“Çocuk” ve “Kadın” Merkezli Sosyal Sorunlar

Bu yazımda her gün değişen siyasi gündem ve makro konular arasında gündeme gelmeyen, pembe tablolar ardında tutulan, gündelik siyasi meselelerin ve rekabetin telaşesi içinde halının altına süpürülen, yan yana sıralayınca dudak uçuklatan cinsten çocuk ve kadın merkezli sosyal sorunlarımızı gündeme getirmek istiyorum. Aslında “çocuk” ve “kadın” merkezli sorunlar, başlı başına bir düzen sorunudur. Şurası bir gerçek ki, kapitalist sistemin çarkı içerisinde hızla artan bireyciliğin ve bencilliğin şekillendirmeye başladığı toplum yaşamının bizi mahkûm ettiği; sefaletten, eşitsizlikten, aşağılanmalardan, istismarlardan, şiddet, sömürü ve baskılardan en büyük payı kadınlar ve çocuklarımız alıyor. Herkes eziliyor ama çocuklarımız ve kadınlarımız iki kere eziliyor!

Mesela binlerce çocuk kayıp bu ülkede… Son 10 yılda kaybolan ve haber alınamayan çocuk sayısında ciddi artışlar var. Dünyadaki kayıp çocuk vakalarının yüzde 15’i Türkiye’de gerçekleşiyor ve her geçen yıl kaybolan çocuk sayısı hızla artıyor. Özellikle son dört yılda kayıp çocuk sayısı 27 bini geçmiş durumda! Sadece İstanbul merkezli bir bilgi size: İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden alınan bilgilere göre, İstanbul'da her gün 26 çocuk çeşitli nedenlerden dolayı kayboluyor. Kayıp çocukların yüzde 60'nı kızlar oluştururken, çocukların yarısı ilk 24 saat içinde bulunup ailelerine teslim ediliyor. Yaşanan kayıpların nedenleri arasında ise evden kaçma, kaçırılma ve cinsel istismar önemli rol oynuyor.

Öte yandan çocuk işçiler konusu da kanayan bir yara… Hangi çocuk hızla akıp giden, dönüşü olmayan bu hayatta çocukluk dönemini doğru düzgün yaşamadan işçi olmayı ister ki? Hangi çocuk hak eder bunu? Türkiye 2014 itibariyle AB ve İLO’ya çocuk işçi çalıştırma olayını bitirmeyi taahhüt etti. Gelinen aşama itibariyle çocuk işçi sayısının azaltılma noktasında çok önemli adımlar atılmasına rağmen, hala ülkemizde 2013 yılı itibariyle 1 milyon çocuk işçi bulunuyor. Bunların en az 400 bini ağır tarım işçiliği yapıyor. Maalesef, ucuz emek gücü için gözü dönenlerin çalıştırdığı çocuk işçileri arasında senede ortalama 50 çocuk işçi (kayıt dışı rakamlar dâhil değil ) hayatını kaybediyor.

Çocuk merkezli kriminal vakalar yürekleri dağlarken, tıpkı çocuklar gibi kolay lokma olarak görülen ve şiddete maruz bırakılan kadınlarımızın durumu da içler acısı… Resmi rakamlara göre kadına şiddettin oranları son 10 senede yüzde 1400 artış gösterdi… 2013 yılında 237 kadın kardeşimiz öldürüldü. 2012 yılında 210 kadın öldürülmüştü.

Şu anda kadın cinayetlerinin TCK’ da nitelikli halden sayılması için bazı kadın derneklerinin mevcut kanunlara ciddi ek madde önerileri var. Bunlar ivedilikle dikkate alınmalıdır. Adalet bakanlığı kadın cinayetlerinde kadın katillerine indirimler veren hukuki avantajları ortadan kaldıran bir çalışma yapmalıdır.

Kadınlarımızla alakalı üzerinde durulması gereken bir nokta daha var ki, o da çalışan kadınların sayısının artması! Bu artışın nedeni kadınlarımızın çalışma heveslerinin kabarmasından mı, ekonomik özgürlüklerine düşkünlüklerinden ve üretime katkı niyetlerinden mi, yoksa devlet gibi çarkını borçla çevirmek “zorunda” kalan ailelerine bir nebze olsun katkı sağlamak zorunda kalmalarından mı? Bu artışın sebepleri ile alakalı mikro verilere ulaşılmalı ve detaylı analizler ortaya konmalı, mağduriyetlerinden öte ağır şartlarda sosyal güvenlik imkanlarından yoksun çalışmak zorunda kalan kadınlarımızla alakalı bir durum tespiti yapılmalıdır..

Netice itibariyle, bugün dünyadaki toplumların ekonomik sistemlerine bakınca en sağlıklı içtimai yapıların, sosyal devlet olgusunu gereğince yerine getirmiş ülkelerde olduğunu görüyoruz. Anayasamızda sosyal ve ekonomik olarak, "dezavantajlı gruplar" olarak tanımlanan insanlara temel hizmetleri vermeyi taahhüt eden devletimiz, "bu görevler kaynaklar ölçüsünde yerine getirilir" uyanıklığını ve bahanelerini bırakarak sosyal devlet olmanın görev ve ilkelerine azami ölçüde öncelik vermelidir.

Hülasa,

Fecaat sınırlarına dayanmış neticeler üreten sosyal sorunlarımız ve sosyal politikalar sadece çocuk ve kadın merkezli değil tabii ki… Fakat çocuklarının ve kadınlarının güvenliğini ve refahını sağlayamayan veya bu istikamette engelleri ortadan kaldıramayan bir devlet, istediği kadar rant merkezli ve gelişmişlik numunesi devasa projelere imza atsın “büyük bozulma”nın önüne geçemez!

İdam başta olmak üzere yukarıda değindiğimiz suçların ve sorunların ortadan kaldırılması için ağırlaştırılmış cezaların çözüme epeyi katkı sağlayacağını düşünüyorum. Ama bu kesinlikle yeterli değil. Bu olaylara salt adli vakalar olarak bakıp bataklığı kurutmak yerine sivrisinekleri tek tek öldürmek temalı düşünceler, uzun vadede sorunların yeniden artmasına hatta mutasyona uğrayıp daha şedit bedellerin ödenmesine yol açar!

Masum olarak doğan bir bebeği, 20 yıl içerisinde çocuk ve kadın katiline ya da bir tecavüzcüye dönüştüren etkenlerden birinin “sistem” olduğundan yola çıkılarak çözüm üretilmesini istiyorum. Devletin bu durum tespiti ışığında bir istikamet belirleyip, tıpkı Marmaray, Metro, üçüncü Boğaz Köprüsü ve üçüncü Havaalanı gibi projelere akıtılan katrilyonlarca TL’yi gözden çıkartıp “çılgın sosyal projeleri” hayata geçirmelidir.

Dinin, aklın, neslin, malın ve canın korunması adına, şiddeti üreten ve suçu meşrulaştıran zihniyetlere ve kaynaklara karşı elzem olan; ilmi, adli, siyasi, istihbari ve inzibati tüm tedbirlere ve çarelere öncelik verilmelidir. “İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın” esprisinin özü de budur!

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.