ABD, Niçin PKK'lı Üç Terörist Başı İçin Ödül Koydu?

Her ne kadar bazı siyasi analistler, ABD’nin PKK’lı üç teröristin başına ödül koyması hamlesini, Menbiç yol haritasındaki ilerlemeden ötürü hayal kırıklığına uğrayan ve Fırat’ın doğusunda YPG’ye yönelik saldırılarını arttıran Türkiye’yi, “kuzey Suriye'de daha fazla imtiyaz vermeksizinsakinleştirmeye yönelik bir çaba olarak nitelese de, ben bu yoruma katılmıyorum…  

Bana göre ABD’nin PKK’nın elebaşlarının başlarına ödül koyması, bu yorumun ötesinde ve daha hacimli planlamayı ve niyeti içerisinde barındırmaktadır. Şöyle ki, bu üç isimin ABD tarafından kadraja alınıp tabiri caizse "wanted" modunda hedef alınması yeni tasarlanmış bir hamle değildir.

Bakınız neredeyse bir yıl oldu, 28 Ocak 2018 tarihinde bloğumda yayınladığım ABD'nin “Tampon Bölge” Teklifi Ne Anlama Geliyor? başlıklı yazımda bugünleri öngören bir vaziyet tespiti ve gelecek tasavvurunda bulunmuş, bu yazımın 3. Maddesinde aynen şunları kaleme almışım: 

 “ ABD, bu güne dek Türkiye’yi dizginlemek için kullandıkları PYD/YPG kartı içerisinden PKK kapasitesini devre dışı bırakmak başta olmak üzere, PYD/YPG’ye verilen silahların PKK'ya gitmeyeceği, gidenlerin ise geri alınması gibi hususlarda garanti verebilirler.

Üstelik bu konuda Türkiye’nin ilgili kurumlarına; teklif ettikleri bu sürecin yönetimi ve denetimi hususlarında sahada işbirliği önerebilirler!

Zaten, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı H.Raymond McMaster’ın bu istikamette çalışmalara başladığı ve PKK’yı YPG/PYD kapasitesi içinden ayıklama odaklı teklifi Türkiye’ye ile müzakere etmeye başladığı biliniyor!”

Aslında Türkiye,Türkiye, ABD’nin PKK üst düzey yöneticilerinin başlarına para ödülü koyması hamlesine şaşırmış değildir. ABD'nin bu hamlesi, PKK/KCK yapılanmasının bölgeden tasfiyesi ve Türkiye'nin PYD/YPG kapasitesine rıza göstermesi amaçlıdır.

ABD tarafından epeyi zamandır Türkiye’ye bu istikamette çeşitli teklifler sunuluyordu zaten… Lakin Türkiye müzakere kapısını açık tutmakla beraber, bu son hamleye son derece temkinli yaklaşmaktadır. 

Peki, ABD'nin bu üç teröristin başına ödül koyması KCK/PKK içerisinde nasıl karşılandı?

KCK'nın resmi açıklamaları oldukça sert... Resmi söylemlerinde ABD'nin bu hamlesini Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmesi vakası gibi niteliyorlar.

Fakat KCK/PKK terör örgütü içerisindeki sayıları her geçen gün artan muhalifler bu işten memnunlar. Kendi haber gruplarında ve formlarında açıkça ifade ediyorlar ki, şu anda Türk Devleti karşısında sahada hezimet üstüne hezimet yaşamalarının faturasını bu üç isme kesiyorlar. Karayılan, Bayık, Kalkan ve kadraja girmeyen diğer yöneticileri, örgütü tasfiye aşamasına getirmekle suçluyorlar.

Çözüm Süreci adı verilen MİT-Öcalan Müzakere Süreci’ni bunların sabote ettiklerini, böylelikle tek bir mermi atmadan ve kayıp vermeden bu sürecin örgütlerine sağlayabileceği avantajları da hebâ ettiklerini iddia ediyorlar! 

Özellikle bu üç ismin Batı basınına verdikleri demeçleri irdeleyip, nasıl stratejik ve taktik hatalar yaptıklarını yazıp-çiziyorlar... Daha da ötesi, bu üç terörist başını, PKK’yı Avrupa başkentlerin kontrolü ve istihbarat servislerinin hizmetine girmekle suçluyorlar!

Anlayacağınız, ABD’nin üzerini çizdiği bu isimler terör örgütü ve ona müzahir çevrelerde de özellikle son iki yıldır zaten en üst perdeden tartışılan isimler…

Gelelim KCK/PKK içerisindeki muhaliflerin asıl niyetlerine... Eğer bu üç PKK’lı yönetici devre dışı bırakılırsa, KCK/PKK'nın tekrar İmralı’daki terörist başı Öcalan’ın kontrolüne girebileceği beklentisi içerisindeler!

Yani ABD'de bu anlaşmazlığı yakından takip ediyor, fakat onlar “Öcalan merkezli” bir YPG/PYD yapılanmasına yol veriyor!

Aslında "Öcalan'ın geri dönüşü" merkezli bu tezler sadece terör örgütü içerisinde kabul görmüyor… Özellikle Sayın Erdoğan’ın iktidar networku içerisinde konuşlanmış, daha önce Çözüm Süreci'nde aktif olmuş, ikinci bir Çözüm Süreci'ne müzahir, sayıları az ama etkinlikleri fazla olan siyasi ve bürokratik bir kapasite; bu argümanı makul ve yönetilir buluyor!

Peki, niçin bu mahfillerde Öcalan’ın yıldızı yeniden parlatılmak isteniyor?

Pek gündeme getirilmiyor yahut hatırlatılmak istenmiyor ama Öcalan aynı zamanda YPG'nin de başıdır! Hatta “Kobani-Cezire ve Afrin" kantonlarının sadece isim babası değil, bu kantonların politik ve idari mimarı da Öcalan’dır! Daha da ötesi Öcalan'ın YPG/PYD indindeki itibarı, mevcut PKK ve HDP kapasitesi içindeki itibarından daha fazladır…

Şu anda ABD’li Ortadoğu uzmanı analistlerin önemli bir kısmının ortak düşüncesi şu: Kürtler askerî-istihbarî-inzibâti yollarla bırakın "devlet" kurmayı, “devlet” temalı bir gelecek tasavvuru dahi kuramaz. Eğer yeniden bir süreç yönetimiyle, mevcut PKK ve HDP politbürosunun tasfiyesi sonrasında bunların yerine Öcalan moderasyonu sağlanırsa, nihayetinde Türk devleti de ikna edilirse “çözüm ortağı” statüsüyle, Fırat’ın Doğusu’nda Türkiye’nin de denetimi ve gözetimi altında yeni bir statü oluşturulabilir.

ABD artık şunu gayet iyi anlamıştır:  Türkiye’ye rağmen Fırat’ın Doğusu’nda CENTCOM gölgesinde bir “Garnizon Kürt Devletçiği” kurulamaz! ABD bu gerçeği biliyor ve buna göre bir istikamet tayininde bulunuyor!

İşte, bu üç PKK’lı yöneticinin başına ödül koyduktan sonraki verdikleri “PKK'ya ilişkin pozisyonumuz net. Ama YPG'yi terör örgütü olarak tanımlamıyoruz” mesajını ve Ankara eski Büyükelçisi James Jeffrey'nin 1 Kasım'da Paris'te Al Arabiya'ya verdiği “ABD'nin iki ortağı Türkler ve Kürtler, arasında çözüm için çaba harcıyoruz” sözünü, yukarıda verdiğim bilgi setleri ve yorumlarım ışında okursanız, mesele daha iyi anlaşılır…

PKK’nın tasfiyesini açıkça deklare eden ABD,  PYD/YPG’ye meşrûiyet ve rıza üretmek adına, Türkiye'ye başka ne tür bir öneri sunabilir?

ABD, Türkiye'ye Fırat’ın Doğusu’na cephe sınırımız boyunca ve 20-30 km. derinliğinde  bir “tampon bölge” teklifi sunabilir. Daha doğrusu bu önerisini güncelleyebilir. Çünkü Ocak 2018’de, yani Afrin Harekâtı sırasında ABD Genelkurmay Başkanlığı sözcüsü Korgeneral Kenneth F. McKenzie “Türkiye ile olası bir güvenli bölge konusunda görüşmelerimiz sürüyor” demişti. Yani Türkiye ile ABD bu istikamette bir öneriyi epeyi zamandır müzakere ediyorlar!

Türkiye en başından beri “elimizde bu yönde bir saha gerçeği yok” diyerek ABD’nin bu teklifine ihtiyatla yaklaştı. Bence Türkiye bu ihtiyatlı duruşunu bozmamalıdır.

Zira, Amerika’nın “tampon bölge” yahut “güvenli bölge” teklifini bir çeşit “yedek plan” olarak niteliyorum naçizane! ABD, Türkiye’nin sahada elde ettiği başarılarla caydırıcılığını arttırmış olan askerî hareketliliğini, önerdikleri bu “tampon  bölge” derinliğinde üretecekleri sair problem alanlarıyla “oyalamak” üzerine bir strateji izleyebilirler. 

Ayrıca işin teknik boyutu da çetrefilli… Bir kere önerilen bölge; Güvenli Bölge (safety zone) mi olacak? Koruma Altındaki Bölge (protected zone) mi olacak? Uçuşa Yasak Bölge (no-fly zone) mi olacak? Yahut Tampon Bölge (buffer zone) mi olacak? Bunların hepsinin statüleri, hukuki durumları ve teknik detayları farklı… Bunlardan biri olacaksa, bunun yönetimi ve denetimi ne olacak?

Örneğin Türkiye, “ben Fırat’ın Doğusu ile kendi sınırlarım arasında ihdas edilecek bir tampon bölgeye ÖSO yahut Türkmen ve Arap ağırlıklı nüfustan yerleştirme yapacağım ve bölgenin güvenliğini de bunlarla birlikte sağlayacağız…” derse ABD buna ne der?

Bunların hepsi bir yana, bu işe Rusya-İran-Suriye ekseni bu işe ne der? Sırf "bu konuların ABD ile müzakere ediliyor" görüntüsü bile Türkiye ile bu ülkeler arasında güven bunalımı doğurur.

Kaz gelecek yerden bırakın tavuğu, tavuk kümesini feda etmeye hazır olan ABD, bu öneriyi Türkiye'ye sunarak bir “nifak faktörü” olarak bunu bile hesap etmiştir! 

Hülasa

Biz bu filmin 90'lı yıllardaki versiyonunu Kuzey Irak’ta izlemiştik! ABD ve müttefikleri o zamanlar, PKK ile Peşmergenin farklı olduğu iddiası ve tezlerini Türkiye'ye dayatmışlar ve PKK'nın bu bölgede olmayacağı sözünü vermişlerdi...

Üstüne üstlük 36. paralelin kuzeyi ve 32. paralelin güneyinde kalan bölgelerde BM kararıyla “uçuşa yasak bölge” ilan edilmişti ve burada özerk bir Kürt devletçiği kurulmayacağı garantisi vermişlerdi... Sonra ne oldu? ABD'ye güvenmenin nasıl büyük bir hata olduğunu ciddi bedeller ödeyerek - ki hâlâ ödemeye devam ediyoruz - öğrendik!

Bu saatten sonra, aynı delikten aynı yılanlara ısırılmanın âlemi yok!

Türkiye herhangi bir sınır kalibrasyonu işlemi yapacaksa ve sınırının hemen önünde “Tampon Bölge” yahut “Güvenli Bölge” ihdas edecekse, bunu hasımlarının teklifiyle değil, kendi iradesiyle yapmalıdır. “Cazip” dahî olsa, bu istikamette gelecek tekliflere itibar edilmemelidir.

Fırat’ın Doğusunu yöneten CENTCOM, ülkemizin bağımsızlık ve bekâ parametrelerini alt-üst edebilecek en büyük tehlikedir.

Türkiye’nin asıl amacı; bedeli ne olursa olsun, CENTCOM’un Suriye sınırının doğusunda YPG/PYD kuruculuğunda bir "garnizon devletçiği" kurmasına mani olmaktır. Türkiye ne yapıp edip, ABD’nin elinden YPG/PYD 'maşası’nı almalı ve CENTCOM’u bölgeden temizlemelidir. 

Türkiye’nin en önemli bekâ faktörü bu işte hedeflemedir!

Bu doğrultuda Afrin’de başlatılan süreç, Menbiç’i de kontrolümüz altına alarak "kararlı" bir şekilde sürdürülmelidir.

Bunun dışındaki her çözüm önerisi geçici ve oyalayıcıdır! En mühimi, bu zamana dek elde ettiğimiz kazanımları da kaybetmemize yol açabilir.

 

0
0
0
s2smodern