Yasalaşan Yeni Çözüm Paketi ve 'Yeni Türkiye' Konsepti

Çokça örnek verilen İngiltere-İRA ve İspanya-ETA örneklerinde olduğu gibi dünyanın diğer benzer mağduriyet alanlarında terör örgütleriyle yapılan müzakere süreçlerinde olmazsa olmaz tek bir şart vardır: Silah bırakmak!

Ama Türkiye’de bu süreci yürüten siyasi ve bürokratik kadro “terör örgütü ile müzakere edilmez, mücadele edilir!” ilkelerini umursamadan silahını bırakmamakta ve sınır dışına çıkmamakta ısrar eden, neticede her geçen gün hacmini ve tehdit olma durumunu genişleten terör örgütüyle ısrarla müzakereleri sürdürüyor! Bir ülkenin egemenlik haklarının uğradığı ağır zararlar ile bağımsız ve güçlü devlet haysiyetinin düşürüldüğü nokta apaçık ortadayken hala bölücülerle müzakerede ısrar ediliyorsa bunun tek bir açıklaması vardır: Buna mecbur kalmışlardır!

Bu mecburiyetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin ömrü ve selâmeti için değil, tamamen “bu projeyi yürütmekle mükellef” kendi siyasi iktidarlarının ömrü ve selâmeti için olduğunu düşünüyorum. İşte bu minvalde ve şartlarda ilerleyen Çözüm Süreci 10 Temmuz 2014 tarihinde bambaşka bir düzeye taşındı. Eşkıyanın “bir şey yapmazsanız biz harekete geçeceğiz” tehditleri ve siyasi iktidarın Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi Kürt oylarının celbedilmesi adına, gaz alma operasyonundan başka bir fonksiyonu olmayan komisyon görüşmeleri faslının ardından genel kurula sunulan ve akabinde yangından mal kaçırırcasına yasalaşan “Yeni Çözüm Paketi”yle, MİT-Apo Müzakere Süreci artık “resmi” bir koruma kalkanına kavuşarak, bir level daha atladı!

Peki, bugün bu süreç yönetiminden çok, bu sürecin olumsuz etkileri ile seçmen arasına aklınıza gelebilecek her türlü dezenformasyon ve propaganda yöntemleriyle engel koymak için kalori harcayanların eldeki medya hâkimiyeti sayesinde kamuoyunda tartıştırılmasına izin vermediği “Yeni Çözüm Paketi”nin yasalaşmasıyla aslında neler oldu?

1-) Silahlı veya silahsız bir şekilde sınır dışına çıkması şartı yerine getirilmediği halde muhatap alınıp müzakerelere devam edilen ve eskisinden daha etkili ve hacimli hale gelen, hatta ve hatta “düzenli ordu” moduna geçen ve müzakere masasında süreci yürüten bürokratları bertaraf edecek derecede konum ve işleyişini güçlendiren terör örgütünün “statü” talebi maalesef yasal teminata kavuşturuldu!

2-)Şehidimizin ve gazimizin hakları üzerinden pazarlık yapmayız” diyen ve gündeme gelen her af tartışmasında “devletin değil canına kıyılan kişinin yakınlarının katili af yetkisi var” diyen Başbakan Erdoğan ‘a rağmen, bunca yıl her türlü vahşi cinayetleri ve sabotajları işleyen teröristlere sorgusuz sualsiz af yolunu açıldı. Daha da ötesi kamuoyu hazır kıvama geldiğinde Öcalan’ın affına da yasal manada kapı aralandı.

3- ) Bu yasa ayrıca100 yıl sonra bölgemizi yeniden şekillendiren ABD’nin “Genişletilmiş Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi” nin eşbaşkanlığında görev alan siyasi, askeri ve bürokratik kadrolara mensup ‘Süreç Yöneticileri’ni Türkiye ayağını ilgilendiriyor. Ellerine tutuşturulan yol haritalarını “terörü bitiriyoruz” bahanesiyle ve dillerinden düşürmedikleri “Yeni Türkiye” retoriği ile sessizce bir sistem/rejim değişikliğine convert eden siyasi bürokratik kadronun, mevcut yasaları baskılayarak bu zamana dek yürüttüğü Çözüm Süreci performanslarını dokunulmazlık zırhına soktular!

4-) Çözüm Süreci’nin asıl mimarı apo’nun “ortak vatan” tanımının müstakbel anayasada yer alması için önemli bir engel daha ortadan kalktı!

Ne demişti apo: “Ortak vatan, Türkiye ve Kürdistan’dır. Kürtler hem Türkiye’yi hem de Kürdistan’ı ortak vatan olarak kabul edecekler. Türkler de hem Türkiye’yi hem de Kürdistan’ı ortak vatan olarak bilecekler” Bugün HDP/PKK/apo bağımsızlık istemiyoruz yönünde beyanlar veriyorlar ama aslında onlarda siyasi iktidarın sık başvurduğu bir lisanla yani kuşdiliyle konuşuyorlar! Oysa Bizler kökenimiz ne olursa olsun Türkiye hepimizin vatanı derken onlar “ortak vatan Türkiye ve Kürdistan’dır” diyorlar ve “Türkiye Kürdistan’ı kabul etmedikçe bizim için ortak vatan yoktur” diyorlar. Bu ne demektir Türkiye’nin üniter yapısı yerine federal ve özerk bir örgütlenme talep etmek demektir.!

Hülasa

Anlayacağınız üzere bu yasalaşan “Yeni Çözüm Paketi”nin içerisinde terörü bitirecek hiçbir şey yok!
Olan bir şey var, o da Merhum filozof Durmuş Hocaoğlu üstadımızın zamanında sıkça dillendirdiği gibi, “Türkiye Devleti; küresel oyun kurucuların icazetiyle yol alan, zihninde ve gönlünde "Devlet" ve "Vatan" gibi kavramları aşındırmış ve son limitinde radikal bir şekilde ret etmeye varmış "Kozmopolitan Müslümanların" suyun başında olduğu bir siyasi iktidarın marifetiyle, belki de 2023 yılını göremeyecek bir tasfiye süreci içerisinde...” hızla ilerliyor!

İşte bu gelinen aşamada Ak Parti iktidarı, “Yeni Türkiye” makyajıyla, Türkiye Devletinin egemenlik hakları, milli devlet yapısının tekliği ve bütünlüğü ilkesinin ağır hasar alan kısımlarının üzerini rötuşlama derdine düştü!

“Yeni Türkiye"; 'özne bizden ise yükleme bakılmaz' zihniyetinin yürüttüğü, mevcut olanı eskimiş gibi göstermeye çalışan ve Çözüm Süreci ile eşgüdümlü yürütülen Cumhurbaşkanlığı seçiminden sessiz sedasız bir “Başkanlık Sistemi” çıkarmaya çalışanların vicdan yarasından başka bir şey değildir.

Ayrıca başına “yeni” konulunca” bir şey yeni olmuyor!
Bunun yanında yeni olan her şey mutlaka "iyi"dir diye bir kural da yok!
Hele ilk akla geleni yapma anlamında ya da küresel misyon yüklenen aktörlerin ve taşeronların “değişim, yenilik, devrim, revizyon” diye sunduğu şeyler; kurunun yanında yaşı da yakacak ve olumlu olan her şeyi yanında alıp sürükleyecek şekilde sadece yozlaşmadan ibaret de olabilir!

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.