Mademki ‘Kuvvet Atmaktır’

Efendimiz (A.S) Enfal 60’ı izah ederken ayette geçen 'kuvvet' kavramına, geleceğin askeri üstünlüklerini işaret edecek şekilde bir anlam yüklemiş ve üç kez “kuvvet atmaktır” buyurmuştu. Hatta Efendimizin (A.S) mükerreren yüklediği bu anlama ‘denizden atan’ ‘karadan atan’ ve ‘havadan atan’ şeklinde zekice ve latif yorum getirenler dahi olmuştur.

“Karşıtlarınızı caydırmak için olanca gücünüzle kuvvet hazırlayın” ilahi emrinin layıkıyla hayata geçirilmesinin caydırıcı bir otorite ve üstünlükkazandırdığının, hak ve çıkarların kuvvetle sağlandığı ve korunduğunun açıkça müşahede edildiği bir çağdayız…

Bu bağlamda; jeopolitik konumumuz ve güç odaklarının çatışma alanında olmamız hasebiyle algıladığımız jeostratejik tehditler, komşularımızın savunma ve askeri harcamaları, tarihsel hesaplaşmalarla muhatap oluşlarımız göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin savunma ve saldırı teçhizatı alanında kendi kendine yeterli bir ülke olmayı başarmış olması lazımdı.

Ses hızından düşük bir hızda seyreden herhangi bir savaş uçağı ile 4 dakikada boydan boya geçilebilen zalim İsrail dünyada nükleer silah geliştirmiş altıncı ülke. Sürekli geliştirdiği yakın-uzak mesafe aktif koruma ve saldırı teçhizatları ile elektronik harpte ABD’den dahi daha tecrübeli ve batıda önder konumda.

Sanki Enfal 60’ın gereğini biz değil onlar yapıyor!

Suriye'nin sahip olduğu Rus yapımı orta ve uzun menzilli hava savunma bataryası olan Buk-M2 ile Pechora 2M ve Pantsir-S Hava Savunma Sisteminin etkinliği ciddi bir caydırıcılık vazifesi üstleniyor…

İran tamamını kendi imal ettiği savaş uçaklarına, güdümlü füzelere, akıllı bombalara, insanlı ve insansız hava araçlarına karşı koymak üzere tasarlandığı yeni bir hava savunma sistemi Raad (gök gürültüsü) ile meydan okuyor. 48 hedefi belirleyebilen ve her hedefe iki atış yapabilen yerden havaya 6 bin metre menzilli füze sistemine sahip. Bunun yanında S-300 tipi uzun menzilli hava savunma füzesi satın alma konusunda Moskova ile görüşüyor.

Kıbrıs Rum yönetimi bile, İsrail ve İngiltere ile yapılan savunmave askeri işbirliği anlaşmalarıyla hızla tüm olumsuz durumlara karşı gardını güçlendiriyor…

Gelelim bizim hâl-i pür melâlimize!

30 yıldır terör pençesinde ciddi maliyetler ve manevi bedeller ödemeye devam ediyoruz.

Elin oğlu savunma kalkanları ile caka satarken, Türkiye'nin düşük irtifa hava savunma sistemi kendi ürettiği Stinger ve İngiliz yapımı Rapier füzelerine dayanıyor. Orta irtifa ise Amerikan yapımı Hawk füzelerine emanet. Yüksek irtifalı balistik füzelere zaten sahip değiliz.

Dillendirilenlere göre hükümet elzem hale gelen yüksek irtifalı balistik füzelerle ilgili projeler için önümüze çıkarılan 5 milyar dolara yakın maliyet yüzünden ihaleyi iptal etmiş… Türkiye'nin İran ve Suriye'ye karşı hava savunmasını NATO ve Amerika’ya angaje edip, “nasıl olsa Batı ve Rusya’dan ciddi bir tehdit yok. Ne diye 5 milyar dolara yakın parayı bu işe dökelim. Hem dengeler adına fincancı katırlarını ürkütmenin de manası yok” diye bir düşünceye sahip…

Hakikaten hayret!

NATO’ya 60 sene evvel girdik, hala NATO’dan silah talep ediyoruz. Her kriz zamanında NATO'dan patriot sistemini ödünç istiyoruz. Bir Allah’ın kulu da ‘kardeşim etrafımızdaki coğrafya yangın yerine dönmek üzere. Madem ivedi bir şekilde kendimiz yapamıyoruz neden bu sistemi ya da muadillerini satın almıyoruz?’ demiyor. Yıllardır bugünleri görüp de iç çekişmelerden fırsat bulup sıra füze yapmaya gelemedi. O zaman zarfında Çin bu günkü durumuna geldi, Japonya her şeyini kendi yapar durumda, Hindistan kendini düzeltti nükleer güç oldu, Almanya savaşta kaybettiği toprakları geri aldı. İsrail, Suriye ve İran hayli mesafe aldı. Savaş tehdidiyle alakası olmayan kıta Avrupa’sının bir vilayetimiz ölçeğindeki birçok ülkesi dahi yüksek savunma ve saldırı sistemlerine sahip! Türkiye ise hala yüksek irtifa füzesi yapacak! (Envanterimizde bulunan tek yüksek irtifa hava savunma füzesi MIM-14B Nike Hercules'dür. Bunun da sayısı yaklaşık 74’tür.)

Savaşla alakası olmayan Hollanda da gırla olupta, daha 1991'de burnunun dibinde füzeler uçan ve milli savunma deyip başka bir şey demeyen memleketimde nasıl bulunmadığını anlayamadığım savunma oyuncusu Patroitler yeniden sınırlarımıza konuşlanacak!

Gelelim Patroit sistemini ülkemizde ödünç olarak konuşlandırılmasına… Bir cenderenin içinde sıkışmış durumda olan Türkiye'nin yüksek irtifa hava savunmasını NATO ve ABD’ye emanet etmesi ne kadar akıllıca ve menfaatimize uygun?

Buna bir çare bulmak lazım. Bu saatten sonra savunma ve savaş teçhizatına ciddi bütçeler harcamanın büyüme hedeflerimize darbe vuracağını düşünüp de ABD ve NATO’nun kucağına oturmamıza ve askeri vesayet altına girmemizi salık verenler ciddi hata yapıyorlar.

Türkiye şu anda ciddi bir kriz ve ikilemi yaşıyor. Savunmaya çok fazla kaynak ayrılırsa, büyüme olumsuz etkilenir korkusu… Bugün bu ülkede gerek ekonomi gemisinin kaptan köşkünde oturanların içinde olsun, gerekse karar verme mekanizmalarını etkileyen kişi ve kesimlerde olsun, yapılan savunma harcamalarının ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediğini düşünen ve “büyüme endeksini saplantı haline getirmiş” bağımlılar yanlış yapıyor!

Sermaye ve mal varlıklarının yatırıma alternatif olarak savunmaya aktarılması nedeniyle, savunma harcamalarının büyümeye negatif etkisinin olduğunu savunanlarla aynı düşünmüyorum.

Günümüz dünyasında bir realite var: Devletler arenasında, devletler güçleri ve ‘zarar verebilme’ potansiyelleri oranında etkinlik sağlayabilmekte ve milli çıkarlarını koruyabilmektedir. Askeri güç de, bir devletin gücünün en belirgin ve somut öğesidir. Bu açıdan yeterli bir askeri gücün varlığı, çoğu kez fiziksel olarak kullanılmasa bile politik olarak faydalıdır. Ayrıca; bir devletin sahip olduğu askeri gücün, o devletin güvenliğini sağlayacak yeterlilikte olması durumunda ülke, enerji ve kaynaklarının daha büyük bir bölümünü savunma dışı alanlara yoğunlaştırma imkânını bulabilir.

Tamam… Tüm hâl-i pür melâlimizi ortaya koyup kendimizi kamçılıyoruz ama bugün ülkeyi yönetenlerin, her türlü dış tehdide karşı savunmamızı güçlendirmede dışa bağımlılığı azaltma hedefinin olmadığını söylemiyorum. Bu insafsızlık olur. Memleketimizin her türlü güvenlik ve savunmasında gereksinimi duyulan her türlü savunma teçhizatının üretimiyle ve hizmetlerin planlanmasıyla ilgili savunma sanayimizin yeni yeni kendinden söz ettirmeye başlatması sevindirici olsa da, oldukça geç kalmış durumdayız. Şu anda bu teşebbüslerimizin semeresini acil alabilecek zamanımız yok.

Savaş çığlıklarının atıldığı şu zamanlarda; ‘ödünç alıp kriz bittikten sonra geri verme’ ve ‘ayı ile aynı ine girme’ stratejilerinden vazgeçip en kestirme yolu denemeli, maliyeti ve bedelini düşünmeden arzulan “gücü satın almalıyız!”

Hem çoklu jeopolitik açılımlar yapma gayretiyle politikalar üretelim diyoruz hem de savunma gücüne az bütçe ayırarak ise milli güvenliği tehlikeye sokuyoruz. Milli güvenliğin tehlikeye girdikten sonra ekonominin esamisi okunur mu?!

Ülke ve kredi derecelendirme notları, ülke riski göstergeleri gibi saplantılar ‘her şey’ değildir!
Türkiye’nin varlığı, istiklali, istikbali ve bir tek insanımızın güvenliği hiç ama ‘hiç bir şeye’ feda edilemez!

 

0
0
0
s2smodern

TÜM ARŞİV

Değerli Ziyaretçi

18.02.2017

Yandaki TÜM ARŞİV Modulünden Eski Tarihli Yazılarımı Okuyabilirsiniz.