Mesele İleri Demokrasi Değil; Adil Olabilmek!

“Demokratikleşme Paketi” geçtiğimiz günlerde kamuoyu ile paylaşıldı. Biçimsel ve içeriğe yönelik yıpratıcı ve yorucu tenkitleri dışarıda bıraktığımızda, “kozmetik” müdahalelerle sorunları aşma çabası dışında tutabileceğim dişe dokunur tek gelişme, kamuda başörtüsü yasağının kaldırılmasına yönelik düzenlemelerdi. Lakin bu düzenlemelerin uzun vadede bir işe yaramayacağını, bu yasağı “kökten” ortadan kaldırmayacağını düşünüyorum. İki hafta önceki “İktidarın ‘Tabusal Alan’ Travması ve Başörtüsü Sorunu” başlıklı yazımda bunun gerekçelerini detaylandırmıştım. Mevcut Anayasada ki ‘Laiklik’ tarifi değiştirilmeden “başörtüsü sorunu” hiçbir zaman çözülemeyecek. Mevcut iktidarın ömrüyle sınırlı bir kullanma süresi olacak! En kırılgan zamanlarda ve suyun başındakilerin yer değiştirdiği dönemlerde bu sorun tekrar hortlayacak!

Türkiye’nin hızla bir değişime gittiği ve sürekli güncellendiği doğrudur. Fakat bu değişme ve sürekli güncellenme sürecinde; dış müdahaleye açık noktaların kontrolü, kısa ve uzun vadeli kazanımların kollanması, tedbirler, hedefler vs. işler sağlıklı yürütülemiyor. Değişim tam gaz devam ederken tehdit algılarına paralel doğal veya dayatılan sorunlarda artıyor. Bence Ak Parti iktidarı, bu değişimin ve güncelleşmelerin “asgari düzeyde” kalması için maksimum bir uğraşı veriyor! Demokratikleşme paketini bir de bu yönüyle değerlendirmek gerekli diye düşünüyorum.

Gelelim asıl konumuza…

Paketin içeriğinde esas tenkit edilmesi gerekli bir noktaya olan duyarsızlık gerçekten endişe verici… Paketi hazırlayanların “bazı tatminsizliklere rağmen geciken bir ihtiyaca cevap verildi” şeklinde, sanki sorun çözülmüş gibi ya da sorunun çözümüne kapı açılmış gibi sunduğu ülke barajı sorunu ve siyasetin finansmanı konusundaki önerileri, bırakın demokrasiyi, en başta “adalet” kavramına aykırıdır. Maksadım demokrasimizin sorunlarını sadece ülke barajına indirgemek değil; temsilde adalet ilkesine vurgu yapmak… Temsilde adaletli davranmak demokrasilerde olmazsa olmaz şarttır. Nasıl “Ahiret gününe ve gayba iman Müslümanlığın en mühim ve kalbi şartıysa” bir ülkede, o ülkenin ‘seçim sitemi’ ve ‘temsilde adaletin gözetilip gözetilmediği’ konusu “adalet” anlayışının en önemli ölçütüdür.

Pakette yer alan “istikrar sürsün” politikalarına ve seçmen manipülasyonu stratejilerine zeval vermemek adına, mevcut seçim siteminin alternatifi olarak sunulan iki öneriyi dayatmak kısa vadede faydalı olsa da, uzun vadede ciddi krizler doğurur. Ak Parti’nin 11 yıllık iktidarının doğurduğu kutuplaşma ve düşmanlığın neden olacağı kriz değil bu bahsettiğim kriz… Biriken ‘muhalefet enerjisi’nin “sokak muhalefeti” ile tanıştığı ve ufak ufak menfi tesirlerini “içte” ve “dışarıda” kendisini hissettirdiği bir krizi kastediyorum. Ayrıca “Muhalefet yok diye ağlanan” nadir ülkeler arasında olmamızın sebebi de “tam temsilin” sağlanamadığı bu seçim sistemidir.

Yeni seçim sisteminin nasıl olması gerektiği konusunda üç farklı alternatifi tartışmaya açan pakette yer alanlar “layıkıyla” kamuoyunda tartışılmıyor… İleri demokrasi adına %10’luk ülke barajının alternatifi diye sunulan maddelere bir göz atalım:

1) %10 ülke barajlı secim sistemi aynen kalacak: Size öyle bir alternatif sunacağız ki beğenmezseniz aynı sistemle yola devam edeceğiz demek… Yani ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi bir şey!

2) Barajı %5'e düşürelim. Daraltılmış bölge Secim Sistemi’ne geçelim: Burada demek isteniyor ki seçimlerde en çok oy alan parti bölgeye göre çıkartılabilecek birkaç milletvekilinin tamamına yakınını çıkarsın. Diğer partiler başının çaresine baksın!

3) Barajı tamamen kaldıralım. Dar Bölge Seçim Sistemi’ne geçelim: Bu sistemde, sınırları öyle çizersiniz ki, sizin partinizin yoğun olduğu alanlara, karşı partilerin güçlü olduğu yerleri parçalayıp küçük parçalar ekleyerek her zaman çoğunluk olacağınızı garantilersiniz. Bunun örneği ABD temsilciler meclisi seçimlerinde geçmişte gördük. Cumhuriyetçilerin hâkim olduğu ve kanunların izin verdiği eyaletlerde, demokratların hâkim olduğu bölgeler küçük parçalara bölünüp cumhuriyetçilerin güçlü olduğu bölgelerden yaratılan büyük parçalara eklendi. Eğer böyle bir sisteme geçilirse bu durumda, “iyi de; bize ne faydası var” pragmatizminin en iyi tatbikçilerinden biri olan Sayın Başbakan’ın eline cetvel-kalem alarak seçim bölgelerini diğer partileri zayıflatacak şekilde çizecek olmasıdır. Bu da açık açık "Geçmişte zaten Eminönü ve Fatih gibi ilçeleri birleştirdim. Yarın Kadıköy Üsküdar gibi ilçeleri de birleştiririm. Böyle farklı politik tercih sergileyebilecek bölgeleri birleştirir, çıkartılacak vekil sayısını minimuma indiririm. En çok oyu yine benim partim alır, sizin elinizde de kapının tokmağı kalır…” denmek isteniyor!

Yani üç alternatifin üçü de “ya tahammül ya sabır!”

Millî iradenin Meclis’te adaletli bir biçimde temsilini önlemekte ve bazı siyasî partilerin Meclis dışı kalmasına yol açarak bir tür çoğunluk despotizmine yol açmakta, ayrıca, iktidarların formel hukuk açısından meşruiyetine karşılık, kamu vicdanındaki meşruiyetine halel getirmektedir. “Vatandaşlık”ın temelini oluşturan ‘Siyasi Haklar Ekseni’nin sağlıklı bir biçimde işlevsellik kazanabilmesi için, “istikrar” tezi ile “adalet” tezini uygun bir şekilde mezcederek, ilgili kanunlarda seçim oranlarını daha makul bir seviyeye (meselâ yüzde on’dan yüzde beş’e) çekecek düzenlemeler yapılmalıdır.

Hülasa,

'Kendine yapılmasını istemediğin şeyi asla başkasına yapmamak' adaletin ve erdemin temelidir. Bu olgunluk ve ruhsal yetkinliğin “yargı günü”nde kişilerin ve yöneticilerin “kul hakkı” hanesini boşaltan davranış modeli olarak dikkate alınacağına iman etmişizdir…

14 ağustos 2001 tarihinde yapılan bir toplantı sonucu kuruluşunu ilan eden ve kendilerinden önce “adalet ve kalkınma” başlıklarını sıkıntılı bulan bir zihniyet "adalet" kelimesini" iddialı bir şekilde siyasi partisinin adı olarak seçiyorsa, adalet konusundaki hassasiyeti “çıkarlarının” önünde olmalı… .

Demokrasiyi sadece iktidarını sağlamlaştırmada bir araç olarak kullanmayıp, temsilde "ben de varım" diyen yetkin ve meşru her siyasi organizasyonun önünü açan ve kollayan bir ülkede “devletin” varlığı bir anlam kazanabilir. Yoksa insanoğlu bir devletin varlığına niye katlansın ki?

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.