Polis Şiddeti

Son günlerde polis şiddeti ile alakalı haberler medyada peşi sıra yer almaya başladı.

Toplumu irite edecek düzeyde bir içeriğe sahip bu haberlerin tamamı, polis-vatandaş arbedesinin dışında kalan üçüncü kişilerin cep telefonlarıyla çektikleri görüntüler ya da güvenlik kameralarının çektiği görüntülerden oluşmaktadır.

Anlayacağınız “kamera ile tespit edilebilenler” ve “kayıt edilemeyenler” olarak ikiye ayırabileceğimiz bu tip şiddet olaylarından sadece vatandaş değil, emniyetçi dostlarımız ve emniyet camiamızın büyük çoğunluğu da rahatsız olmaktadır.

 

Gerekçesi ne olursa olsun; elleri arkadan bağlı ve yere yatırılmış bir vatandaşın, dört-beş polis tarafından cop ve tekmelerle dövülmesinin ( hatta İzmir’de olduğu gibi dövülenin cinsiyetinin dahi önemi yok) gerek polis yetki ve salahiyetleri açısından, gerek haklılık haksızlık açısından, gerekse halk diliyle adamlık ve delikanlılık açısından hiçbir izah tarzı yoktur. Olsa olsa genel psikoloji ile alakalı bir vakadır. Bu davranış bozukluğunu ve saldırgan şiddeti sergileyenlerin de polislikle bir alakası olmaması gerekir.

Eskiden böyle bir olay olduğunda ilgili emniyet ve valilik yetkilileri soruşturmaların sonucunu etkileyebilecek taraflı açıklamalar yaparlardı. Şu anda gerek emniyet gerek valilik gerekse diğer ilgili kurumlar yaşanılanları tasvip etmeyip kınamaktadırlar.

Müesses nizam, polis dayakları ve polisin kötü muamelesi ile alakalı kamera ile tespit edilip kamuoyuna düşmemiş olayların da farkında!
Savcıların önünde biriken veya emniyet teşkilatı içi idari soruşturma dosyaları arasında yer alan hacimli istatistiklere ulaşan vakalardan hayli rahatsız. Eskiden ne olursa olsun devletin itibarını düşürmeyelim telaşı ile kabahati örtbas eden zihniyet, şimdi kendilerinin de bir vatandaş olduğu empatisini kurup haklının yanında tavır almaktadır. Geçmişte kolluk kuvvetlerinden hesap sorulmaz, nadiren sorumlu tutuldukları zaman da, yargılamalar işlenen suçların ağırlığıyla orantılı olmazdı. Alınan yasal tedbirlerde de vatandaş lehinde artış olmazdı…

Bu tip olayların önünün alınması ile ilgili olarak akıl yürüten uzmanların ve emniyet teşkilatının akil yöneticilerinin çare olarak dillendirdikleri öncelikleri “eğitim” oluyor.

Herkesin diline pelesenk olan “eğitim şart” sözü yüzeysellikle ele alınmaya devam edilirse ve bu soruna ciddi müdahaleler olmazsa, vatandaş ve devlet arasında demokratikleşme görüntüsünü en fazla zedeleyenin, daima “güvenlik görevlileri ve vatandaş arasındaki ilişkiler” olması kaçınılmaz olacaktır.

Sağlıklı bir polis-halk ilişkisinin kurulması ve polisin imajının düzeltilmesi için Emniyet Teşkilatının arzulanan kalitede polislerden oluşturulması gereği ortaya çıkmaktadır. Bence bu kaliteli polis tercihi, eğitim ile alakalı önceliklerden daha önemlidir. Çünkü kendisine verilen akıl ve kalbin kullanım prospektüsünü kaybeden kimseleri eğitim de paklamaz!

Polislik yapmaya uygun olmayan kişilikteki kimselerin polislik mesleğine alınması mutlaka önlenmelidir. Adaylar sıkı bir elemeden geçirilmeli, hükümetlerin kadro tahsis alanı olmaktan kurtarılmalıdır.

Her polisin kendisini; "önce vatandaş", sonra "bir kamu personeli" ve nihayetinde "bir polis memuru" olarak görmesini sağlayacak bir zihinsel ve psikolojik bünyeye ve donanıma sahip olması gerekir.

Kendisini otoritenin biricik temsilcisi olarak gören, yeri geldiğinde “devlet benim la!” moduna giren polis memurlarının sorununun eğitimle düzeleceğini sanmam. Bu kesinlikle psikolojik alt yapıyla ilgilidir. Bu tip bünyeye sahip kişiler "vatandaş" olarak kalmalı! Otorite uygulayıcılığının ve gerçek polis fonksiyonu icracılığının yakınından dahi geçirilmemelidir.

En önemlisi ise, sıhhatli ve vatandaş merkezli çalışan polis teşkilatı için adli kolluk kurumu tüm bölüm ve kuralları ile yeniden düzenlemeye tabi tutulmalıdır. Polis gibi, genel idarî kolluk amacıyla verilen, önleyici güvenlik ve asayiş hizmeti veren kamu hizmet birimleri dışında, tamamen yargıya bağlı, çağdaş adlî güvenlik hizmeti standartlarında, adalet hizmeti veren, adlî kolluk örgütü hayata geçirilmelidir.

Çağımızda demokrasi ile yönetilen ülkelerin hepsi, “Adli Kolluk” kurma işini çoktan tamamlamıştır. Onları bunu yapmaya iten nedenlerin hepsi, hatta daha fazlası Türkiye için de geçerlidir.

'Adli Kolluk Kuvveti' olarak adlandırılan bu sistemde, polis teşkilatının adli soruşturma yapan kesimi, bütün özlük hakları, terfi ve tayin bakımından ‘yürütmeye bağlı olmaktan çıkarılıp’ Cumhuriyet Savcıları'na bağlı hale getirilmelidir. Savcılar soruşturmanın her aşamasında polisin amiri olmalıdırlar. Adli kolluk uygulaması; işkence, kötü muamele, keyfi gözaltı, arama-yakalama gibi hak ihlallerini önlemede önemli bir iş görecektir. Görevini ihmal eden, kötüye kullanan, zanlılara keyfi veya fena muamelede bulunan, işkence yapan suçluları teşkilat menfaati ve maslahatı için koruyan ve sürekli yanlı işleyen mekanizma ortadan kalkacaktır. Daha etkili bir denetim kurabilecektir. Bu sistem ayrıca, yargının önemli bir parçası olan hazırlık soruşturmasını yürütmeye bağlı olmaktan çıkaracak ve yargılamayı partizanca etkilere bir ölçüde kapatmış olacaktır.

Hülasa,

Polislik itibarlı meşakkatli ve fedakârlık isteyen kutsal bir meslektir. Bu meslekle toplum arasına engel korku ve endişe koyan çürük elmalar sistemden temizlenmelidir.

Görevini tam olarak yapan, nezaketi ile yüzündeki gülümsemeyi eksik etmeyen, kendisinin her şeyden önce bir vatandaş olduğunu unutmayan, kendisine reva görmediği şeyleri başkaları içinde reva görmeyen polislerimiz her şeyin en iyisini hak etmektedirler.

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.