Tahran Zirvesi Sonrası Türkiye’yi Neler Bekliyor?

14 Ağustos'ta yayınladığımız İdlib’te Neler Oluyor? başlıklı yazımızın sonuç bölümünde önemli bir vaziyet tespiti yapmış ve bir öngörüde bulunmuştuk.

İlgili analizimizde Trump yönetimi ve Atlantik İttifakı'yla yaşadığı her kriz sonrası Rusya’nın yamacına bir öncekinden daha fazla yanaşmak zorunda kalan Türkiye’nin, Suriye’de zor-bela konuşlandığı Rusya-İran eksenini ve networklarını “denge”ler adına uzun bir süre daha bekletemeyeceğini vurgulamıştık.

En önemlisi, Türkiye’nin, Rusya-İran-Esad ekseniyle “açık uçlu” müzakere düzenini daha fazla sürdüremeyeceğini ifadede etmiştik.

7 Eylül 2018 Tahran Zirvesi’nin en önemli sonucu; Türkiye’nin konjonktürel avantajları ve günü kurtaran fırsatları kovalamayı bırakıp, bir an önce jeopolitik konumunu ve taraf olduğu politik ekseninidüzgün” ve “net” bir şekilde tayin etmesi sürecini hızlandırdı.

Gelelim “Tahran Zirvesi” ile alakalı diğer düşüncelerimize…

Öncelikle şunu ifade edelim, bu tip zirveler bir zafer veya yenilgi yeri değildir. Orada tarafların performanslarının yüksekliği veya düşüklüğü somut hakikatleri değiştirmez. Somut hakikatler ise çok uzun süreçler içerisinde ülkelerin izledikleri politikaların sonucudur.

Malumunuz masanın iki aktörü Şam yönetimi destekçisi,  Türkiye ise Şam rejim karşıtı bir pozisyondaydı... Masadaki bu dengesizliğe, askerî ve istihbarî kapasite açısından Rusya ve İran’ın sahadaki üstünlüğü de eklenince malum tablo kaçınılmaz oldu.  

Her şey den önce “Nasıl olsa ABD ile hasmane ilişki içindeyiz. Rusya bu sebeple bizi yanında tutmak için her dediğimiz yapar, her nazımızı çeker” anlayışını temel alan politikalar hükmünü kaybetti.

Bu vaziyet tespitlerinin dışında söylenebilecek her şey tâli tespitlerdir…

Bu saatten sonra neler olabileceği noktasında kafa yormak lazım. Yazımızın bundan sonrası naçizane bu doğrultuda düşüncelerimizi içermektedir.

Uluslararası ilişkilerin derinlerinde ihanet ile sadakat kol kola gezer derler…

Bazı dış politika uzmanları konu Ortadoğu olduğunda, “ABD ve İngiltere’nin olmadığı masalar solcuların rakı masası gibidir, sadece konuşulur fakat icraat olmaz” tespitini sık kullanırlar…

Tahran Zirvesi’nin akıbeti de bu ironik tespitle yakından ilintili bir şekilde ilerleyecek gibi. Günün moda deyimiyle ifade edecek olursak, bundan sonra Ortadoğu’da kartlar sürekli yeniden dağıtılır durur!

Bu haseple, Türkiye olası İdlib operasyonu sonrası yaşanacak olan büyük insani dram nedeniyle yeni bir sığınmacı akınına maruz kalabilir, belki orada konuşlu 12 gözlem karakolu ve dahî askerî ve istihbarî kapasitesiyle birlikte ağır risklerle yüz yüze kalabilir; lakin kısa dönemde Suriye ve İran’ın daha ağır bedeller ödeyeceğini düşünüyorum.

Yüzyıllardır Rusların tek istediği şey sıcak denizlere inmekti... Bu süreçte bu amaçlarına ulaştılar. Akdeniz’de kendilerine ait bir deniz üssü ile bir hava üssü elde ettiler. O deniz ve hava üsleri Rusya'nın elinde kaldığı sürece de, Ortadoğu yanmış yıkılmış umurunda olmaz. Hatta devran değiştiğinde İran ve Suriye'yi dahi yüzüstü bırakır!

Akdeniz havzasına inmiş Rusya’nın, Fırat’ın doğusuna çöken ABD'yle, 1916 Sykes-Picot sürecinde olduğu gibi, gizli bir paylaşım tezgâhının içinde olabileceği doğrultusundaki iddialar kimseyi şaşırtıyor mu?

Yine, yarın bir gün Rusya’nın Fırat’ın doğusunda CENTCOM ile iş tutmayacağını, Şam yönetimi ile Esad rejimi ile YPK/PKK arasında “uyuşmazlık çözümü” misyonu üstlenmeyeceği kesin bir dille iddia edilebilir mi?

Türkiye, Tahran Zirvesi’nde masadan kalktığı andan itibaren, artık adı İran ve Rusya ile her konuda tam mutabakat sağlamış bir ülke olarak anılamayacaktır. Çünkü Türkiye’nin “ateşkes” talebi reddedilmiş ve metne eklenmemiştir. Tıpkı iki yıl önce Suriye’nin kuzeyinde o kadar istemesine rağmen reddedilen, göç dalgasına karşı istediği güvenli bölge talebi gibi.

Rusya ile Suriye, yeni bir mülteci akınını  operatif anlamda aleyhimize kontra bir hamle olarak sevk ve idare etmeye başlarlarsa, en önemlisi Afrin kazanımlarımız hedef alınmaya başlanırsa, Türkiye en başa döner. Yapacağı ilk iş, Batı’lı ülkeleri akabinde ABD’yi bölgeye sürerek aleyhinde gelişen asimetrik durumu ortadan kaldırmaya çalışmak olur!

Önceki gün Wall Street Journal Sayın Erdoğan'ın Suriye krizi ve İdlib sorunuyla ilgili bir makalesine yer verdi. Sayın Erdoğan “Eğer Avrupa ve ABD dâhil uluslararası toplum bugün gerekli adımları atmazsa, bunun bedelini yalnızca Suriyeli masumlar değil tüm dünya ödeyecektir” uyarısıyla şimdiden Batı’yı bölgeye müdahil olmaya davet etmeye başladı bile!

Rusların startını verdikleri İdlib operasyonu daha önce Gürcistan ve Ukrayna da yaptığı askerî operasyonlar şeklin evirilmeye başlanırsa, son yılların en büyük insanî dramlarından biri yaşanacaktır. Bu kesin. BM başta olmak üzere uluslararası gözlemcilerin beklentileri de bu doğrultuda.

Zaten ABD uzunca bir süredir Ortadoğu da eski konumuna dönmek için bir fırsat kolluyor. Şu aşamada İdlib’te yaşanması muhtemel kuralsız savaş sonrası ortaya çıkması muhtemel trajik tablo, onlar için bulunmaz bir nimet. Biliyorsunuz ABD bu bahaneyle göz koyduğu bölgelere/ülkelere insanî yardım ve demokrasi götürmeye bayılır!

Batı başkentleri İdlib'e karışmaz diyenler de yanılıyor. Almanya dışişleri Bakanı’nın son Ankara ziyaretleri ile Merkel'in İdlib orijinli mesajlarını iyi okumak lazım. Fransa Savunma Bakanının "İdlib'te kimyasal kullanılırsa vurmaya hazırız" çıkışları cabası... İngiltere’yi konuşmuyorum bile. Ekonomik kriz dolayısıyla bu aralar su yoluna çevirdik Londra’yı... Bu gitmelerde sadece ekonomi konuşulmadığına, Suriye’nin de konuşulduğuna emin olun!

Hülasa... Tahran Zirvesi sonrası Türkiye hayli kırgın. Bir süredir neredeyse bütün Batı dünyası ve ABD'yi karşısına alıp, İran ve Rusya ile çok yakın askeri ve siyasi ilişkiler içine girdi. Tabi ki hem ülke, hem de bölgenin menfaatleri için. Ama ne Rusya’nın ne de İran’ın bunu doğru okuyamadığını düşünüyorum. Sadece kendi menfaatlerini ön planda tuttular.

Bugünden sonra tüm dünyaya “…Suriye’nin siyasi, coğrafi gerçek bütünlüğü sağlanana kadar bölgedeki varlığımızı korumakta kararlıyız” mesajı veren Türkiye, Rusya ve İran için kolay kolay kimseyi karşısına almaz!

İşte o gün geldiğinde de, azdan az çoktan çok gider.

Eğer...

Tahran Zirvesi’nde İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin verdiği: “ABD’yi Fırat’ın doğusundan çıkmaya zorlayalım” mesaja Rusya kararlı bir şekilde ortak olursa ve bu istikamette somut adımlar atarsa, ancak o zaman Türkiye’yi yanlarında tutabilirler!

Şu gerçek unutulmasın: Türkiye belki şu anda Suriye’de oynanan oyunun kurallarını değiştirecek tâkati olmayabilir, lakin rahatlıkla oyunu değiştirebilecek imkânlara sahiptir!

 

0
0
0
s2smodern