Yemen’de Yaşanan İnsanlık Dramı!

İsmet Özel’in bizleri hayatı tanımaktan fazlasıyla yorgun düşüren mısraları içeren “İçimden Şu Zalim Şüpheyi Kaldır” isimli şiirinde harika bir “durum tespiti” vardır: “İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır…''

Günümüz Müslümanların geneline yakınını da içine alan bu tespit, bence taassup illetine duçar olmuş kesimleri de nitelemektedir.

Bu haseple en son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Bilhassa mezhep taassubuna duçar olmuş, yani inanarak genişlemek yerine, inancı söz konusu olduğunda gerilmeyi ve germeyi tercih eden anlayışlara hitap etmiyor bu yazım!

Bu yazımın konusu Yemen. Yani salt “mezhep taassubu” ve “dengeler” adına orada yaşanan zulme Müslümanların ekserisinin sağır kesildiği bir coğrafya… Tıpkı yine “dengeler” adına görmezlikten gelinen Doğu Türkistan Türklerinin yaşadıkları zulüm gibi…

Hâliyle başta ülkemizdeki Müslümanlar olmak üzere, insanların ekserisi çevre coğrafyamızda Suriye’den sonraki en “yoğun” savaş bölgelerden birinin de Yemen olduğunu bilmiyorlar.

Çünkü taassuba duçar olan kesimlerin “mağduriyet” ve “mazlumiyet” kriterlerine uymamış olacak ki, Yemen ile alakalı haberler layık olduğu hacimde İslam Dünyası medyasında/gündeminde yer almıyor. Tıpkı Doğu Türkistan’a dair haberler gibi!

Çünkü Yemen nüfusunun yarısını teşkil eden Şii mezhebine dâhil olan Husilerin yaşanan mücadelenin bir tarafı olmasından ötürü, Sünni taassubuna duçar olmuş kesimler, o bölgede olup bitenleri, en önemlisi oradaki insanların Şii-Sünni demeden yaşadığı zulmü görmezlikten geliyor maalesef...

Bakınız size ilginç bir bilgi vereyim; Ortadoğu’da mezhep ayrışması neredeyse toplumu ikiye ayıracak raddede olan, buna karşın mezhepsel kimliklerin toplumsal görünürlüğünün en az olduğu ülke Yemen’di… Ta ki Emperyalistler bu bölgede fitne çıkarana kadar!

Başta söyleyelim; Husilerin/Ensarullah hareketinin ideolojik çizgisi, her türlü tartışmaya açıktır. Ancak burada benim için ideolojik etiketten daha önemli olan, fiili siyasi duruştur.

ABD emperyalizmi ve bunun taşeronu Suud rejiminin fonladığı ve dahî her türlü askerî ve istihbarî desteği verdiği diğer İslamcı gruplara rağmen, geniş bir halk desteğine hatta Sünni halkın bile desteğini alan Husilerin politik duruşu benim için evladır.

Bu durum benim gibi düşünenleri ne Şii yapar, ne de Şii taraftarı… Nasıl ki geçmişte Afgan Müslümanlarının direnişini desteklemek ve oradaki insanlık dramını ön plana çıkarmak bizi en nihayetinde Taliban taraftarı yapmadıysa, nasıl ki Irak zulmüne karşı durmak bizi Saddamcı yapmadıysa, Yemen’deki insanların mağduriyetini dillendirmekte bizi Şii taraftarı yapmaz.

Emperyalist devletler ve onların desteklediği bölgesel güçler, Yemen’e müdahale ederken bizim üzerine titrediğimiz “insanî” kriterleri gözetmiyorlar. Öyle “meşrûiyet” kaygısı filan da gütmüyorlar! Tek amaçları kendi hegemonyalarını hâkim kılmak olunca; kan, gözyaşı, fakirlik, açlık, yoksunluk olağan bir sonuç olarak ortaya çıkıyor.

İşte bu yüzden Yemen’de yaşanan insanî drama mezhep temelli veya başka saiklerle bakmıyoruz. "İnsanî" ve "İslamî" hassasiyetlerimizin icabı bakıyoruz.

Yemen de hava saldırılarıyla masum siviller öldürülüyor.

Yemen de çocuklar katlediliyor.

Yemen’de 3 yıldır süren çatışmalar en çok çocukları etkiliyor. Suudi güçlerinin geçen günlerdeki saldırısı sonucu 29’u çocuk 50 kişi yaşamını yitirirken, 3 yılda üç bine yakın çocuğun öldürüldüğü belirtiliyor.

Bu noktada çocukları hedef alan saldırıların asla kabul edilemeyeceğini belirten UNICEF genel direktörü Henrietta Fore, Suud hava saldırıları sonrasındaki yaşananları görünce, “Yemen’de bir okul otobüsünde bulunan masum çocukları hedef alan hava saldırısı karşısında dehşete düştüm. Artık yeter” ifadelerini kullanmıştır.

Yine UNICEF’in verilerine göre, Yemen’de tahminen her on dakikada bir çocuk tedavisi mümkün bir hastalıktan dolayı hayatını kaybediyor. Salgın hastalıklar ise cabası!

Çocukların, kadınların hülasa sivillerin katledildiği yerlerde zulüm vardır.

Zulmün ise; dinî, mezhebî ve politik hiçbir meşrû gerekçesi olamaz.

Zulme karşı gelmek ve zulmü dillendirmek insanî ve İslamî bir vecibedir.

&

Bu girişten sonra gelelim Yemen de ne olup bittiğine dair vereceğimiz bilgi ve yorum setlerine…

Aslında çok fazla teknik detaylara girmeye ve analiz kasmaya gerek yok!

Aynen Suriye gibi Yemen’de, milyonlarca insanın kanına malına ve gözyaşına neden olan olayların tohumunun ekildiği “Arap Baharı” adı verilen değişim sürecinin kapsamı alanındaydı… 

Arap Baharı'nın estirildiği diğer ülkelerde ne yaşandıysa; iktidarlar nasıl devrildiyse, ülkeler nasıl dış müdahaleye açık hâle getirildiyse ve iç savaş ortamına sokulduysa, ne idiğü belirsiz bir sürü sekter örgütler peydâ olduysa Yemen’de aynısı oldu ve olmaya devam ediyor.

Burada piyasadaki yüzer-gezer ve mezhep taassubu ateşinin altını harlayan yorumların aksine açılacak en önemli parantez; Husi/Ensarullah hareketinin öncülük ettiği, başta nümayişlerle başlayan ardından ayaklanmaya dönüşen ve şu ABD ve Suud koalisyonuyla çatışan topluluk sadece Zeydi Şiilerden ibaret değil… Şafii Sünniler de dâhil olmak üzere pek çok farklı mezhepten ve alt-mezhepten Yemenliler de bu mücadelenin içinde…

Dedik ya Yemen BOP Projesi’nin kapsama alanında diye… Tezgâh daha önceden hazırlanmış! WikiLeaks tarafından yayınlanan belgelere bakılırsa, ABD 2009'dan 2015'in Mart ayına kadar Yemen'de askeri eğitim vermiş, çeşitli gruplara silah ve mühimmat sağlamış ve dahî mali destekte bulunmuş… Anlayacağınız Yemen’i bir iç savaş ortamına taşıyacak zemini önceden kurgulanmış ve işletilmiş zaten! 

BOP Projesi gereğince hedeflen “Fırat’ın doğusu” hâkimiyetini sağlayan ve bu coğrafyayı Irakla eklemlemeyi düşünen Trump Amerikası için özellikle Suudi’ler için Yemen Suriye’den bir tık daha önemlidir.

Buradaki asıl savaş Hürmüz'de, Aden'de, Malakka'da devam ediyor. Savaşın bu cephesinde amaç, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı’na hâkim olma durumundan ibaret. Zaten haritayı açık baktığınızda elde edilmek istenen alan hâkimiyetinin, Aden Körfezi ve sahil bölgesini kapsadığını daha iyi ve net görürsünüz.

ABD bölgeye tam olarak inmek istemiyor ancak bu iş Suudi’lerle de olacak gibi de görünmüyor. Sahil kesiminde topraklar el değiştirip duruyor. Tüm amaç sahil bölgesinde kontrolü kimin sağlayacağı ve Kızıldeniz’de söz hakkının kimde olacağındadır.

Lakin bu bölgede yapılan her türlü siyasi hesap ve her türlü taassup, bir hiç uğruna ve şehirlerde yaşayan halkın ceset üzerine ceset yığmasından yaşan her türlü insanlık dramından daha önemli değildir.

 

0
0
0
s2smodern