ABD “Müddet ve Direnç Kazanma” Stratejisini Devreye Soktu!

Ahmet TÜRK tarafından yazıldı. Gösterim: 2761

1 )  Türkiye nasıl ki İdlib’te; Rusya ve Suriye tarafından girişilecek bir operasyonu ertelemek ve operasyonun sivil ölümleri ve göç gibi dramatik sonuçlarıyla yüzleşmemek adına “müddet kazanma stratejisi” izliyorsa, şu anda ABD’de aynısını yapıyor! 

Kararlı bir Türkiye’nin sahada neler yapabileceğine “üç kez” şahit olan ABD, Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda benzer bir operasyona girişmesine mani olmak için “müddet ve direnç kazanma” stratejisini devreye sokmuştur. ABD, manevra alanını daraldığında sıkça bu taktiksel hamleye başvurur. 

Öncelikli amacı, ABD askerilerini ve bölgesel yatırımlarını müstakbel Türkiye-YPG çatışmalarındaki risklerden korumaktır.

Dikkat ederseniz, Suriye'de sahada aktif olan her ülke ABD ordusunun geri çekilmesinin kendi ulusal çıkarlarına uygun olduğunu söylüyor, lakin hepsi de "tereddüt" ve "teyakkuz" içinde!

Eğer ABD, Türkiye, Rusya veya İran’ın “muharip hamleleri” sonucunda önce Suriye’den sonra Ortadoğu'dan kovulsaydı sorun olmayacaktı… ABD’nin bu çekilme hamlesinin taktiksel mi? Yoksa yeni bir algı yönetimi mi? Bu soruların cevaplarını kısa ve orta vadede  almaya başlarız!

 2 ) 15 Aralık 2018 tarihli Stratejik Derinlik Çukurunun Üstü Örtülüyor!" başlıklı bir önceki yazımızda, Türkiye’nin öne çıkardığı ‘terör koridoru’ tanımının sadece Suriye’nin kuzeyindeki bölgeyi değil; Irak’ın kuzeyindeki Sincar ile Kandil arasındaki hat ve üstündeki bölgenin de Fırat'ın doğusu kapsamı içinde olduğunun altını çizmiştik.

Eğer Fırat’ın doğusuna yönelik harekât başlarsa, harekâtın ilerleyen aşamalarında Türkiye’nin asıl mücadele alanının Irak’ın kuzeyinde Sincar ile Kandil arasındaki hat üstündeki bölge arasında olacağı hususunda bilgi setleri ve yorumlarımızı paylaşmıştık.

Bu istikametteki öngörülerimiz, Trump’ın Suriye'den ayrılma kararı sonrası yavaş yavaş hayata geçmeye başlamıştır. 

"İllüzyon" amaçlı apar topar dünya kamuoyuna servis edilen "Suriye'den ayrılan ilk parti tır konvoyu" haberlerine konu olan tırların ve taşınan personelin bir kısmı, Irak tarafına geçmeye başlamıştır.

Malumunuz ABD, Erbil’de yaklaşık 1 Milyar dolar maliyetle 51 dönüm üzerinde Pentagon mimarisi ve işlevinde yeni bir konsolosluk binası inşa etmeye başlamıştı. Bu konuyla alakalı daha önce Temmuz 2018’de bir analiz yapmış, ABD’nin Irak'ta Erbil merkezli bir takım hesaplar içinde olduğunu ve bu çapta inşa edilen bir kompleks yapının “konsolosluk” binası olmaktan ziyade “Büyükelçilik” statüsüne daha uygun olduğunu vurgulamıştık.

Erbil’de inşa edilen bu “büyükelçilik” görünümlü çok amaçlı kampüs, ABD/CENTCOM’un müstakbel Suriye ve Irak hedeflemesiyle alakalı önemli ipuçları sunmaktadır!

3 ) Bu saatten sonra ABD düzenli orduları tıpkı Rusya’nın haziran ayında çekildiği gibi peyderpey bölgeden çekilebilir… Lakin bu geri çekilme “tam” bir geri çekilme olmayacak...

Amerika’nın "kayıt dışı", "karanlık" ve "derin" askerî ve istihbarî organizasyonlarının mimarı ve idare edeni CENTCOM bölgeden ayrılmayacaktır. Üstüne üstlük, göreceksiniz eskisinden daha fazla bölgeye kazık çakacaktır! Bundan herkes emin olabilir.

Bölgede resmî olarak ABD varlığı bitecek ancak gayri-resmi olarak ABD orada var olmaya devam edecektir. Bu durum, önümüzdeki dönemde ABD’nin daha da kaidesiz olacağı anlamına gelir!

4 ) Türkiye bu saatten sonra ABD askerlerinin bölgeden çekilme safhalarını izleyecektir. Sadece askerlerini çekmesi Türkiye için kâfi değil; ABD’nin geride bırakacağı muazzam silah ve mühimmat kapasitesinin YPG’den alınıp bölge dışına çıkarılmasıyla alakalı bir komisyon kurulmasını teklif edecektir. Daha da önemlisi çekilme kararının saha gerçekleri ile örtüşüp örtüşmediğine bakacaktır.

Diğer yandan Türkiye, Suriye ve Irak'ta sınırlarına cephe bölgelerde ve derinliğinde etkisini ve nüfuzunu arttırmaya devam edecektir. 

Yüz yıldır Türkiye’nin düşmanı olan ülkelerden “devlet” dilenen ve her türlü “ayrılıkçı projenin” ve “terör eyleminin” gönüllü taşeronu olan YPG/PKK ve türevlerine gelince... Bu terör örgütleri zorunlu olarak Suriye ile temasa geçecektir. Bu dolaylı olarak Rusya ile de temasa geçmek demektir aynı zamanda... Önümüzdeki süreçte Türkiye ile Rusya arasında YPG orijinli sorunlar çıkabilir. CENTCOM'da bu doğrultuda ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkları körükleyerek yeni problem alanları üretebilir.

Amerika; BAE, Suud, Mısır ve Sudan askeri birliklerinin Fırat’ın doğusunda konuşlanması ve bu unsurların bölgedeki Fransa ve İngiltere’ye ait güçlerle konsolide edilmesi sürecini işletebilir.

En nihayetinde Türkiye’yi daha fazla Rusya ve İran’ın safına itelememek ve NATO çizgisinde tutmak adına Menbiç’te geri adım atacaklar gibi gözüküyor. Hatta bu konuda mutabakat da oluşmuş olabilir! Türkiye zaten operatif anlamda aylardır Menbiç'e sızıyordu...  

Şurası kesin ki, Türkiye Menbiç’e girerse, Menbiç’ten sonra doğu -güney ekseninde ilerlemesine izin vermezler…  Çünkü Türkiye’nin bu bölgelere girmesi demek, beraberinde Rusya ve İran’ı da bu bölgelere taşıması demektir. ABD bu statüye maksimum seviyede direnir. Aynı zamanda orta ve uzun vadeli olarak da bölgeyi İran nüfuzuna daha fazla terk etmeyi de göze alamaz.

5 ) Bana göre ABD taktiksel olarak Suriye’den çekilince her şey bitmeyecek. Bizzat bölgede bıraktığı CENTCOM, önceki zamanlardan farklı olarak “operatif” moda geçecek ve farklı bir levelde performans sergileyecek.  İstihbarî kapasitesiyle bölgedeki iç savaşın şiddetini daha da artıracak, masabaşı süreci ve barış imkânını sabote edecek her şeyi yapacak.

Bu istikamette ilk olarak önce Rusya’nın devreye sokmaya çalıştığı (Anayasa Komisyonu oluşturma girişimi) iç savaş sona erecek siyasi müzakereler sürecine geçme yolundaki planlara sekte vuracak hamlelerde bulunabilir ve yeni sorunlar üretebilir.

İkinci olarak, Trump bölgeden çekilme kararıyla birlikte malumunuz “Bırakalım da Ruslar, İranlılar ve rejim grupları DEAŞ bataklığında debelenmeye ve yuvarlanmaya devam etsinler. Zira DEAŞ, sadece bizim (Amerikalılar) düşmanımız değil. DEAŞ, onların da sırtında bir kamburdur, ondan kendiniz kurtulun” mesajı vermeye başladı… .

Peki, bundan sonra ne olur? ABD, DAEŞ sayesinde Suriye’de meşrûiyet, bahane ve rıza üretiyordu...  Bundan sonra Körfez ülkelerinin de fonlamasıyla Taliban ve el Kaide gibi kendi elleriyle kuruduğu bu örgütler ve diğer sekter örgütler üzerinden, yoğun bir şekilde vekâlet savaşı yürütecektir!

YPG bile hapishanelerde tutuklu bulunan DAEŞ militanları üzerinden "daha fazla içeride tutamayabiliriz" beyanlarıyla bölgeye rest çekmeye başladı.

DAEŞ’in ABD tarafından musallat edileceği öncelikli hedeflerin, Batı başkentleri ve Türkiye olacağından kimsenin şüphesi olmasın! İçişleri Bakanlığımız bu hususta epeyi zamandır teyakkuzda ve önemli operasyonlara imza atmaktadır. 

Çok ilginçtir, henüz yeni, Uluslararası Polis Teşkilatı (INTERPOL) Genel Sekreterinin, DEAŞ terör örgütü savaşçılarının Ortadoğu’daki savaş meydanlarına geri dönmeleri sonrasında radikallerin dünyayı saran ikinci bir terör dalgası başlatabileceği konusundaki açıklamaları tesadüfî olmasa gerek!

 Trump şimdiden Suriye'de sahada olan ülkelere ve Batı başkentlerine, DAEŞ merkezli müstakbel problem alanlarına atıf yaparak,  “ne kaybettiğinizi görün/göreceksiniz” demeye başladı bile! 

 Hülasa

ABD hem göstermelik bir şekilde gider, hem de gittiği yeri vekâlet savaşları üzerinden rahat bırakmaz. Bölgeyi istikrarsız hâle getirmek için elinden geleni yapar. Nihayetinde NATO şemsiyesi altında çok daha güçlü bir güvenlik doktrini ile bölgeye dönmenin ve istediğini almanın fırsatını kollar!

 

0
0
0
s2smodern