Donarak Şehit Olan İki Askerimiz Hakkında

Haber kaynaklarına düştüğü andan beri o ağaçların dibinde donmuş halde duran iki Mehmetçiğin fotosuna bakıp duruyorum… Çatışmayı, operasyonu, kazayı, patlamayı anlıyorum da; sene 2018'de, üstelik daha ekim ayında (yani teknik olarak bu coğrafyanın kış ayı bile değil) hava koşulları sebebiyle görevdeki iki canı kaybetmek misliyle ağır geliyor bana…

Kafamdan türlü sorular geçiyor… İki Mehmetçiğimiz orada nasıl donmuş? Unutulmuşlar mı? Timlerinden ayrı mı düşmüşler? Acaba birkaç gün zamanla sınırlı teçhizatla daha fazla zaman dilimi içinde mi arazide kaldılar? Başlarına başka bir şey mi geldi? Hipotermiye yakalanacak raddeye gelen bir asker niçin iletişim imkânlarını kullanıp yardım istemedi? İstedilerse bunlara niçin ulaşılamadı?

Bu elim hadise muhakkak tatmin edici bir izah gerektiriyor. Türk askeri son iki yıldır neredeyse aralıksız bir şekilde, dört mevsim - 7/24 rotasyonlu olarak arazide. Böyle bir elim olayın şu an yaşanması, ya beklenilmeyen bir durum olduğunun ya da ciddi bir hata yapıldığının göstergesidir.

Benim bildiğim ve son yıllarda bizzat gözlemlediğim TSK genel olarak mümkün olduğunca askerlerin ihtiyaçlarını gözetiyor ve elinden geldiğince tamamlamaya çalışıyor. TSK’da teçhizatla ilgili problem olduğunu düşünmüyorum. Fakat önümüzde de donarak şehit olan iki askerimiz var.  Bu da demektir ki ortada bir ihmal var.

Konuyla alakalı bilhassa askerî içerikli çeşitli haber gruplarında ve sosyal medya hesaplarında yazılanları okuyorum yorumlar hemen hemen aynı: “ Sanki bu vaka, birliği komuta edenlerin planlama hatası gibi duruyor. Çünkü asker hava durumuna ve coğrafi şartlara göre teçhiz edilmese, bugün iki şehit haberi değil onlarca şehit haberi gelirdi… Bu yüzden şehit askerlerimizin emir komuta zincirindeki her kademe sorgulanmalı, hatta süreç askerî malzeme temini ihalesinden kaynaklanabilecek “yetersiz kalite” kıyafet alımı ihtimallerine kadar araştırılmalıdır…

Diğer yandan bu olayı münhasıran bu işleri bilen özel kuvvetlerden emekli bir büyüğümüze telefonla sordum. “Olayın detayını bilmek lazım” diyerek konuya girdi ve daha çok işin “teknik” boyutuna dalarak şöyle devam etti: “… Rakımı yükse dağlık alanda rüzgâr yersen ölürsün. Arazide yapacağın ilk iş soğuktan değil, rüzgârdan korunmaktır. Mehmetçiklerimizin bedenleri nerede bulunmuş? Ne kadar bir yol kat etmişler? En yakın ekiple aralarında ne kadar mesafe var? Pusudan mı kaçmışlar? Bunlar bilinmesi gereken hususlar… Diğer yandan, istediğin ekipmana sahip ol, doğayı ve gittiğin araziyi bilmiyorsan ölüm riskin artar. Bu işin şakası yok.  

Gelelim en önemli noktaya; niye bu göreve çıkan timden sadece iki tanesi şehit oluyor? Burada donan bir timden bahsetsek takım komutanı sorumlu tutulabilir. İki tanesinin donması askerlerle ilgili bir taktik hatadan kaynaklı olduğunu gösterebilir…

Hülasa

Fransız yazar ve düşünür Albert Camus  “Veba” adlı kitabının başlarında "Bir ülkeyi tanımanın en bildik yollarından biri de insanların orada nasıl çalıştığına, orada birbirlerini nasıl sevdiğine ve nasıl öldüğüne bakmaktır." Demiş…  

Tunceli’de yaşanan bu elim hadiseye her şeyden önce bu açıdan bakmak lazım…

Gerçekten tatmin edici bir izaha muhtaç vak'a… Aynı hava ve coğrafî şartlarda, aynı birlikte, aynı ekipman kullanan bir tim de, iki asker donarak şehit oluyor! Hadise sadece hipotermi/donma tanısıyla sınırlı gerekçelerle izah edilecek gibi de durmuyor! Hele hele “bu işin fıtratında vardır” diyerek geçiştirilecek bir durum hiç değil!

Türkiye gibi dünyanın sayılı orduları içinde üst sıralarda yer alan bir ülkenin askeri “ancak” düşmanla çatışarak şehit olabilir! Bunun haricindeki tüm riskler için maksimum tedbirler alınır. Bu devirde donarak ölmek nedir? Eğitim veya intikal zayiatı olmak nedir? 

Bu elim olayın; yukarıda vurgulamaya çalıştığım bilgi setleri ve bu doğrultuda ortaya çıkan sorular istikametinde, tüm boyutlarıyla araştırılarak ivedilikle aydınlatılması gerekir. Akabinde hiç bir idare-i maslahat güdülmeden sorumlu veya sorumlulara mutlaka ihmal ve hatalarının bedelleri ödetilmelidir.

0
0
0
s2smodern