. Artık dört parçadan Kürt halkının birleşme zamanıdır. Kürt halkı, ulusal ittifakını pekiştirerek, özgürlüğe yol olacaktır. Bu süreç bizleri Kürdistan topraklarında özgürlüğe götürecektir.

Bu da geçen haftaki bir gazete haberinden… “30 Haziran-5 Temmuz'da, PKK Halk Kongresi 9. Genel Kurulu’nda Türkiye'den istenen talepler: Anayasada Kürt halkının doğal ve demokratik hakları yer almalı, Anayasa Demokratik Türkiye ve Özgür Kürdistan'ı açık bir ifadeyle ortaya koyulmalı… PKK'nın terör listesinden çıkarılması, tüm Kürdistani güçlerle birlik ve ittifak siyasetinin geliştirilmesinin önü açılmalı. En ilginci ise,  Uluslararası Hukuk ile ilgili platformlarda Lozan Barış Antlaşmasının didikleneceği masaya yatırılacağının işaretini veren bazı taleplerdi…” (hatırlatma: ABD Lozan’ı tanımamış ve hala Wilson Prensipleri’nde ısrar etmektedir. Komplo teorisi ithamı hafifliğine ve aymazlığına düşmeden Çözüm Sürecine bir de bağlamda bakılmalı! )

Çözüm Süreci’ni yönetenler “süreç patlamasın; en azından patlatan taraf biz olmayalım” telaşına düşüp, tüm bu tehdit-şantaj ve itirafları ‘görmedim-duymadım-bilmiyorum’ tavrıyla ‘alttan almaya’ başladılar! PKK ise alttan almayı zayıflık olarak gördüğünden “baskı kurduğunuz kadarsınızdır” ilkesi gereğince bir strateji izliyor!

Hülasa;

1- ) Alttan almak bazen iyi bir strateji gibi görünse, hatta sonuç bile verse de, sürekli yapıldığında karşındakine ''kafama çıkabilirsin, izin veriyorum'' yolunu açar!  Tamam,“Alttan almak” kimilerince gitgide ‘sahteleşen' günümüz ilişkilerinin olmazsa olmazıdır. Allah korusun, bir süre sonra bu alttan almalar “kaybetme korkusu tavan yapmış” bir psikolojinin neticesi ile süreci yönetenlerin ‘zorunlu bir görevleri’ haline gelirse nice olur bu memleketin hâli?

2- ) Geri dönülmez yoldayız’ edebiyatı ile ‘millet iradesi’ arasında ‘ciddi uçurumlar’ olduğunu herkes görüyor da süreç yöneticileri mi görmüyor? Çözüm Süreci’yle alınan risklerin, hangi eşiği aşarsa ciddi tehdit halini alacağı ile ilgili olarak, eldeki temkin ve tedbirlerin ne olduğunu doğrusu çok merak ediyorum!

3- ) Terör örgütü sınır dışına çıkmamıştır. Anlaşılan odur ki, Doğu ve G. Doğu bölgesinden asker çekilmedikçe de çıkmayacaktır! Türk Silahlı Kuvvetleri ile MİT-Öcalan sürecine dair sağlıklı bir etkileşim ve iletişim düzeni kurulmadığını resmi TSK beyanları arasına sıkıştırılmış ‘ince mesajlardan’ anlıyoruz! Bu sürecin askeri-stratejik durumu PKK lehine çevirdiği ve vatandaşta oluşan ‘Türk Silahlı Kuvvetleri bloke ediliyor’ algısı askerleri haklı olarak rahatsız etmektedir.

4-) Süreci yönetenlerin ‘artık bölücülük sanal tehdit halini almıştır’ beyanı, talihsiz ve olumsuz bir beyandır. Oysa MİT-Öcalan süreci ve ‘istediklerimizi alana kadar eylemleri dondurduk ama dağa çıkışlar hala devam ediyor’... içerikli KCK beyanları sanal değildir! Bilakis, terör örgütü mensuplarının "eğer..." ile başlayan şantaj ve tehdit bağlamında devam ettirdiği ‘şiddetsizlik’ sanaldır!

5-) Kim ne derse desin, ‘Çözüm Süreci’ meşrû bir süreç değildir! 

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.