İdlib’te Neler Oluyor?

1 ) Bildiğiniz üzere Türkiye epeyi bir süredir, bilhassa İdlib’te, “devlet altı örgütlenmeler” olarak nitelenen çeşitli çatı örgütler ve bu örgütlerden ayrılan fakat militan geçişkenliğini sürdüren ve küresel aksta “cihatçı” olarak adlandırılan sekter gruplar üzerinden çeşitli  “operatif” faaliyetler yürütüyor.

Ülkemiz bu uygulamaları yüzünden çokça eleştirilse de, diğer ülkelerin özellikle küresel aktörlerin yaptığından farklı bir şey yapmıyor aslında... Bir çeşit vekâlet savaşı yürütüyor. Çeşitli hatalar yapılsa da, zaman zaman “kaideli devlet” ilkeleri dışına çıkılsa da, başta İdlib olmak üzere Cerablus-Azez hattında ve El Bab derinliğinde “alan hâkimiyeti” elde edilmesinde bu tür örtülü ve şeffaf "operatif" uygulamaların ciddi katkıları olmuştur.

Yani Türkiye İdlib’de bu muhalif örgütler üzerinden izlediği stratejiyi, Suriye siyasetinde önemli bir koz olarak kullandı.

Rusya-İran bilahare ve dolaylı olarak Suriye-Esad ekseniyle ortak anlayış ve askerî mutabakatına dayalı bir ilişkiye girmemizin ve “masada” yer almamızın tek sebebi sadece ABD-CENTCOM kapasitesine olan karşıtlığımız değil… Sahada bu örgütler üzerinden devreye soktuğumuz “operatif devlet uygulaması” neticesinde elde ettiğimiz "zarar verme potansiyeli"nin bu süreçteki kritik katkılarını kimse inkâr edemez.

Bu sayede, güvenli bölgelerin ayrıştırılmaları ve ayrıştırılmış bu güvenli bölgelerde askerî güç-devriye sistemi teşkil ettirilerek mutabakat sürecine dâhil olduk.

Yine bu sayede sahada güvence temin ettik ve yükümlülük de üstlenerek ‘çatışmasızlık bölgesi’ ilan edilen İdlib’te garantör-gözlemci statüsü elde ettik. Bu istikamette, Ekim 2017’den bu yana İdlib'te toplam 12 gözlem noktası kurduk ve bu noktalara yaklaşık 1300 asker konuşlandırdık.

2 ) Fakat gelinen aşamada sahada ihdas edilen “gerilimsiz” ve “çatışmazsız bölge” uygulamalarına rağmen İdlib bir türlü istikrarı yakalayamadı.

Üzerinden operatif süreç yürüttüğümüz muhalif örgütlerin kendi aralarındaki çatışmalar, bunların her türlü dış müdahaleye açık olması, Suriye rejimin son günlerde daha güneyde bu muhalif örgütlerin türevlerine yönelik başarılı operasyonları; İdlib’i Türkiye için kullanışsız hale getirdi.

Öte yandan, Türkiye’nin yönünde baskılar artmış durumdadır. Türkiye’ye yönelik “Şam yönetimine muhalif örgütlere kalkan olmak” suçlaması ve Türkiye’nin artık Suriye’de operatif devlet uygulamasından çıkması yönünde baskılar iyice artmış durumda. 

İki gün önce Rusya İdlib’teki ateşkes rejiminin, Türkiye’nin operatif etkinlikte bulunduğu Şam yönetimine muhalif örgütleri kapsamayacağı yönünde tavır koydu.

3 ) Anlayacağınız üzereHatay’ın Altınözü ile Reyhanlı ilçelerinin tam karşısında bulunan ve her şeyden önce Hatay’a cephe sınırımızın güvenliği için çok mühim bölge olan İdlib, yeni bir çatışma alanı ve mülteci akını potansiyeli bakımından ülkemiz için tehdit ve tehlike üretir haldedir…

Rusya ve İran destekli Suriye 19 Haziran 2018 tarihinden beri, Suriye’nin güneyindeki bölgelerden başlayarak “cihatçı” diye niteledikleri muhalif sekter örgütlere karşı “Bazalt Operasyonu” adı altında saldırıya geçmiş durumda.

Güneydeki örgüt mensuplarını bilhassa kuzeye süren Suriye rejiminin hedefinde İdlib var. Suriye ordusu şimdiden İdlib’e ara ara top atışı düzenlemeye başladı.

Fakat gerek Rusya Bakanı Sergey Lavrov'un dün gerçekleştirdiği Ankara ziyareti, gerek yakında Tahran'da gerçekleşmesi beklenen Putin-Erdoğan-Ruhani zirvesi, gerekse 7 Eylül'de Türkiye, Rusya, Almanya ve Fransa liderlerinin zirvesi gerçekleşmeden Suriye’nin direkt topyekûn İdlib’e saldırması beklenmiyor.

Eğer bu diplomasi trafiğinden Rusya Türkiye’yi bu örgütlerin bölgeden tahliyesiyle ilgili ikna edemezse, Eylül-Kasım ayları arası İdlib’te şiddetli-sınırsız-sorumsuz çatışmalar yaşanacağı aşikâr…

4 ) Şurası bir gerçek ki; artık bu tür sekter örgütler üzerinden, hem de kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan bu coğrafyada, istihbarî temelli stratejiler uygulamak, mevzî tahkim etmek ve süreç yönetmek günden güne güçleşiyor. Sahadaki istihbarî kapasitemiz, bu bölgesel devlet altı örgütlenmelerle etkileşimini düzgün bir şekilde kalibre etmekte zorlanmaya başladı.

Türkiye  bir an önce “kaideli” ve “düzenli” ordularıyla sahada kalıcı olacak yeni stratejiler üretmeli ve devreye sokmalıdır.

Unutulmamalıdır;  bu sekter örgütlerle karşılıklı olarak pragmatik temelde kerhen kurulan işbirliğimiz her an düşmanlığa dönüşebilir. Hatta bu örgütler başka ülkelerin operatif güçleri haline gelip ülkemiz için tehdit ve tehlike üretmeye başlayabilirler.  

5 ) Türkiye’nin müstakbel İdlib operasyonlarında iki seçenekten birini tercih edecek: İlki, operatif devlet modu uygulamalarına devam edecek ve bu sekter örgütler üzerinden bölgede mevzî tahkim etmeye devam edecek…

Ki, bu seçenek aynı zamanda Türkiye’nin Suriye ile anlaşma beklentilerini de ortadan kaldıracak. Çünkü İdlib’teki sekter örgütlerin gidebileceği bir yer kalmadı artık, İdlib son kale onlar için… Eğer Türkiye sınırları kapatır bu örgütleri İdlib'e hapsederse, Afrin bölgesine de geçişlerini engellerse Suriye ile dişe diş savaşmak zorundalar. Bu ilk yol tercih edilirse, Türkiye bu örgütleri kullanarak Şam yönetimini Esad’ı zorlamaya devam edecek…

İkincisi seçeneğe gelince… Bu seçenek yukarıda belirttiğim Ağustos ayı içerisinde ve Eylül ayı başında gerçekleşecek olan görüşmeler ve müzakerelerden sonra netleşecek… Rusya, Suriye’nin İdlib operasyonundan vazgeçmesi ve dolayıyla yeni bir mülteci akını tehdidinin de önünü kesmek için Türkiye’ye Ankara- Şam resmi görüşmelerini önerebilir yahut dayatabilir.

6 ) Türkiye, Suriye’nin İdlib'e topyekûn saldırma ihtimaline karşı şimdiden tedbirlerini almalıdır.

Behemehâl ve ivedilikle; Hatay-İdlib sınırına ve İdlib-Afrin sınırlarında, Cerablus ve Azez hattının sınırlarımıza olan cephesinde ve derinliğinde, coğrafi koşullar ve yerleşim birimleri dikkate alınarak, tampon veya güvenli cep bölgeler oluşturmalıdır.

Gerek sekter örgüt mensubu sızmaları, gerekse sınırlarımıza dayanacak yeni mülteci akınının üreteceği tehdit ve tehlikeler mutlaka sınırlarımızın ötesinde karşılanmalıdır.

Hülasa

Türkiye şu sıralar; boğuşmak zorunda bırakıldığı “parça parça” önüne konulan “problem” alanları ve maruz kaldığı düşmanca politikaların makul seviyeleri aşması yüzünden, rasyonel bir "denge politikası" izlemekte zorlanıyor.

Hâliyle, çıkar çatışmalarından faydalanma imkânlarımız ve yeri geldiğinde “zarar verme” potansiyelimiz azalıyor. Maalesef hızlı bir şekilde “taraf” olmaya doğru sürükleniyoruz!

İşte… İdlib bu problem alanlarından sadece birisi, fakat ülkemizin Suriye’deki bundan sonraki pozisyonunu ve Afrin kazanımlarımızın akıbetini belirleyebilecek derecede önem arz eden bir problem alanı…

Artık şu gerçek iyiden iyiye kendini açık etmeye başlamıştır: 

Trump yönetimi ve Atlantik İttifakı'yla yaşadığı her kriz sonrası Rusya’nın yamacına bir öncekinden daha fazla yanaşmak zorunda kalan Türkiye, Suriye’de zor-bela konuşlandığı Rusya-İran eksenini ve networklarını uzun bir süre daha “denge”ler adına bekletemez.

Hâliyle, Suriye hakkında Rusya-İran-Esad ekseniyle açık uçlu müzakere düzenini de daha fazla sürdüremez.

Bu kez Rusya, Türkiye’den İdlib’te ciddi hacim kazanan ve üzerinden operatif uygulamalarda bulunduğu Şam yönetimine muhalif radikal örgütler hakkında “tamam" ya da "devam” noktasında net karar vermesini isteyebilir.  

Rusya eğer bu "net" tavrı Türkiye’den almazsa neler olabilir? İlk etapta Suriye’nin İdlib’de ciddi- şiddetli-sınırsız-sorumsuz saldırılarına yol verebilir. Akabinde, ASTANA sürecini İsrail’den başka Ürdün ve Mısır yönünde genişletmek adına çeşitli adımlar atabilir. Hatta PKK/YPG’nin ASTANA sürecine eklemlenmesine kadar taşıyabilir işi…

Daha öncede ilgili yazımızda kaleme aldık, tam yerine denk geldi yine tekrarlıyoruz:

Yağmurdan kaçarken doluya yakalanmayalım! Bu haseple, Türkiye artık, kime dost kime düşman diyeceğini netleştirmelidir. Neye “evet” neye “hayır” diyeceğini de açıkça ifade etmelidir.

En önemlisi konjonktürel avantajları ve günü kurtaran fırsatları kovalamayı bırakıp, bir an önce jeopolitik konumunu “düzgün” ve “net” bir şekilde tayin etmelidir.

 

0
0
0
s2smodern